Tatil Dönüşü Stres Yaşamayın!

0
47

Değerli Okurlarım, tatil vücudu ve beyni dinlendirmek, daha sonraki günlere ve işinize enerji depolamak adına çok güzel bir olay. Tatil öncelikle hak edilirse tadına varılır ve dönüşte depresyon yaşanmaz. İş hayatından, dedikodudan, trafikten, rutinleşen yaşamdan ve de ger­ginlik nedeni olan daha birçok faktörden uzaklaşmanın en önemli yollarından biri tatil. Bitişik komşun adam gibiyse, tatilin iyi geçtiğini söyleyebilirsiniz.

Ancak, tatil dönüşleri stres, hatta depresyon yaşayanların sayısı hiç de az değil. Sözü buraya getirmişken, bir gerçeği de söylemeden geçemeyeceğim. Tatillerin mütevazı geçirilmesi şayanı tavsiyedir. Aksi halde ne kadar güzel tatil geçirilirse, normal yaşama dönmek o denli zor olur. Bildiğiniz gibi, insanoğlunun en çabuk adapte olduğu konu rahatlıktır…

Tatilin getirdiği rahatlama ve iyilik hali bazen yaşamı sorgulamaya da ortam hazırlar. Yaşamın muhasebesi yapılırken, yeni fikirler yeşerir çoğu kez. Toprakla, bahçeyle, turizmle uğraşmak, engellilerle ilgilenerek, büyük şehirlerin büyük sorunlarından uzaklaşmak gibi. Ve de emeklilik günleri daha bir özlemle beklenmeye başlanır.

Tatil dönüşü, yani kente döndüğümüzde bizi genellikle ilk karşılayan dostlardan önce, bir stres kaynağı olur. İşinize başladığınızda muhtemelen birikmiş işler, şunları bunları düşünmek falan… Bütün o keyif hali, geleceği yönelik plan ve projeler, günlük hayatın acımasızlığı ve sertliğiyle yüzleşince alt üst olur. Bu defa da yaşamak istenen hayatla, mevcut koşullar arasındaki uçurum ciddi bir stres kaynağı olur. İşte bütün bunlar tatil dönüşü depresyon yaşamak için ortam hazırlar bizlere…

Tatil dönüşü için şöyle de söylenebilir… Tatil sonrası depresyonunun ‘Pazartesi sendromunun’ daha şiddetli ol­duğu ve bu arada Pazartesilerin sevilmediğini de söyleyebiliriz.

Tatilde hoşlandığınız ve sizi rahatlatan şeyleri yapmaya da devam edebilirsiniz isterseniz, tembel-tembel yatmak, kitap okumak, şarkı söylemek gi­bi. Tabi ki bunlar elinize geçerse. İş kolikler yokluklarında işlerin nasıl yürüdüğünü görmeye zaman ayırmalılar. Fazlaca kişisel sorumluluk aldıklarını, kendilerine fazlaca yüklendiklerini anlamaya çalışabilirler.

Tatil planınızı öyle ayarlayın ki, döner dönmez işinize başlamayın. Örneğin tatilden Pazar günü dönüp, Pazartesi günü işe başlamak biraz sıkıntı yaratabilir. Evdeki hayatınıza da alışabilmeniz için, kendinize bir iki gün zaman tanıyın. Tatiller de biter! Eğer tatiller sonsuz olsaydı, muhtemelen çekiciliğini yitirecekti. Bu nedenle sürekli tatilde olmanın olumsuz yanlarını düşünerek depresyonu da bir sol kroşeyle nakavt etmiş olursunuz.

Tatilde kimse sizi tanımadığı için dilediğiniz gibi davranmanız pekâlâ mümkün. Buna tatilde “Gerçeklikten uzaklaşma” da denilir. Kendinizi saklayabilir ya da açık edebilirdiniz, dışa dönük de olabilir, devamlı flört de edebilirsiniz. Tatil bitip de herkesin beklediği şekilde davranmaya geri dönünce depresyon yaşanabilir. Nedeni ne olursa olsun, tüm bu duygusal dalgalanmalar tatilin olumlu etkisini yerle bir edecektir. Sanki hiç dinlenmemiş gibi olacaksınız. Bu nedenle önce tatili hak edin, sonra da olduğunuz gibi gözükün. Flört falan yapmaya kalkmayın, yemezler! Dost acı söyler.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Gönül Köşemden

Doğa Beddua Ettiyse

Değerli Okurlarım, hani sık-sık duyarız ya… Söyleyen kişiler de öyle kişiler. “İnsanların Gözünü Toprak Doyurur” bu ifadeyi çocukluğumuzda da duyardık da, şimdilerde de özellikle duyar olduk. Bu bilgi kişiler, bildiklerini söylerken, yüreklerini de ortaya koyuyorlar. Şöyle sesleniyordu o bilge kişi topluma…

“Ey gafiller, ey harisler, açgözlüler, ey zavallılar, doğa ile olan dostluğunuzu bozmayın…” Şu ana kadar geçen zaman içinde, doğa ile dostluğunuz bozulmuştur. Duracağınız yeri bilin artık, fazla ileri gitmeyin. Her tarafta sessizlik hâkimdi ve çıt çıkmıyordu Tanımadığım kişi bütün heybetiyle devam ediyordu.

