Geçmek…

0
66

Günaydın sevgili okuyucularım. Nasılsınız bu sabah? Dilerim bu son günlerdeki pastırma sıcakları sizleri de benim kadar etkilemiş olmasın. Belki bu kadar etkilenmem, çok kısa zamanlar içinde değişik iklimlerde dolaşıyor olmam!

Bu yüzden dengem alt üst olmuş vaziyette. Şaşmış vaziyette ve buna  yaşadığımız olumsuzluklar eklenince tümden şaşırdım valla sanki dumura uğradım, bütün tepkilerim aşırı  ama bir tekini bile yansıtamıyoruz, bakalım ne zamana dek sürecek bu durum? Belimiz kırık sanki  her gün gelen şehit haberlerinden ve ahtapot gibi her yere sinen FETÖ belasından.  Ne diyelim? Hiçbir sıkıntı sonsuza dek sürmez, hiçbir mutlulukta… Bu yüzden sabretmekten ve başsağlığı dilemekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Ve sevgili okuyucularım sağlık, sevgi, birlik ve beraberlikle kalalım her zaman ayrımsız gayrımsız. Yase

Geçmek

Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi. Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verdi. İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyeceğini söyledi.

Yarışma günü, insanlar akın ettiler. Bazıları en güzel arabalarını, bazıları en güzel elbiselerini getirmişti: Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti. Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu.

Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerine hepsi aynı şikayette bulundu: Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlaştırıyordu.

Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzattı: “Yolculuğum sırasında, yolu tıkayan taş ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı.”

Kral gülümseyerek cevap verdi: “O altınlar sana ait delikanlı.”

“Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı.”

“Evet” dedi kral. “Bu altınları sen kazandın, zira yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir.”

& & & & &

En Büyük Hayal Nedir?

Evet, nedir en büyük hayalimiz. Herkesin bir hayali vardır mutlaka. İnsan hayalsiz yaşayamaz hayalsiz yaşayan insan, insan değildir. Hayvan da olamaz çünkü kedi köpeğin de hayal kurduğu kanıtlandı. Hayal okul mudur araba mıdır ev midir iş midir?

İnsanı hayata bağlayan şey hayaldir. İnsanı dik tutan yeni dallara uzanmasını sağlayan bir yandan gelişirken bir yandan olanı koruyan yegane şey hayaldir. E herhalde bu hayal ev, araba, iş olamaz değil mi?

İnsanı hayata gerçekten yaşamak istediğimiz yaşamın hayali bağlar. Kimle yaşayacağımız nerede nasıl yaşamak istediğimiz. Umut çok küçük bile olsa… Bak mesela ben İstediğim hayatı elde etmem şu an imkânsız ötesi bir şey Ama imkânsız diye bir şey yok derler İnşallah öyledir. İmkan yüzde 1 görünüyor ama ben bir insan olduğuma göre her an 100 e çıkabilir.

Yarının ne olacağını kim bilebilir belki bu gün meraklı gözlerle izlediğim filmler de yarın onunla birlikte olacağım belki dün gece gördüğüm rüyadaki gibi Gülcihan’ da birlikte yaşayacağız… Ne dersin olur değil mi? İnşallah. 17.12.2007

& & & & &

Başroldeyiz

Kendi hayatımızın başrol oyuncusuyuz. Başarılarına özendiğimiz ezildiğinde üzüldüğümüz tehditlerinde korktuğumuz başrollerdekiyiz biz. Gerçek bir sinemadır hayat alında şu an tiyatro ama ilerde bir gün hayatımızı geçmişte yaptıklarımızı izliyor olursak iyi bir sinema örneği olur. İşte film de burada kopuyor ilerde bir gün hayatımız gözlerimizin önünden hızlı kareler halinde geçtiğinde izlemek istediğimiz bir film gibi olmasını istiyorsak şimdi başrolde olduğumuzu kavramanın ve oynamanın vaktidir. 17.12.2007

