Yeni Yıl Kutlu Olsun! Yurtta Sulh, Cihanda Sulh Dileğim

0
68

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Havalar kapalı, yine aptal ıslatan bir yağmur  inceden, inceden  yağıyor. “Bilmem” elif, elif diye mi yağıyor, yoksa  yıl boyu yaşananlara   yazıklanarak mı veda ediyor?  Nasıl yağarsa yağsın ne söylerse söylesin diller  bu  sabah! Düşünüyorum: bu son sabah ta bırakabilir miyiz acaba bütün yıl yaşananları? Üzerimizden havları dökülmüş, solmuş, pörsümüş, hırpalanmış, yıpranmış bir giysi gibi çıkarıp atabilir miyiz? Yepyeni bir giysiyi giyerek yeni yıla başlarsak, eski elbisemizi çamaşır makinesinde yıkayarak temizleyebilir miyiz, bütün kirinden pasından kurtarabilir miyiz?

Keşke yapabilsek, keşke yapabilecek kadar kendimizden kurtulmuş olabilsek. Ne yazık ki eski elbiseyi çıkarıp atabiliriz ancak tenimize işleyen hırpalanmışlıktan, pörsümüşlükten, acıdan, paramparça olmuşluktan kurtulamayız. Öyle olduğunu sansak ta…

Yeni beyaz bir sayfa açsak bile altında izleri vardır geçmişin. Yeni bir defter alsak eskiyi atsak, parçalasak, yaksak hiçbir iz bırakmasak bile  geçmişin  yaşanmışlığı yüzümüze, gözümüze, saçlarımıza yansımaz mı?

Peki, bu kötü mü? Bence değil. Geçmiş bizim, bir yaş önceki halimiz. Bütün günahları sevapları ile. Ondan kurtulmaya çalışmak beyhude bir şeydir. Ne kadar  onu eski bir giysi gibi üzerimizden çıkarıp atmayı arzu etsek de  o içerde, temimiz de işleyen yaramız. Dışarıda  aynamızdır.

Evet, sevgili okuyucularım. Çokta güzel bir yıl geçirdik  diyemeyiz kuşkusuz, “an”ların güzelliğini kaçırmamaya çalıştığımızda  ancak nefeslendik gülümsedik.

Verdiğimiz şehitler bir-bir yüreğimizi falçata ile çizerek  yerleşti bu yılda. Evlere ateş  topları düştü yine. Onlarca çocuk babasız kaldı. Onlarca ana baba evlatsız, dünyada ve komşularımızda da ateş bütün hızıyla devam etti. Suriye  allak bulak olurken, kardeş kavgasından en çok etkilenen bizler olduk. Yüzlerce Suriyeli mülteci ülkemize girdi. Onlarla birlikte bir sürü  hareketlilik, görünen görünmeyen bir sürü şey oldu. Savaş rüzgârları neredeyse  üzerimizden esti. Dilerim gitmiş olsunlar. Kadın cinayetleri tavan yaptı. Okul basarak, toplu katliamlar yapan sapıklar kanımızı  dondurdu. Sokakta yaşananlarla hayatı korku filmi izler gibi yaşamaya başladık, ruh sağlığımız etkilendi, uykularımızda  sayıklar olduk. Zihnimizin kaypak zeminde  düşe kalka  dolaşmaya başladık.

Yılın  son günlerinde kıyamet senaryoları ile yatar kalkar olurken. Üniversite gençliği  yeniden  ikiye bölündü. Geçmişte yaşadıklarımızı anımsar olduk.

Daha  gerilere  gidersek  Akdeniz Üniversitesinde geçekleşen ilk yüz  nakli yapılan arkadaş güzel bir düğünle dünya evine girdi. Onunla sevindik.

Son günlerde binlerce zeytin ağacının kesilmesi ile çıldırma noktasına geldik. Sonra alınan kararla yeniden sevindik. Bir sürü tarihi mekanı yitirdik.

Ve bu yıla  son aylarda  damgasını vuran  bence imarın olağan   üstü artması. Cep telefonu ve tablet reklamlarının tavan yapması… Tv’lerde ne giysem, ne yesem, tarz benim, evimi nasıl temizlesem, nasıl yenilesem programları ile baya bir haşır neşir olarak kendi derdimizle ilgilenir olmamamız. Aylar süren  rahatsızlığım. Ve yayına hazırladığım romanım ve saniye başı değişen gündem.

Her ne kadar üstten, üstten  özetlemeye çalıştıysam da bu yıl şahsen bendeniz için verimli bir yıl olmadı istediğim gibi. Birçok atılım yaptım ve başarılı oldum ancak gerçek başarıyı elde edemedim kendimce. Çünkü yine gidip, gidip geri döndüm ve elde ettiğim başarı aslında başarısızlığımı görmem  oldu.

Ve gerçekten  yeni yılda artık forma olan giysimi çıkarıp atmayı düşünüyorum üzerimden. Tenime işleyen ne varsa kazancım olacak. Hazineme eklediğim.

Yeni beyaz giysiyi ise  annesinden korkan bir çocuk gibi ve   deterjan  reklamlarına inat, “kirlenmek güzeldir” sözüne inat yeni bir yıla dek  üzerimi kirletmemeye çalışacağım. Hatta yanımdakilerin de üstlerini kirletmemesi için uğraşacağım. Her ne kadar marifet içini temiz tutmak olsa da. Dışa yansıyan içtir zaten.

