Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tür. İlk başkanı da Rıfat Börekçi’dir. Atatürk Cumhuriyeti kurduktan sonra tekke ve zaviyeleri kapattı. Çünkü bu tekke ve zaviyelerin çoğu CIA, MOSSAD ve İngiliz istihbaratınca kurulmuştu. Amaçları savaş meydanlarında yenemedikleri Türk milletini din yoluyla yenmekti. Buna en bariz örneklerinden biri büyük İngiliz casusu Lawrens’tir. İngilizlerin bu casusu İslam dinini o kadar iyi bilirdi ki; kürsüye çıkıp vaaz eder, namaz kıldırırdı. Hatta kendi ifadesine göre geceleri bile kalkıp namaz kılıyordu. İslam’ın en yumuşak karnı olan Araplar, bununla bir olup bizi sırtımızdan bıçakladılar.
Daha önceki yazılarımın birinde bahsetmiştim. Hatay’ın ilhakı sırasında Konya taraflarından geldiği söylenen 3 din adamından ikisi benim köyüm olan Abacılı’ya gelir… Türkiye’yi istemenin, şapka giymenin “kafirlik” olduğunu söylemiş, bir grup insanın beynini yıkayarak Suriye Şam’a götürmüştür. Daha sonra bu adamların Ermeni olduğu anlaşılmıştır. Hatta onları yönlendirdiği birkaç adam yeniden Abacılı’ya gelerek amcamın birini yaralamış. Büyük amcamı öldürmüşlerdir. Amcalarımın şapka giymekten başka hiçbir suçu, günahı yoktu. Köyümüzde ilk defa şapka giyenler benim ailemin büyükleridir. Dedem ve babam da fötr şapka giyerlerdi. Çünkü şapka batıdan bize değil, bizden batıya geçen bir başlıktır. Altınordu Devleti zamanında Batıya “Türkistan Giysisi” olarak geçmiştir.
“Din adamları, bizim dışımızdaki İslam ülkelerinde maaş alır” iddiası tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır. Türkiye’de olduğu gibi merkezi devlet bütçesinden tüm din adamlarının maaşının ödendiği sistemler istisnadır. Diğer İslam ülkelerinde din görevlilerinin finansmanı çoğunlukla vakıflar, yerel yönetimler veya cemaatin bağışları ile karşılanır. Ama her nedende milli bayramlarda, özellikle mevcut iktidar zamanında, Cumhuriyetin ve Diyanetin kurucusu, bugün Yüksek İslam Enstitülerinin, ilahiyat fakültelerinin kurulmasıyla halkın din açısından gerçek din adamlarınca eğitilmesi ve aydınlatılmasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’ten Cuma hutbelerinde hiç söz edilmez! Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana imamlık, vaizlik, müezzinlik v.s. görevlerini yaparak görevini yapan, ailesinin rızkını, nafakasını temin ederek emekli olan milyonlarca din adamının yatıp kalkıp, Ulu Tanrı’dan sonra Atatürk’e dua etmeleri gerekir.
Kuran-ı Kerim’in Araf suresi 3. Ayet “Rabbinizden size indirilen bu Kur’anın bildirdiklerine uyun. Onu bırakıp kutsallık payesi verdiğiniz kişilerin peşinden gitmeyin. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz” demektedir. Yine Fatr suresi 3. Ayet, ve bir çok ayetinde benzer ifadeler vardır. Yine Kaf suresi 16. Ayet “And olsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biliriz. Çünkü biz ona şahdamarından yakınız” buyurmaktadır. Hal böyle iken şeyhin, şıhın, birilerine göre evliyanın peşinden gitmek bu ayetlere göre şirktir, Allah’a eş koşmaktır. Dolayısı ile dinden çıkmaktır. İşte büyük Atatürk bu nedenlerle tekke ve zaviyeleri kapatmıştır.
Bunların karşılığında hem insanlarımızın iyi aydınlatılması ve müesses bir kurum haline getirilerek din görevlilerinin dünyalığını temin etmesi için Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığının 2026 yılı merkezi yönetim bütçesi 174 milyar 389 milyon 340 bin liradır. Bu rakam farklı fon ve kalemlerin ilave edilmesiyle 375 milyarı bulmaktadır.

AKP iktidara gelmeden önce camiler Cuma günleri tıklım-tıklım dolar hatta yer kalmadığı için cemaat cami dışındaki kaldırımlara taşardı. Bugünlerde ise camilerin içi bile zor doluyor. Ne yazık ki insanlar dinden soğudu, deist ve ateistler çoğaldı. Bunun sebebinin kim olduğu ortada..!
Son yıllarda Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli bayramlarda artık Cumhuriyetimizin kurucusu, ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kabrine gitmemeyi adet haline getirdi. Gittiği zamanlarda da bir avuç trole kendisine orada, Ata’nın kabrinde nümayiş yaptırdı. Bunlar çok ayıp ve utanılacak şeyler… Tabii Atatürk’ün kabrine gitmeyen bir Cumhurbaşkanı olursa, onun sayesinde bugün devlet memuru olanlar da Cuma hutbelerinde ondan bahsetmez. Diyanet bu konuda da tabii bir yerlerden talimat alıyor olabilir!..
Herkes şunu çok iyi bilmeli ki; Mustafa Kemal Atatürk yüce Türk milletine Ulu Tanrı’nın bir lütfudur. Birileri bizi ne kadar ondan ve ilkelerinden uzaklaştırmak istese de yüce millet ona daha fazla sahip çıkacak, onun gençliğe hitabesinde söylediği gibi görevini yerine getirecektir.
Ve sözlerimi onun en önemli vecizelerinden biri olan “Benim naçiz vücudum bir gün toprak olacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” ifadeleri ile sonlandırmak istiyorum.
Ne içimizdeki ne de dışımızdaki düşmanların Türkiye’yi bölüp, parçalamaya gücü yetmeyecek, yüce millet her türlü zilleti yok edecektir. Türk milleti buna muktedirdir!..




