Gezi Parkı

0
24

Bugünlerde “Taksim Gezi Parkı”nın mülkiyeti konusu çok konuşuluyor. Ama hiç kimse ‘Gezi Parkı ne durumda? Eskiden nasıldı, şimdi nasıl? Ve nasıl olması gerekiyor? İstanbul halkının kaybı nedir?’ diye düşünmüyor. Bence halkımızın bu konuda aydınlatılması lazım! İstanbul Valiliği de yapmış eski devlet adamlarımızdan Lütfi Kırdar’ın oğlu Üner Kırdar’ın Taksim Gezi Parkı ile ilgili görüşlerini sizlere sunmak istiyorum…

* * * * *

Hyde Park Gibi Olurdu

“…Her sene İstanbul’a gelişimde Gezi’ye gidip dolaşırım. Geçen yıl biraz daha temizlendiğini ve birazcık toparlandığını gördüm. Zaten park şu kadar kalmış. Ortada Gezi diye bir şey kalmamış ki. Ama Gezi’yi tek başına ele almamız bir hata. Çünkü Gezi, bütün vadiye yapılan bu parkın sadece giriş kısmıydı. O nedenle Gezi’yi ayrı değerlendirmemek lazım.

Park’tan Dolmabahçe’ye uzanan vadiyi içine alan bu parkı ne hale getirdik diye bakmalıyız. Bu parkı, maalesef, koruyamadığımız gibi çeşitli dönemlerde iktidar olmuş parti, belediye veya kişiler bu parkı, sanki babalarından miras kalmış gibi yer-yer, kısım-kısım bölerek kendi amaçlarına göre kullandılar. Hilton’un İstanbul’a gelişinde, babam kendilerine otel yeri için Çırağan Sarayı’nın yanındaki Kempinski’nin yerini göstermişti. Hilton ise “Bu otel şehrin merkezinden uzak olur. Şehrin ve parkın ortası otel için güzel olur” diyerek çekip gidiyor. Bunun üzerine o zamanki hükümet de “Yapılsın” diyor.

Yine bugünkü Hyatt Otel’in yerinde İstanbul Tenis Kulübü, Ceylan Inter Continental Otel’in yerinde de Taksim Gazinosu vardı. Yine parkın bitiş kısmı da taşlık kısmıydı. Yani Swissotel’in orası. Babam, otelin yanındaki yokuştan aşağı inen yolu yapmıştı.

Dolmabahçe’ye uzanan bütünlüğün korunması lazım… Hilton’un yapılmasıyla bütün parkın ortası kapatıldı. Yine Şişli ve Beyoğlu Belediyesi nikah dairesi yaptı. Böyle bir şey olabilir mi? Yine önceki yıllarda da, Gezi Parkı’nın ön tarafı Trafik Vakfı’na otopark olarak kiraya verilmişti. Geri kalan kısmında ise nargile kahveleri kuruldu. O nedenle, bunları bir bütün olarak değerlendirmek ve ele almak gerekiyor. Çünkü bozulmasaydı, Hyde Park gibi bir bütün olarak kalacaktı…”

* * * * *

Sayın Üner Kırdar’ın acı ama gerçek olan bu görüşlerine ilaveten ben de Antakya Şehir Parkından bahsetmek istiyorum. Antakya Parkı Fransızlar zamanında yapılmıştır. İçinde çok güzel ağaçlar, çiçekler ve süs havuzları vardı. Ben Antakya Lisesinde okurken günümüzün büyük bir bölümü bu güzel parkta geçerdi. İki gazino vardı. Bu gazinolarda akşamları ses sanatçıları gelir konserler verirdi. Gündüz saatlerinde öğrenciler ders çalışır, yaşlılar çay ve meşrubat içerek günün yorgunluğunu üzerlerinden atarlardı.

Velhasıl çok güzel bir parktı. Ama zamanla bu parkın da hakkından geldiler. Sanki bu parktan başka yer yokmuş gibi bir, yazlık sinema, kapalı spor salonu ve yüzme havuzu yapıldı. Dolayısıyla parkı küçülttüler. Demek ki bu tür olayları sadece İstanbul’a has bir olay olarak görmemek lazım!

Yeşile olan ilgisizliğimizi, kayıtsızlığımızı her yerde görmek mümkün! Bu konuda çok ciddi bir çalışma yaparak insanlarımızı eğitmemiz lazım düşünüyorum. Saygılarımla…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here