& & & & &

Nasıl Yazmalı

Yazılan kalpten çıkıp beynin süzgecinden geçmeli ama bu süzgeçte zedelenmemelidir. Tıpkı kepekli ekmeğin doğallığı gibi olmalıdır. 15-16 Aralık 2007… Nasıl yazmalı demişim şimdi aklıma geldi de yazıyorum şu an cumartesiyi pazara bağlayan gece ekranda bir yandan da baba filminin üçüncü bölümünü izliyorum. Pek beklediğim gibi değil çok yavan geldi bana. Hafif kalmış. Neyse şimdi Pazar ve ben bu konuyu da her zamanki gibi geç kalmış olarak yazmaya başlıyorum. Aslında bunu ne zaman yazmayı düşündüğümü ben bile hatırlamıyorum. Küçük bir defter aldım, aklıma gelenleri yazıyorum ilerde yazmak için, olmadı mı yanımda telefona mesaj olarak yazıyorum. Teknolojiden de yararlanmak lazım artık. Yakında görselliğe de geçeceğim bir fotoğraf makinesi alayım yarın.

Evet yazı nasıl olmalıdır. Bu soru neden geldi aklıma. Kompozisyon dersinden dolayı. Lisede çok güzel kompozisyonlar yazardım. Hoca her defasında kompozisyonumu o kadar beğenirdi ki sonraki ders kompozisyonu benden dinlemek için ilk bana söz verirdi. Konulardan mıdır bilmem ama gerçekten iyi yazardım. Şimdi üniversitede kısa zamanda yazmamız istenen tıpkı demir teller gibi verilen belli satırlarla kompozisyon yazma işi altın kafese konmuş bülbül gibi hissettiriyor. Konular satırlar aklımıza konulmuş sınırlar. Verilen on cümle ile bir kompozisyon yarat.

Şu kadar dakika şu kadar satır olacak. İnsan yapısına ters bu. İnsan özgürdür özgür yaşar özgür konuşur özgür de yazmalıdır. Yazdıklarımız için kimse bizi sınırlandırmamalıdır. Aksine sınır yerine insanın önüne bir deniz konmalıdır. Atla bu denize çıkar özünü. Özgürsün artık yaz yazabildiğin yere kadar denmeli ve yüreklendirilmeliyiz. Değerlendirilmemiz bu denizden çıkardığımız şeyler bakılarak yapılmalı. Değerlendirenin de bu denizi bilmesi gerekir. Engin ufuklara derin gözlerle bakmış, coşkun sularda dümen tutmuş derinliklerdeki ayrıntılar beynine işlemiş olmalıdır.

Dediğim gibi ilkokuldayken genç ruhlarımıza inen güzel konular verirdi bazı öğretmenler. Sayıları çok azdır bu kişilerin. Karşısındakini anlamak isteyen değerli insanlardır bu öğretmenler. Sözü bize vererek ruhumuzu açmayı ve geliştirmeyi öğretirler bizi geleceğe hazırlarlar. 11.10.2009

Gecikmiş Bir Yazı

Gözlerim kapalıyken konuşmak ne güzel… Gözlerim açıldığı anda beynimin boşalması ne kötü 29.11.2009 Aşk duygularının karşındaki yansımasıdır. Yansımanı gördüğün an ona ulaşamazsan da var olduğunu bilmek. 23.03.08 İdeal her şeydir. Yeterli olmadığını düşünüyorsan bile yine de yol yap. Elbet bir gün birisi o yoldan geçer. 24.08.07

Seven için en zor olan, sevdiğinin aşkı bilmemesidir. 11.09.07 Yağmur sularıyla beslenen bir yeraltı kaynağı gibiyim. 03.04.08 Yazmak ve felsefe yapmak insanın kendine yapabileceği en iyi şeydir. 29.05.08 Her şey uzaktan görüldüğü gibi değildir. Yaratanı yarattıkları aracılığıyla sevmek inanan için daha mutluluk vericidir ve bu inancın esas amacıdır. 29.06.08

