Soframızın Baş Tacı Ekmek

0
136

Değerli Okurlarım, sofralarımızın vazgeçilmezi nedir dense ya da dünyada en çok üretilen ve en çok tüketilen temel gıda maddesi nedir dense, kuşkusuz herkes “EKMEK” diyecektir. Halk arasında “NİMET” olarak vasıflandırılan o vazgeçilmez gıda maddesi Ekmek; hem doyurucudur ve hem de besleyicidir. Allah sofralarımızdan eksik etmesin.

Tatil günü olsun ya da olmasın, hepimizin hayalinde yatmaktadır. Fırından yeni çıkmış somun ya da pide olursa, o kahvaltı tarihe geçer. Bazıları da kahvaltı da neymiş diyor ama onlar şimdilik konumuzun dışında.

Türk toplumu genelde ekmeğe dayalı beslenir ama Ege’liyseniz kızarmış ekmeğinize bir kâse sızma zeytinyağını batırmadan kahvaltı olmaz. Güneydoğulu iseniz, yine yaşamınız ekmeğe dayalıdır ama bir o kadar da acıya ve de acı bibere itibar edersiniz. O acı biber inanın ekmeğe bile tat verir.

Türk yemek kültürünün belli başlı iki temel yiyecek maddesi et ve hamur, Orta Asya’dan gelen, hayvancılık ve tarımla geçimini temin eden göçebe kavimlerin, daha doğrusu atalarımızın temel besinleridir. Anadolu’nun hamur işlerini “Mayalı” ve “Mayasız” diye ikiye ayırmamız mümkündür. Mayalı olanların hamuru buğday ya da başka tahıllardan oluşan un, mayadan yoğrulur. Kabarmaya bırakılarak fırın, sac ve tandır gibi çeşitli yöntemlerle pişirilir.

öcal sanat9

Şehirlerde modern elektrikli fırınlarda pişirilen ve beyazlatılmış unla yapılan ekmeklerimizi beslenme uzmanları tavsiye etmiyorlar. “Tam Un” adı verilen esmer renkli, kepekli, yapılan ekmekleri yememizi öneriyorlar. Bu uyarılara kulak veren bayanlar, yiyeceği ekmeğini hazırlayıp pişiriyorlar, böyle yapanlar da bir hayli çoğaldı.

Hani arada bir ağzımızdan kaçırarak yanlışlara düşeriz ya. Ben de bunu bir nebze hatırlatmak istiyorum…  “Ne de olsa köy hayatı” ya da “Alt tarafı köy yemekleri” falan… Dikkat ederseniz, köy yumurtası diğerlerinden daha besleyici ve biraz daha pahalı ve de bazı köşe başlarında yapılıp da satılan sıradan gözlemeler için bile şehir insanları kuyruğa giriyorlar.

Akıtma, cızlama, katlama, gözleme, bezdirme gibi sacda yapılan yiyecekleri erbabının elinden yerseniz inanın köy hayatını benimser ve muhtemelen oralarda yerleşmeye kalkarsınız. İşte, orda, şipşirin ve de küçücük bir köy var uzakta, bazlamanın, gözlemenin, katlamanın halisi orada yapılmakta.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Gönül Köşemden

Yokluğun Girdabında

Değerli Okurlarım, şu anda şu sözünü ettiğim ve başlığı da yokluk olarak attığım bu makalede, bu yokluğun maddiyatla hiç ilgisi yok. Bu yokluk maneviyatla ilgili ve bana göre kutsal bir olay.

Sevdiğinizi, tahsil için ya da ticaret adına yenidünyaya gönderirsiniz, üzülmemek mümkün değil. Geleceğini geç de olsa biliyorsunuz, bu nedenle üzüntü­nüz aza iner. Yeni Dünya demekle Amerika demek istiyorum. Orada mastırını yapacak veya işi için düzen kuracak.

Çok mu özlediniz? Telefon ne güne duruyor ki? Mektup da var ama telefon mektubu unutturdu. Telefonda ses duyuyorsunuz, en büyük özelliği bu… Giden, bir terslik olmazsa gelecek, tekrar sana dönecek…

Ya sevgilini toprağa verdiğinde; O zaman insan kaskatı oluyor, dönülmez bir yolda, nereye gittiği belli ama dönmesi mümkün değil. Yokmuş, tanımamış, yaşanmamış, hiç görmemiş gibi rol yapmaya kalkarız. Kalbimizde açılan kocaman yaraya aldırmadan, sırf yaşam devam ediyor diye, artistlik yaparız.

