Hamdım, Piştim, Yandım/Mevlana

0
113

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Teşekkür ederiz ama yorgunuz günden gündemden mi diyorsunuz? Haklısınız, çoğumuz  yorgun ve önümüzü göremiyor vaziyetteyiz. Bu yüzden “mistiklikten medet umalım” diyerek Mesneviden alıntılarla “ruhumuzu   besleyelim” dedik  kan ve pisliği öteleyebilmek için bir nebze benliğimizden.

Lütfen Tanrım bu yazı yazılırken hiçbir yerde kan akmamış olsun. Hiçbir şehit haberi gelmemiş, evlere ateş düşmemiş olsun. Ve şimdilik sağlık ve sevgiyle kalmaya çalışalım sevgili okuyuculardım… Hep birlikte ayrımsız gayrımsız. Yase

Mesnevî den-İnsan Denilen Muamma

Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- aşk, vecd ve istiğrak dolu hayatını üç kelime ile ve üç merhale olarak şöyle ifade eder: “–Hamdım, piştim, yandım!..”

“Ölüm gününde tabutum götürülürken, bende, bu dünyanın dert ve gamı var sanma! Dünyadan ayrıldığıma üzülüyorum zannetme!”

“Sakın ola ki, öldüğüm için bana ağlama! «Yazık oldu, yazık oldu!» deme! Eğer ben yaşarken nefse uyup şeytanın tuzağına düşersem, işte hayıflanmanın sırası o zamandır!”

“(Fakat ben ruhumla büyük bir heyecan içerisinde vuslata doğru kanat açtığımda sakın ola ki) cenazemi görüp de; «Ayrılık, ayrılık!» deme! Bilesin ki o vakit, benim ayrılık vaktim değil, (Rabbimle) «buluşma» yani vuslat vaktimdir!”

“Beni toprağın kucağına verdikleri zaman sakın; «Veda, veda!» deme! Çünkü mezar, öteki âlemin, cennetler mekânının perdesidir!”

“Batmayı, gözden kaybolmayı gördün ya, bir de doğmayı gör! Düşün ki, Güneş’le Ay batıp gözden kayboldukları zaman onların nûruna bir ziyan gelir mi?”

“Bu hâl, sana; batmak, kaybolmak gibi görünse de, aslında doğmaktır, yeniden hayata kavuşmaktır! (Hem de ebedî bir hayata…)”

“(Dıştan bakınca toprağın kara bağrında bir çukurdan ibâret olan şu) mezar, insana ha­pishane gibi, zindan gibi görünse de, orası aslında vuslata teşne ruhların (dünyanın iptilâ ve musibetlerinden) kurtulduğu (ve huzur bulduğu) yerdir!”

“Hangi tohum toprağa atıldı, ekildi de tekrar bitmedi; vakti gelince topraktan filizlenme­di? Niçin insan tohumu hakkında yanlış bir zanna düşersin?”

“Hangi kova suya sarkıtıldı da dolu çıkmadı? Can Yusuf’u neden kuyudan ziyan görsün, niçin feryad etsin?”

“Ben (ten kafesinden kurtulunca) ölü idim, dirildim, ağlamaktayken tebessüme büründüm. İlâhî aşkın devletine nâil olunca da, ebedî devlete (saâdete) kavuştum.

& & & & &

İki Köle

Bir gün padişah iki tane köle satın aldı. Kölelerden biri çok temiz yüzlü inci dişli biriydi, nefesi gül gibi kokuyordu. Diğeri oldukça çirkindi, dişleri çürümüş ağzı kokuyordu.

Padişah o güzel yüzlü köleye ihsanlarda bulunarak onu hamama gönderdi. Dişleri çürümüş ağzı kokan köleyi yanına çağırdı. Kendini çok beğendiğini fakat arkadaşının kendisi hakkında çok kötü şeyler söylediğini belirterek, onun da arkadaşının kötü huylarını söylemesini istedi. Fakat köle arkadaşına toz kondurmadı hep onu övücü sözler söyledi. Padişah ne yaptıysa bir türlü o köleye arkadaşı hakkında kötü bir söz söyletemedi.

Nihayet ikinci köle hamamdan geldi. Padişah onu da sınamak için huzuruna çağırdı. Onu övücü sözler söyledi. “Sıhhatler olsun ne kadar zarif ve latif olmuşsun. Keşke öbür kölenin sayıp döktüğü kötü huyların da olmasa ne olurdu.” dedi ve onu da diğer köle gibi denemek istedi.

Bunun üzerine köle kızdı, köpürdü ve arkadaşı hakkında kötü şeyler sayıp dökmeye başladı.