Günün Şiiri

Dağda Ateş Yakanlar

-Bu saatte Kuzey Afrika’nın dağlarında ateş yakanlar var-

Bir şafak vakti başlayacak yolculuğumuz

Cıgaralar sönmüş parmaklarımızda

Düşünmemek mümkün mü gelecek günleri

Bir başka mâkam üzre başlamış şarkılar

Seslerini duyuyorum görmediğim şehirlerin

Milyonlarca insan karşılamış orda barışı

Şu mavi gökyüzü bu ıslak asfalt caddeler

Okyanus kıyıları işte yeşil sırtlı balıklar

Say sayabildiğin kadar hepsi yeryüzünde

Onların hasretini sizler kadar kimbilir

Afrika kıyılarında çarpışan vatanseverler

Korkusuz uyanacağınız sabahları düşünüyorsunuz

Mavi salkımlı pencerelerin arkasında

Başladı işte akşam saatlerinizin hüznü

Dile gelmiş bırak dört duvar konuşuyor

Kimdir onlar diye sormayın bütün insanlar

 

Ben bilirim o cana kıyan sabahları

Gün doğmuş kuşlar cıvıldaşır dışarda

Bir ince duman tüter bacalardan

Şakır şakır güneşle yıkanır kelimeler

Haberin olmaz çiçek açmış yemyeşil dallardan

Nasıl unutabilirim işte karşımdasın

Dilimde hâlâ tadı var dudaklarının

Yaşamak ne kadar mümkünse o kadar güzel

Elbette özgür konuşmak kolay değil

İstemem artık gözyaşı korku ve keder

Yalnız aydınlık bir Afrika için konuşacağız

Bilmem sen de bunları düşünüyor musun

Yaşamak sade kederle kanla yuğrulmamış

Bir defa da alınterinin saadetin hakkını düşün

Düşün zafer türkülerini düşün barış adına atılan topları

 

Yağmur çiseler dar sokaklı şehirlerine

Nasıl beklemesin kırkbin köy dörtyüz kasaba

Yaklaşan büyük çimento çelik fabrikalarını

Her sabah haber sorarım gümüş kanatlı kuştan

Artık âşinam olmuş dağda ateş yakanlar

Sabır birikmiş gözlerimde yaş yerine

Biliyorum bir duman gibi tütüyor karşınızda

Karacaoğlan’ın yaktığı türkülerle beraber yürümek

İşte Galata rıhtımı en kalabalık saati köprünün

Farkında mısın Balık pazarında bütün dükkânlar açık

Göğüs dolusu hasreti var Afrika’nın şimdi

Bütün özgür yaşayan insanlara karşı

Ömer Faruk TOPRAK

Günün Fıkrası

80’lik ihtiyar 20 yaşındaki kıza aşık olur ve evlenirler. Küçük kasabada büyük olay yaratan evlilik memnun mesut devam ederken bir yıl sonra ihtiyar adam karısını doğum yapmak üzere hastaneye getirir. Herkes şaşkınlık içindedir. Derken hemşire gelip adamı tebrik eder, “Bu mükemmel bir şey! Bu yaşta bunu nasıl başardınız?” “Eee” der ihtiyar, “Motoru sıcak tutacaksın kızım!” Ertesi yıl 80’lik ihtiyarın 20’lik karısı tekrar hamile kalır ve yine aynı hastaneye gelirler. Hemşire yine büyük bir şaşkınlık içinde, “Tebrik ederim, bu olağanüstü bir şey!” deyince ihtiyar kıs kıs güler, “Sana söyledim. Motoru sıcak tutacaksın!”

Bir sonraki yıl, ihtiyarın karısı yine hamiledir ve karısı doğumhanede iken gelen hemşire ihtiyara, “Vay be ne erkekmişsin!” der. İhtiyar, “Motoru sıcak tutacaksın” diye cevap verince hemşire atılır: “Eh artık yağı değiştirsen iyi olacak. Bu defaki zenci!”

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here