Kitap Okuma Seferberliği

1
67

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Okuma seferberliği başlattık. Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olan sevgili arkadaşım ile. Bendeniz ona kitap yolluyorum o bana ve öğrencilerine, öğretmen arkadaşlarına, trafik baya yoğunlaştı. Okullar kapandığından beri… Geçenlerde yurt dışından gelen arkadaşımla ufak bir geziye çıkmıştık. Yolda ikimizde okuyorduk. Bendenizin elinde canlı kanlı bir kitap vardı sarı sayfalarına gömülmüştüm ama onun elinde telefon vardı hani şu kocaman olanlardan. “Bak” dedi ben buradan kitap okuyorum. Zaten telefon taşımak zorundasın, her an elinin altında kitabın oluyor! Bu çok hoşuma gitmişti. Kütüphaneni yanında taşımak gibi… Kütüphanemi yanımda taşıma fikri süper.

Hemen işe koyuldum. Sonra beş yüz atmış kitabı olan bir kütüphane olarak döndü bana tabletim… Of hepsini aç ve içine girip yat, hatta ölebilirsin! Durumları. Elimden canlı kanlı bir kitap düşerken tablet giriyor devreye. Bütün gün böyle geçmeye başladı bir müddetten beri. Biz hemen yılda paramızın en azından yarısını kitaplara veriyoruz. Arkadaşımda okulun kütüphanesine yılda yüzlerce kitap alıyor tabi idarenin izni ile. Yani maddi olarak desteğimiz tam. Yani kitapları bedavaya getirdiğimizi düşünmüyoruz bu yüzden. Ve hızla okuyup yuttuğumuz kitapları tartışmaya bile başladık. Tatile çıkmadan ne kadar bir araya gelirsek o kadar iyi diye düşündüğümüzden de okumayı abarttık. Tablette ya da telefonda okurken biraz zorlanabilirsiniz önce çünkü yazıların karakteri değişik ancak bunun bir yararı da var. Hani leb demeden leblebiyi anlamak gibi bir şey… Bu yeteneğinizi de böylece geliştirebiliyorsunuz birkaç sayfadan sonra. O karakter değişikliğinin hiç ayrımında bile olmuyorsunuz. Bendeniz tabi ki her zaman kokusunu alabileceğim sayfalarına dokunabileceğim, içinden paralar ve eski resimler düşüren, ayracı solmuş, kurdelesi olan kitapları okumaya tercih ediyorum ya o başka. Buna rağmen kütüphanemin yanımda taşıdığımı bilmek güven veriyor.

Ve sevgili okuyucularım atölyemi çalışmaya başladım. Üst pencerelerini açık bırakıyorum kokudan rahatsız olmak için. Geçende kapıyı iyi kapatmadan yürüyüşe çıktım.  Döndüğümde saat baya geçti arkadaşlara dalmış zamanı unutmuştuk yine yürüyüş sonrası. Eve geldiğimde birde baktım ki atölyenin kapısı ardına dek açık. Arkadaşım sakın girme dedi. Ama hemen daldım ışığı yaktım her şey olduğu yerde duruyordu. Muhakkak bendiniz kapıyı iyi kapatmamışım dedim. Ve dün atölyemi müzik çalışmaları için kullanan üniversiteli gençlerle konuşuyorduk kapı önünde. “Üst pencereler açık” dedi biri “içerde çok değerli tablolar var korkmuyor musunuz?” Ne yalan söyleyeyim korkmak aklıma gelmemişti hiç, üstelik o atölyenin cam kapısını kırdıklarında, iki gün cam gelene dek açık kalmıştı kapı. Daha dün kapıyı açık unutmuşum. “yok ya” dedim. “Allah’a emanet.” Diğer arkadaşın konuya yorumu başka oldu. Ve canımı acıttı. Hatta hepimizin canını açıttı. “Merak etmeyin” dedi “burada sanata ve kitaba dokunmaz kimse” çünkü kimsenin merakı yok ne yazık ki!!  Atölyemde bütün servetim ve kitaplığım var. Ve bu söz çok can yakıcı geldi valla. Can yakan tespit değil kuşkusuz, onun doğruluğu idi ne yazık ki.

Ve biz bu durumda kitap okuma seferberliliğini başlattık. Denizkestaneleri örneğini göz önüne alarak… Ve içinde bulunduğumuz bu kaos duruma ancak böyle sağlıklı bakabileceğimiz düşünüyorum çünkü bütün gün insanı çıldırtmaya yetecek kadar başı boşluk olduğu gibi bir o kadarda vahşi haberler. Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlık ve sevgiyle sağduyu ile birlikte kalalım her zaman diliyorum. Yase

Şubat Güneşi

“En son geçen gün beni banyoda yerde oturmuş elimde makasla gördüğün sabah, gece bu karabasanı yaşamıştım” dedi. “Evet anımsadım gece kötü olmuştun” dedi Ahmet. “Evet işte sabaha kadar etkisinde kaldım  banyodaki  aynada  bile aynı görüntüleri gördüm. Saçlarımın altından tutup kaldırıyorlar o kadar güçlü bir acı hissetim ki? Ahmet “canım benim” diyerek kızı biraz daha sıktı. Zeynep “aslında o sabah saçlarımı dibinden kesmek istemiştim sırf bu yüzden, belki sen gelmeseydin yapacaktım ta”.