Gittin canım, uğurladım seni, el salladım sana, elveda dedim, yokluğunun girdabında, ben değildim sanki… Anama babama da el sallamıştım gözyaşı ummanında boğulurken, giderken kim bakmış ki geriye, sen de bakmadın. Bakamazdın da… Herkes yerine gidiyor, temelli ikamet etmek için. Öyle bir yer ki, ne haber alınır ne de, haber gönderilir. Heyhat…

“Seni hep gülen gözlerinle hatırlıyorum. Bakarken insanın ta derinlerine bakan, içindekini gören gözlerinle… Hep bana bakmanı isterdim de, bunu hiç sana söylememiştim. Ama sen anlıyordun. Sen anladın ama ben bir şeyi anlayamadım. Oraya yakışıp yakışmadığını…”

Efendim, acıyı yaşamak kolay değildir? Kendini nasıl oyalarsan oyala, o geldiği gibi bir anda gitmez ki… Unutmak için çok zamana ihtiyaç duyulur, bu zaman içinde alıştığını zannedersin. Oysa her şey, bittiğini kabul ettiğin zaman başlıyor. Kilisenin çanları çalmaya başladığında saatlerce kasılıp kalıyorsun… Kilisenin önünden geçmeyi kendime neden yasaklayayım ki…

Saatlerce kilisenin önünde beklersin, çıkıp gelecek diye. Böyle acılara düçar olmak sanırım çok zor olmalı. Ayrıca unutmakta mümkün değil. Hep O’nu yazdım, o kadar çok yazdım ki; bir gül gibi gözlerimin önünde ve dünyayı göremiyorum.

Bu tür acıları yaşamak kolay değil… Bir anda geldiği gibi, bir anda gitmiyor ki… Ama acılar insanı olgunlaştırıyor, onunla yaşamak kolay olmasa bile… Acıma hissin çoğalıyor, şefkatli oluyorsun, sevenlere olağanüstü saygı duyuyorsun… Onun nefes aldığı, yürüdüğü yerleri tavaf ettiğinde, gençleştiğimi, o günlerdeki halimi yaşadığımı hissediyorum… O yalan dünyadan geldi geçti ama ben anılarıyla dopdoluyum.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Günün Nabzı

Terbiyeli Olmanın Fazileti

Şu terbiye ve nezaket var ya dostlarım. Emin olun bedavadan gelir ama çok şeyleri anında halleder. Sanırım okulu olmadığı için… Koşullan ne olursa olsun, terbiyesizlik işin içine girdiğinde, derece­niz, kademeniz, prestijiniz hangi noktada olursa olsun yerle bir oluyor.

Urfa sıra gecelerindeki gençlere sormuşlar: “Buradan neler kazanıyorsunuz? Neler öğreniyorsunuz?” Alınan cevap çok ilginç… “Çok şey öğreniyoruz… Oturmayı kalkmayı öğreniyoruz…”

Oturmanın kalkmanın terbiyeyle ne ilgisi var demeyin. Bunu anlamak için şöyle bir çevremize bakalım. Terbiyeden nasibini almamış o kadar çok in­san var ki.

Bilindiği gibi, hak yememenin, muhatabına eşit şans tanımanın, yaşamımızda adalet kav­ramına daha yalın ve daha önemli olması gibi… Bunların hepsi de terbiye ve nezaketle dirsek temasında olan özelliklerdir. Bildiğimiz o gösterişli, adı büyük değerler baskı altına girdiğinde, türlü mantık oyunlarıyla çözülüverirler.

Ancak, alınmış iyi bir terbiye, sonuna kadar devam eder ve onun adı yine terbiyedir. Nereden aklıma geldi bilmiyorum ama terbiyeli olmak en büyük zenginliktir. Oturmayı kalkmayı bilmek de bunun içindedir. Nedense Allah bu terbi­yeyi durup dururken kimseye nasip etmiyor…

Günün Sözü

İnsanı Öldürenler, Hep Sevdikleridir!

Öcal’dan İnciler

Ekmek Garibandır, Herkesle Paylaşılır!

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here