Üzücü Düşündürücü…

0
30

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Valla iyi olmak zor bu koşullarda ama yine de iyi olmak zorundayız çünkü kötü olma lüksümüz yok yani! Zaten hasta sayısı tavan yapmış dünyada ve bizde. Korona hanım mutasyona uğradı, aşılara kızdı belli ki hızla saldırıya girdi. Onunla uğraşırken bazı insanlık dışı saldırılarla da uğraşmaya başladık. Bunlar her zamanın saldırıları yani alışığız geçmişten, sıkıntıya girince saldır… Yaş baş kimin umurunda, insanlık kimin umurunda, emir geldi sopalar, demirler, yumruklar havada valla sanırsınız dizi çekiliyor. O vurdulu-kırdılı, bol silahlı, herkesin öldüğü, yaralandığı ancak bir kişinin bile cezalandırılmadığı sokakta, herkesin gözü önünde olmasına rağmen, kimsenin görmediği o acayip dizilerden biri.

Valla bendeniz izlemiyorum o dizileri çünkü gerçekten tansiyonum atıyor. Ve sanırım saldırıları yapanlar bu dizileri çok izliyorlar. Yoksa bu kadar ustaca, Gazeteci Orhan Uğurluoğlu ve Afşin Hatipoğlu darp edilir, Gelecek Partisinin Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ hastanelik edilir miydi? İnsanın tüyleri diken diken oluyor! Daha bunun üzerinden zaman geçmeden sosyal medyadan hakaret; kime olursa olsun asla ve katha affedilmeyecek bir şey bendenizce; herkesin annesi kendisi için dünyaya bedeldir. Hiç kimse kesinlikle hakaret edemez. Hatta şaka bile yapmaz. Keşke herkes kendini bilse, azıcık duygudaşlık yapabilse ve bu konudaki hassasiyet her konuda gösterilebilse… Sanki maddi iflas yetmiyormuş gibi hızla ahlakça da iflas ediyoruz! Üzücü, düşündürücü ve düşündürücü hatta korondan daha fazla…

İnsanlar çöpten geçinmeye çalışırken çocuklar internet olmadığı için dağ tepe demeden kar altında ders kovalarken, sıcak evlerinde, odalarında ders gören diğer çocukların yarıyıl tatiline çıkmaları? Valla bendeniz üzülmek için yer arıyorum her halde?

Ve hep diyorum ya hayat kocaman bir vicdan sızısı bendeniz için. Vicdanım hep kıvır kıvır, haksızlık canımı yakıyor hem de çok!

Ve sinirlerim kıvır kıvır yine bu günlerde kitap okumaktan başımızı kaldırıp TV bakmak istiyoruz ama reklamlar size bir şey izletmiyor… Sanki sözleşmiş gibi bütün kanallarda aynı anda üstelik. Ve biz tv’yi kapamak zorunda kalırken yine kıvır kıvır kıvranıyoruz bunca reklama dünyanın parası gidiyor, ne olur yani daha az reklam verilse, bu para hiç olmasa bu korona zamanı esnafa, çiftçiye hibe edilse ne olur? Ne kadar safdilim değil mi? Safdil olmakta canımı sıkıyor ve bütün bunlar ekstradan canımı sıkıyor ve korona hanım bunlardan sonra geliyor.

Ve canımı sıkan çok sıkan; hızla ahlak değerlerimizin düşmesi ve cehaletin derinleşmesi… Her şey geçer gider, hastalıklar, salgınlar, yoksulluklar gün gelir biter ama bu kötülükler sabit kalır ne yazık ki!

Ve sevgili okuyucularım bu günlerde en güzel şey dağları süsleyen bembeyaz karlar ve tertemiz hava.  Soğuk ama acıtmıyor. Üşütüyor ama üzmüyor. Ve bu günlerde açık hava korona hanımın sevmediği bir şey… Mümkün olduğunca açık havaya çıkalım. Kısa ama öz yürüyüşler yapalım ve lütfen yalvarıyorum ya sokakta sigara içmeyin… Zaten yasak ama yasakları sürekli çiğneyenler çok. Ve onlar çok sıkıntı veriyorlar bendenizler gibilere ki ben üç katlı maske ve üzerine yine üç katlı bir maske daha kullanıyorum, gözlüklerimde var buna rağmen sigara dumanı içime dek giriyor bazen! Ah ne olur azıcık duygudaşlık ah neredesin?

Ve sağlıkla ve sevgiyle kalalım sevgili okuyucularım. Ayrımsız, gayrımsız her zaman, hep beraber. Her şeye rağmen, her şey güzel olacak buna inanmak istiyorum. Bu yüzden maskemi indirmiyorum, mesafemi koruyorum, temizliğime dikkat ederken günümün yarısından çoğunu açık havada geçiriyorum. Yase

& & & & &

Kelebeğin Hikâyesi

Bir adamın kırlarda dolaşırken bulduğu koza ve sonrasında gelişen olaylar…

Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğu otlardan birinin dalında, küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi.

Adam, bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir fırsat bir daha ele geçmez diye düşündü ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk dakikalara şahit olmak istedi.

