CHP Genel Başkanı Özgür ÖZEL, ara seçim için günlerdir diğer muhalefet partilerinin kapısını çalıyor. DEM hariç diğer tüm siyasi partiler ara seçim konusunda anayasanın 78. maddesi uyarınca hemfikir. Burada CHP’nin her platformda yanında olduğu ve onlar gibi “Kürt meselesi”ni dillendirdiği halde DEM ara seçimin gündemlerinde olmadığını söyledi.
Ara seçim CHP’ye siyasi olarak çok şey kazandırmasa da, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve derin yoksulluk iktidar partisinin seçim yapılacak bölgelerde büyük oy kaybına sebep olabilir. CHP’ye psikolojik üstünlük sağlar ve iktidarı erken seçime zorlama gerekçesi artar.
Anayasamızın 78. maddesinin amir hükmü “TBMM üyeliklerinde boşalma olması halinde ara seçime gidilir…” demekte ve TBMM veya iktidara takdir yetkisi bırakmamaktadır. Erdoğan’ın “ara seçim gündemimizde yok” ifadesi anayasanın ilgili hükmünü çiğnemek anlamına gelmektedir. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un bir Profesör olarak, bir bilim adamı olarak Erdoğan’la benzer ifadeler kullanması aynı derecede suç teşkil etmektedir.
2002’de CHP’nin genel başkanı Deniz Baykal’ın Anayasa’da yapılan bir düzenlemeyle Erdoğan’ın siyasi yasağı kaldırıldı ve yine 9 Mart 2003’te yapılan bir ara seçimle ilk defa milletvekili seçildi.
Özgür Özel’in ifadesi ile Erdoğan “bu günkü mevcudiyetini” bu ara seçimde milletvekili seçilmesine borçludur. Doğrudur, Deniz Baykal’ın desteği ile yapılan anayasa değişikliği olmasa Erdoğan bugün bulunduğu siyasi konumda olamazdı.
15 Temmuz 2016’da yapılan darbe nedeniyle Erdoğan’ın oğlu Bilal’e “paraları sıfırla” sözleri bütün tazeliği ile hafızalarımızdadır. Bir yüzükle geldiğini ve bunun dışında bir serveti olursa açıkça “bilin ki çalmışım” diyen bizzat kendisidir. Her oğlu bugün onlarca gemi sahibidir. ABD’de Muhammed Ali’nin çiftliğini satın almışlardır. Ajan papaz Bronson için “bu can bu tende durdukça papazı kimse alamaz” diyen Erdoğan “Trump’ın bir telefonu” ile papazı salıvermiştir. Erdoğan’ın Trump’a karşı mecburiyeti ABD ve diğer ülkelerde bulunan mal varlıklarını açıklama tehdidi olabilir mi acaba?!.
Ülke bir yangın yeri… Halk oldukça fakirleşti. Asgari ücretli ve emekli ev kiralarını ödeyemiyor. Ama beyefendi itibarından taviz vermiyor. Sarayda kaç danışman olduğu belli değil. Sarayda 35 aşçı, 3 şef, 15 bulaşıkçı ve 110 garsonun bulunduğu söyleniyor. Sarayın günlük 60 milyon gideri olduğu iddiaları var. Saray bürokratlarının her birinin 3-5 yerden maaş aldığı yazılıp çiziliyor. Bu masrafların hepsi yoksullaştırılan halkın cebinden çıkmaktadır.
Kırmızı eti insanlar birkaç sene öncesine kadar Kurban Bayramlarında görebiliyorlardı. İçinde bulunduğumuz ekonomik yoksulluk tüm halkımızı etkiledi. Kurban kesen sayısı oldukça azaldı. Artık Kurban bayramlarında da kırmızı ete ulaşılamıyor. Bırakın kırmızı eti, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde balık, insanların sadece seyrettiği bir gıda maddesi artık. Tavuk da öyle… Ama saray itibardan taviz vermiyor!..
Bu yokluk ve yoksulluk içerisinde doğalgaz ve elektriğe yine yüzde 25 zam yapıldı. Otoritelerin açıklamalarına göre gerçek zam yüzde 37… EPDK’nin belirlediği sınırı aşan tüketicilerin ödeyeceği doğalgaz faturaları yüzde 132 olarak artırıldı.
Elektrik ve doğalgaz olmazsa olmazımız enerji kaynakları. Bu iki kaynağın özelleştirilmesi, halkın doğalgaz ve elektriği astronomik faturalar ödemesine neden oluyor. Halk günden güne fakirleşirken, yandaş firmalar çok daha fazla zenginleşiyor. Devletin en büyük ihaleleri Cengiz Holding, Limak Holding, Kalyon Holding, Kolin Holding ve Makyol Grubu gibi 5 firmaya veriliyor. Bu adamların herhalde iktidar içinde çok güçlü ortakları var. Zeytinlikler ve Ormanlar yok edilerek maden sahaları açılıyor. Bu sahalar yine bu beş firmaya peşkeş çekiliyor. Bu firmaların iktidar içindeki (bu çok güçlü) ortakları kim acaba?
Halkın zorunlu olarak kullandığı mutfak tüpü 1400 liradan satılıyor ve her tüp için ÖTV ve KDV öderken, pırlanta ve elmasta bunlar yok. Neden yok? Burada da yine iktidar mensuplarının bir ortaklığı mı var? Halk günden güne fakirleşirken iktidarda bulunanlar bir o kadar zenginleşiyor. Böyle bir iktidarı kim bırakmak ister?
Öyle görünüyor ki; AKP yine anayasayı çiğneyecek ve ara seçime gitmeyecek. 2027 Kasım’ında yapmayı düşündüğü erken seçim sırf Erdoğan’ı yeniden aday gösterebilmek içindir. Böyle bir zaruret olmasa yine erken seçime gitmez, iktidarını son gününe kadar sürdürürdü.
Sözün özü dış ve iç siyaseti tıkayan, ekonomik olarak milleti oldukça yoksullaştıran, çocuklarımız okullarına aç giderken kendileri saraylarındaki saltanattan taviz vermeyen bu iktidardan kurtulmadıkça ülkemize huzur gelmeyecektir.