Ve sevgili okuyucularım geçmiş geride kaldı. Onu geri getiremeyiz ancak ondan ders alabiliriz. Bu yüzden geçmiş önemli bir değerdir.

Ve geleceği bilemeyiz. Onun içinde geleceğe yatırım yapabiliriz iç temizliğimiz ve doğruluğumuzla. İçinde yaşadığımız  zamanında ancak “an”larını yaşayabiliriz ve işte o anları gözden kaçırmamaya çalışmalıyız diyorum. Hayatımızın hepsi  yalnızca “an”ların toplamıdır çünkü. Ve bir tek “an” her şeyi içinde taşıyabilir. Atom gibi, molekül gibi.

Çok neşeli bir yazı olmadı biliyorum zaten eski yazılarıma baktım hemen, hemen çoğu neşeli değildi ya, artık geçmiş olan zamanda. Dilerim bundan sonra neşeli yazılarla karşınızda olurum. Ve “dünyada sulh, cihan da sulh” ancak bizi  yürekten gerçekten sevindirir diye düşünüyorum ve yeni yılda bunu diliyorum ilk başta.

Ve sevgili okuyucularım her şey dilediğimiz,  düşündüğümüz gibi olsun diyorum  sağlık, sevgi, neşe, birlik ve beraberlik ile. Yase

Yılbaşı Ağacının Öyküsü

Binlerce yıl önce, insanlar çam ağaçlarının sihirli olduğuna inanırlardı. Çünkü kış gelince tüm ağaçlar çıplak kalıp, yapraklarını dökerken, çam ağaçları yemyeşil kalmaya devam ederlerdi. Bu yüzden çam ağacını hayatın bir sembolü ve güneş ışığının, baharın yeniden geleceğinin bir işareti olarak gördüler. Ayrıca, Almanya’da Martin Luther, karlı bir kış gecesi evine dönerken, ağaç dallarının arasında ışıldayan yıldızları görmüş ve o kadar hoşuna gitmiş ki, evine gidince ailesine bunu anlatmış, ama kelimelerle anlatmanın yetmeyeceğine karar vermiş olacak ki, dışarı çıkıp küçük bir ağaç kesip gelmiş ve ağacı yanan mumlarla süslemiş. İşte ondan sonra bu bir gelenek olup çıkmış. Tüm dünyaya yayılmış. İngiltere’de Kraliçe Viktoria, Prens Albert ile evlendiği gün Winstor şatosunda bir yılbaşı çamı yapılmış. Daha sonra göçmenlerle Amerika’ya da bu gelenek taşınmış.

Bir de efsane var: İsa’nın doğum gününde, tüm canlılar, bitkiler, herkes hediyeler getirmiş, zeytin ağacı zeytin, hurma ağacı hurma, elma ağacı elma vs. her ağaç kendi meyvesini getirmiş ama küçük çam ağacının getirecek hiçbir hediyesi yokmuş ve büyük ağaçlar onu göze görünmeyecek şekilde, arkaya itmişler. O zaman bir melek çam ağacına acımış ve bir grup yıldıza gelip çam ağacının dallarına konmaları için emir vermiş. Bebek İsa bu hoş görünümlü çam ağacını görünce, gülmüş ve onu kutsamış ve her yılbaşında, çam ağaçlarının her zaman çocukları memnun etmesi için ışıklarla donanmasını dilemiş.

Günün Şiiri

Eskimeyen Yeni Yıllar

usulca sokulur,hayata girer zaman
tık nefes biter,zaman biter işte o an
kalır geride bıraktıkların,bir de sen
hayatı içen ömür,artık giymiş kefen

geçen zaman mı? hayat mı? biten ömür mü?
takvimden kopan yapraklar,yoksa ölüm mü?

bitti eski yıl,geldi yeninin eskisi
bekleme boşadır,hiç gelmedi yeni yıl
artık hiç gelmeyecek yılların yenisi
artık hiç eskimeyecek yılların eskisi

İsmail Haşimoğlu

Günün Fıkrası

George W. Bush şoförüyle bir kir gezisine çıkar. Arabayla giderken bir tavuğu ezerler. Meseleyi tavuğun sahibi olan çiftçiye kim anlatacak diye düşünürken Bush âlicenap bir tavırla şoförüne şöyle der: “Bana bırak. Ben Dünya’nın en güçlü adamıyım. Çiftçi bana muhakkak anlayış gösterecektir.” Bush çiftçinin evine girer ve bir dakika sonra da nefes nefese koşarak geri döner. Göz morarmış, surat dağılmış haldedir. Şoförüne “Çabuk toz olalım buradan!” der. Aksilik bu ya, arabayla daha 20 metre gitmeden bu defa da orada gezen bir domuzu ezerler. Bush korkulu gözlerle şoförüne bakar ve “Şimdi adama gidip söyleme sırası sende!” der. Şoför çiftliğe gider. Bush da arabada bekler. 10 dakika, 20 dakika 30 dakika derken…. Şoför bir saat sonra şarkı söyleyerek, gülerek, cepleri para dolu ve kolunda irice bir meyve sepeti ile geri gelir. Bush şaşkın bir halde sorar: “Çiftçiye ne dedin ki bu kadar ikrama boğdu seni?” “Valla ben de anlamadım” der Şoför. “Ben ona sadece şöyle dedim: İyi günler. Ben George Bush’un şoförüyüm. Domuz öldü!”

Günün Sözü

Bir düşmanı bağışlamak, bir dostu bağışlamaktan daha kolaydır.

Dorothee Deluzy

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here