Doğaya karşı telafisi mümkün olmayan yanlışlar yaptınız. Doğa, Yaratıcı’nın sizi kucaklayan kolları, okşayan elleri ve ısıtan nefesidir. Doğayla aranız açıldıysa bilin ki, tüm koruyucularınızı yitirmişsiniz. Doğanın hayat verdiği tüm canlılar, size ve hatta çocuklarınıza düşman gözüyle bakıyor.

Ey gafil insanlar (!) doğanın dost yavrularına akıl almaz kötülükler yaptınız. Hem de telafisi mümkün olmayan kötülükler… Ne mi yaptınız? Bir fildişi için, bir fili katlettiniz. Bir kemerlik deri için bir timsahın canını aldınız. Bir yazlık, bir tarla için bir ormanı kül ettiniz. Ya da fabrika için, bir sahili batırdınız. Yozlaşmışlığınız yarattığı keyifler uğruna ürettiğiniz koku­larla da ozonu delecek kadar zalimleştiniz.

Doğa ve onun yavruları sizin yüzünüzden nefes alamıyorlar. Doğa ve onun ak ve berrak çocukları size ne büyük iyilikler etmiş, ne tarifsiz nimetler vermişti. Siz onlara şükran borçluydunuz ama nankörlük, kalleşlik ettiniz. Doğanın dualar korosu, sizin zulümleriniz yüzünden beddualar korosuna dönüştü. Artık haddinizi ve duracağınız yeri bilin.

Balık yüzerken, kuş uçarken, sincap zıplar, kertenkele sürünürken, artık size beddua ediyor. Çünkü her şeylerini talan ettiniz. İçeceklerinizi zehirlediniz. En vahşi hayvan bile, yarınlar için öldürmez. Bunu ancak sizler yaparsınız ve yaptınız da…

Başınıza büyük işler açtınız ve sizin dışınızdaki tüm canlıların şikâyetiyle sanık sandalyesine oturtuldunuz. Artık sizden, siz bile şikâyetçisiniz. Sevgi diye bir şey kalmadı, onu da siz öldürdünüz. Anaları vurup, yavruları yuvalarında ölüme mahkûm ettiniz. Ürettiğiniz cehennem silahlarıyla toprakları bombalayarak karınca yuvalarını mahvettiniz.

Sevginin yaratıcı kucağı olan anaları, belleri büküldüğünde, bağrınıza basmıyor, huzurevlerine kapatıyorsunuz. İşte böyle seslenmişti o bilge kişi insanlara… Sözleri de “A” dan “Z” ye doğru, dosdoğruydu. Anlayan oldu mu acaba?

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

Günün Nabzı

Kadınlara Önemli Öneriler…

Evlilik mademki bir sanattır, o nedenle bazı koşullara uyulması gerekmektedir. Mutlu bir evliliğin sırlarını biliyorsunuz ama yapmıyorsunuz…

-Daima güzel, bakımlı olun, güzel kokun, pozitif enerji saçın. En güzel giysilerinizi kocanız için giyin.

-Münakaşalara 10 gün önceden hazırlanmayın. Yapıcı uzlaşıcı olun, ısrarcı olmayın, şahsiyetli olun. Onu aşağılamayın ve erkeklik ve kazançla ilgili bir şey söylemeyin yani sık-sık söylemeyin.

-Tenkitlerden önce iyi tarafları ön plana çıkarın, sonra da bir hanımefendi gibi konuyu girin ve onu yüceltin.

-Taviz verirken kendinizi ezilen, haksızlığa uğrayan taraf olarak görmeyin. Bu şekilde huzurunuzu satın alıyorsunuz, bir kaç gün sonra her şey yolunda iken kırgınlığınızı yumuşak ifadelerle dile getirin, bir daha olmamasıdileyin.

-Kocanız açken, yemek sofrasında, direksiyon başında, başkalarının yanında kendinizi reklam edecek konulara girmeyin.

-İletişim, evlilikte esastır. Halledemeyeceğiniz konularınız olmamalı. Ruhsal olarak kenetlenmeli ve yatağa küskün girmemelisiniz.

-Yemek yaparken, ev işleriyle uğraşırken ah-of diye rahatsız edici sesler çıkarmayın. Birlikte hareket ederek çocuğunuza karşı tek ses olun, tek terbiye verin.

-Kocanızı huzursuz etmeyin ve unutmayın ki mahkeme koridorları sizin gibi geçimsizlerle dolu. Ve onların hepsi de yalnız yaşıyorlar. Bunlara gerek yok, aklınızı kullanın, o zaman mutlu olursunuz. Güven verirseniz, güven kazanırsınız. Bunların hepsini de yapabilirsiniz. Dostça söylüyorum, yapın o zaman.

Günün Sözü

Meyveli Ağaç, Başını Eğer!

Öcal’dan İnciler

Boş Teneke Çok Tıngırdar!

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here