On İki Eylül Artık Geride Kaldı, Bir Daha Deşelenemez…

0
41

12 Eylül 1980… Biz yaştakiler, nasıl unuturuz o günü ve günden evvel yaşananları. Kardeş kardeşi öldürürken, çaresizdik! Baba, anne ve aile bireyleri hep korku içindeydi. “Oğluma, kızıma, torunuma bugün ne olacak?” diye çaresiz yollarını gözlerlerdi.

O günlerin tedirgin ve heyecanlı bekleyişlerini nasıl unuturuz. Kapı, pencere ardında elleri her an yüreklerinin üzerindeydi. Dün gibiydi. Unutmak nasıl mümkün! Gece veya gündüz, cadde, sokak ve mahallelerde dolaşmak cesaret isterdi. Evimizin sıcaklığı bizlere buz gibi gelirdi. Acaba ne oldu ne olacak çaresizliğindeydi insanlar.

O günleri ancak o anları yaşayanlar bilir. Korkardık! Kendi kendimizden bile. Bir yerlerde yanlışlıkla bir şey söylesen, bir anda evini başına yıkarlardı. Kahvehanelerde bir çay içmeye hasret kalmıştık. Kahvehaneler taranır, kör kurşunla nice insanlar aramızdan ayrılırdı. Yaşananları çar çabuk unuttuk. Yeni nesil hele-hele geçmişi asla bilmez. Şimdi bu anlatılanlar onlara şaka gibi gelir.

Özgür vatanımızda özgür olmamak çok acı bir şey. Siyasetçiler, mide bulandırma derecesindeydiler. Birbirlerine her daim atıp dururlardı. Güven duyacak hiçbir şey yoktu. Emniyet dahi ikiye ayrılmış durumdaydı.

Ankara, İstanbul, İzmir gibi illere okumaya gönderdiğimiz çocuklarımızdan haber almak mümkün değildi. Telefon yok. Mektupları haftalar sonu gelir ve okuduğumuzla avunurduk. Yurtlar solcu ve sağcı yurtlar şeklinde bölünmüş, yurtlarda kalan gençlerimizin yol güzergâhları muhalifler tarafından her an gözaltındaydı. Her an her şey olabilir durumdaydı. Türkiye resmen sağcı-solcu diye ikiye bölünmüş vaziyetteydi. Ne kötü zamanın içerisindeydik.

Şimdi nasıl Coronavirüs’ün ölüm korkusu bizleri sarsmışken, aynı durum o yıllarda da aynıydı. Kimin ne zaman, nerede öleceği belli değildi. Sağ-Sol kavgası bitmek tükenmek bilmezdi. Her gün her an aslan gibi delikanlılar, aramızdan sonsuza dek ayrılırdı. Çıldırmamak işten değildi. Saç baş yolsak da sonuç her zaman çaresizlikle sonuçlanıyordu.

Devlet tam manasıyla çaresiz kalmıştı. Devlet resmen bitmişti. Siyasiler birbirlerini suçlamaktan öteye geçemiyordu. Üstüne üstlük halk bir şey almak için uzun kuyruklar oluşturuyordu. Tüp kuyruğu, ekmek kuyruğu, sebze-meyve kuyruğu, su kuyruğu… Bu kuyruklara her gün yüzlercesi ekleniyordu. Mahallelerde bombalanmadık yer kalmıyordu. Sol veya Sağ guruplarda yanlış yapanların da sonu ölümdü. Şehrin her yeri afiş ve duvar yazıları ile donanır. Sol yazılmışsa sağcı oradan geçemezdi. Sağ yazılmışsa solcu o mıntıkadan geçemezdi. Bir Allah’ın kulu da yazı yazanlara karışamazdı. İsterse karışsın. Hemen oracıkta infaz tamamlanırdı.

Toplu mekânlarda bulunan kişiler birbirlerine karşı her an tetikteydi. Olası bir karışıklık sonrası, yerler kesilen kulaklarla zıplar dururdu. Bıyık ve saç kesimleri sağcıda ayrı solcuda ayrıydı. Onlardan biri değilseniz hemen yadırganırdınız. İş çığırından öyle çıkmıştı ki herhangi bir mahalleden geçerken, aracınız durdurulur ve kimlik sorulurdu. Sağ görüşlü mü sol görüşlü müsün diye sorduklarında, ne cevap vereceğinizi bilemezdiniz. Kendi fikirlerinde olmadığınız anlaşıldığında, sizin ve yanınızda bulunanlar için artık iş işten çoktan geçmiş sayılırdı. Derhal araç yakılır ve içindekiler düşman gibi kurşunlanırdı.

Asker; tüm karışıklıkları yakın takip eder, hazır kıtalarla olay yerinde bulunurdu. Önemli durumlarda havaya ateş ederek göstericileri dağıtmaya çalışırdı. Türkiye’nin her yeri birbirlerini hiç uğruna öldüren canilerle dolup taşmıştı. Medya; Türk Silahlı Kuvvetleri için methiyeler yazar. “Ne olur gelin kurtarın Vatanımızı” diye inlerlerdi.

Aydın, komünist, solcu, sağcı, ülkücü, dinci, gerici diye, halk resmen fişlenmişti. Fişlenen kişiler; her an karşı gurupların hedefi olurdu.

Bugün, sağ-sol bitti. Kürt hareketleri adı altında PKK sahnede! Provokasyoncular canımızı yakıyor. Askerimizi, polisimizi, masum halkımızı şehit ediyorlar. Bu devlet kolayına kurulmadı. Milyonlarca şehit kanlarıyla sulandı. FETÖ ve benzeri mihraklar, bugün hala sönmüş ateşin külleriyle dans etme mücadelesindeler.

Ne yaparsanız yapın pis emellerinize asla ulaşamayacaksınız. Uzaktan kumandayla bizim kardeşliğimizi bozamayacak ve kazdığınız kuyunun dibinde kaybolacaksınız. Geçmişimizde sağ ve sol mihrakları çıkararak, beni içten parçalamaya kalkan dış güçler sözüm size; son senaryolarınızda da başarıyı yakalayamayacaksınız.! Karşınızda eski, güçsüz devlet yok artık.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here