Dakikalar dakikaları kovaladı, saatler geçmeye başladı ama henüz kelebeğin küçük bedeni o delikten çıkmadı. Sanki kelebeğin dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş olabileceğini düşündü.

Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış da, artık yapabileceği bir şey kalmamış gibi geldi ona. Bu yüzden, kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi: cebindeki küçük çakıyı çıkarıp kozadaki deliği bir cerrah titizliğiyle büyütmeye başladı.

Böylece, bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu. Adam kelebeği izlemeye devam etti; çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu.

Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek, hayatının geri kalanını, kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de, asla uçamadı.

Adamın bütün iyi niyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey, kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten dışarı çıkmak için gereken çabanın, Allah’ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda onun uçmasını sağlamak için seçtiği bir yol olduğuydu.

Bu gerçeği öğrendiğinde, hayat boyu unutamayacağı bir şey de öğrenmişti: Bazen, hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey, çabalardır. Eğer Allah, hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi, o zaman, bir anlamda sakat kalırdık. Olabileceğimiz kadar güçlenemezdik o zaman. Ve asla uçamazdık…

& & & & &

Ünlü avukat Petrocelli’nin kaybettiği tek dava… Ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu..Futbolcu yakalanmıştı… Ama karısının cesedi ortada yoktu..

Duruşma Amerikan filmlerindeki gibiydi… Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu… Kucak dolusu parayla tuttuğu avukatı jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu:

“Sayın jüri, müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum.. Buna az sonra sizler de inanacaksınız… Neden mi? Bakın, simdi 1’den 10’a kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karısı bu kapıdan içeri girecek.. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10…”

Bütün jüri kapıya döndü… Kimse girmedi içeri.. Avukat bir savunma dehasıydı; öldürücü hamlesini yaptı… “Bakın, siz de kadının öldüğüne inanmıyorsunuz… Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapıya baktınız… İşte kararı buna göre vermenizi talep ediyorum…”

Jüri, ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu şekilde sonuçlandı… Mahkeme çıkısında avukat, bayan jüri başkanına yaklaştı: “10’a kadar saydığımda siz de diğer üyeler gibi kapıya bakmıştınız… Neden böyle bir karara imza attınız?” “Doğru” dedi jüri başkanı; “Ben de kapıya baktım, ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu!…”

Günün Şiiri

Guantanamera

Dürüst bir insanım ben,

Palmiyeler ülkesinden.

Ölmeden önce, paylaşmak isterim

Ruhumdan akıp gelen bu şiirleri.

Guantanamera! Guajira!

Guantanamera!

Guantanamera! Guajira!

Guantanamera!

Şiirlerim parlak yeşildir,

Ama yine de kızıl alevler gibidir.

Şiirlerim yaralı bir ceylana benzer,

Dağda kurtarılmayı bekler.

Guantanamera! Guajira!

Guantanamera!

Guantanamera! Guajira!

Guantanamera!

Dikiyorum bir ak gül fidanı

Haziranda ve Temmuzda

Çünkü samimi dost

Elini vermiştin bana.

Guantanamera! Guajira!

Guantanamera!

Guantanamera! Guajira!

Guantanamera!

Ve zalimin biri parçaladığı için

Beni yaşatan yüreğimi.

Dikmem ne bir ayrıkotu ne de çakır dikeni

Dikerim  bir ak gül fidanı.

Guantanamera! Guajira!

Guantanamera!

Guantanamera! Guajira!

Guantanamera!

Dünyanın yoksul insanlarıyla,

Neyim varsa paylaşmak isterim.

Dağların cılız dereleri

Denizlerden daha mutlu eder beni.

Jose MARTI

Günün Fıkrası

Adam evine telefon açar, telefonu yabancı bir bayan açar. Adam karşıdaki sesi duyunca şaşırır; “Sen kimsin?”

“Evin hizmetçisiyim.” “İyi de bizim hizmetçimiz yok ki!” “Evin hanımı beni bu sabah işe aldı.” “Ya. Öyle mi? Ben de evin beyiyim. Hanımı çağırır mısın?” “Hanımınız şu an yatak odasında kocası sandığım bir adamla beraber.”

Adam şaşırır, sinirlenerek, “Elli bin dolar kazanmak ister misin?” “Tabii ki isterim. Kim istemez…” “O zaman çekmecedeki silahı al, yukarı çıkıp o cadı ile o sümsük herifi vur!”

Önce ayak sesleri duyulur, sonra iki el silah sesi. Hizmetçi telefona geri gelir: “Öldürdüm efendim, cesetleri ne yapayım?” “Cesetleri havuza at.”

Kadın duraklar: “Ama burada havuz yok ki?”

Adam bir süre düşünür ve cevap verir: “Orası 112 43 44 değil mi?” “Hayır!!!!!” “Pardon! Yanlış numarayı aramışım!!!!!”

Günün Sözü

Bilim, iyi zamanlarda servet, kötü zamanlarda bir sığınak ve iyi bir yol göstericidir.
Aristoteles

Hayat gerçekten basit ama biz karmaşıklaştırmakta ısrar ediyoruz.
Konfüçyüs

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here