Biraz konuştuktan, arkadaşının kötülüklerinden bahsettikten sonra padişah onu susturdu: “Yeter artık ikinizin de özünü, aslını anladım, onun ağzı kokuyor, senin ise için kokmuş, bundan sonra sen o doğru sözlü ve güzel huylu kölenin emrindesin haydi git” dedi.

Güzel ve iyi yüz, kötü huyla birlikte olursa bir kalp akça bile etmez.

& & & & &

Zihnin Efendisi

Bilge ve öğrencisi okyanus kıyısında geziyorlardı. Soğuk bir gündü ve rüzgar okyanusta kocaman dalgalar oluşturuyordu. Bir süre yürüdükten sonra bilge durdu ve öğrencisine sordu: “Bu büyük dalgalar sana neyi hatırlatıyor?” “Zihnimi hatırlatıyor” dedi öğrenci “ve durup dinlenmeden yol alan düşüncelerimi!” “Evet, fırtınalı okyanus zihnin, dalgalar da düşüncelerindir. Zihnin su gibi durudur, ne iyidir ne de kötü. Rüzgar ise dalgalara sebep olur; tıpkı arzu ve korkularının düşünceleri üretmesi gibi…” diye devam etti bilge. Öğrenci söz aldı: “Böyle bir okyanusun ortasında sallanan bir sandal içinde olmak istemezdim doğrusu.” Bilge: ”Oysa sen daima oradasın. Diğer tüm insanlar da… Ancak birçok kişi bunu fark etmez. İnsanların zihni dalgalı deniz gibidir. Düşünceler durmaksızın sallanarak sarsarlar bizi, tıpkı dalgalar gibi… Okyanusu dinginliğe kavuşturmanın yolu ise hareket etmesini önlemek değildir. Rüzgarı görmezden gelemezsin. Yapman gereken, rüzgarı durdurmaktır. Rüzgar da arzu ve korkularındır. Onların hayatını yönetmesine izin verme. Dikkatini kontrol etmeyi öğrenirsen, arzu ve korkularını da kontrol edersin, yani okyanusu darmaduman eden dalgaları durdurursun. Böylece zihninin okyanusu sakinlik ve dinginliğe kavuşur. Zihninin efendisi olduğundaysa, her şeyin efendisi olabilirsin!”

Günün Şiiri

Ben O Zamanlar Genç Bir Şairdim

Ben o zamanlar genç bir şairdim

Bir kıza sevdalanmıştım

Gökyüzü kadar güzel

Gökyüzü kadar serin

Denizler kadar derin bir kıza

Aklımı alan gözleriydi…

Ben o zamanlar genç bir şairdim

O’na mektuplar yazardım

O okumazdı mektuplarımı

Ben okurdum kendime

O’nu arardı gözlerim

Aklımı alan gözleriydi…

Ben o zamanlar genç bir şairdim

O’nu severdim eksilen yanlarımla

O sevmezdi beni inadına

Çığlıklar atıp gülerdim buna

Kimsecikler duymazdı çığlıklarımı

Yosun kokulu bir çift gözden başka

Aklımı alan gözleriydi…

Ben o zamanlar genç bir şairdim

Bir gün O’nu beni öldürürken görmüştüm

Ölmüştüm o vakit, çoğalarak ölmüştüm

Vakit akşam üzeriydi

Hiç kimse görmemişti öldüğümü

Bir ben görmüştüm

Aklımı alan gözleriydi…

Ben o zamanlar genç bir şairdim

Dinsiz kitapsız bir şair

Tanrı dedikleri bende seviydi

Bir ona inanırdım

Bir de O’nun eşsiz güzelliğine

Aklımı alan gözleriydi…

Ben o zamanlar genç bir şairdim

Gökyüzü dolardı gözlerime

Uykularımı bölerdi bir bulut

Hiç uyumazdım, uyuyamazdım

Uyusam bir, hiç uyanmazdım

Aklımı alan gözleriydi…

Ben o zamanlar genç bir şairdim

Sokak lambalarının altında geceleyen

Yapraklar bulurdum ellerimde buruş buruş

Yüreğim sevinin hüzünden eviydi

Bulsam bir yolunu bu kentten gidecektim

Gidecektim ihtimal intihar edecektim

Aklımı alan gözleriydi…

Ben o zamanlar genç bir şairdim

Uzun şiirler yazardım aşka dair

Bir yaşamak tuttururdum ölümsüz

O ömrümce beklediğim dizeydi

Aklıma gelirdi gözleri ansızın

Tutar kendimi vururdum

Aklımı alan gözleriydi…

Ben o zamanlar genç bir şairdim

Bir kıza sevdalanmıştım adını unuttum

Saçları dudakları nasıldı bilmem

Bir beyaz yelkene benzer miydi elleri

Aklımı alan gözleriydi…

Bülent  ÖZCAN

Günün Sözü

Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin.

Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.

Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.

Mevlana

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here