Ahmet kızın saçlarını saran havluyu çekip yüzünü mis gibi kokan nemli yumuşacık saçlara gömdü. “İyi ki yapmadın tatlım” dedi. “Sadece bir karabasandı o, sende biliyorsun şimdi geçti artık seni hiçbir zaman rahatsız etmeyecek bak görürsün, sen onu içinden attın şimdi  oda seni atacak!” dedi. “gerçekten mi?” Zeynep sık, sık nefes alıp veriyordu hala. “Evet tatlım inan bana seni rahatsız etmeyecek artık” Zeynep  konuşunca ve terleyince  biraz rahatladı. “Şimdi düşünüyorum Ahmetçim” dedi. “Geçmiş yaşamımda bu tür bir olay mı yaşadım? Sanırım öyle bir şey olmalı? Yani her şeyin bir nedeni olduğuna inanıyorum.” “Açıkçası bilmiyorum Zeynepçim ama çokta önemli değil artık. Çünkü sen şimdi ondan kurtuldun, önemli olan bu.” dedi. “Gerçekten kurtuldum mu?” diye başını kaldırıp Ahmet’e baktı, Zeynep ürkek bir ceylana benziyordu. Ahmet aniden eğilip kızı alnından öperek “evet ben varken sana kimse yaklaşamaz artık” dedi. Zeynep gülmeye başladı. “Gülünce gözlerinin içi gülüyor sana bakmaya doyamıyorum” diyerek Ahmet ayağa kalktı kızı da kaldırdı. “Evet şimdi sıra kimde daha neler birikmiş içinde dökül bakalım” dedi. Zeynep Ahmet’in kollarından sıyrılıp devam etti. Sesi titriyordu. İçi ağrıyordu. “Ahmet ben birlikte hayata gözlerimizi açtığımız ilk çocukluk arkadaşıma kızdım sonra ona da küstüm. Onu tanıyorsun. Hani odana girdim, dedin ya, o resimde sarıldığım çocuk. İşte ilk arkadaşım oydu. İkiz gibiydik aynı gün doğmuştuk birbirimizi çok severdik. Sonra o da gitti hem de beni hiç düşünmedi oysa akşam birlikte uyumuştuk ne zaman yanımdan alıp gittiler anlamdım!

Çok iyi anımsıyorum beş yaşındaydım “bana vefasız” diyorlardı. O kadar çabuk onu unuttum diye. Ama ben aslında onu hiç unutmadım.” “Canım benim, sen vefasız olamazsın ki zaten” diyerek Ahmet kızın elini tutup avucunda hafifçe sıktı.

“Sonra okula başladım. Okumayı zaten biliyordum derslerden çok okul çocukları ile uğraşıyordum aralarında çok yoksullar vardı. Terlikle okula gelenler falan. Hayatım cehenneme döndü. Bir tarafta korkularım ve onları gizlemek zorlaşmıştı, çocuklar acımasız biliyor musun Ahmet onlara fark ettirmeye çalışıyordum, bir tarafta acımasızca beni bırakıp giden arkadaşım ve kekliğim ve çevremdeki nedenini anlayamadığım yoksulluk en az benim gibi olur sanıyordum herkes. Ama değildi. Ve ben daha 6 yaşında bir çocuktum düşünüyorum da şimdi çok ağır bir yükmüş omuzlarımdaki yük.”

“Evet gerçekten çok ağırmış sana boşuna güçlüsün dememişler bak” “Hayır ya ne güçlüsü ölüyorum sıkıntıdan Abim sonunda yakaladı beni korkuyla bir duvar kenarına sinmiştim buz gibi ter döküyordum. Ahmet onu gördüğümde duyduğum sevinci anlatamam sana, bir sarılmışım boynuna.” “Gecede bana öyle sarılmıştın abin sanarak sanırım” “Evet abim beni kurtarıyordu. Ve benim kahramanım oldu ondan sonra. Korkularım sürüyordu ama o yanımdaydı biliyorum. Artık en azından gizlemek için uğraşmayacaktım. Arkadaşlarımın yoksulluğunu  ise ikimiz ufak tefek yardımlarda ve en çok giysilerimizi, kalemlerimizi, harçlıklarımızı, simidimizi paylaşarak hafifletmeye çalışıyorduk abim öğretmişti nasıl paylaşacağımı. Bir tane bile diğerinden fazla olmayacaktı artarsa onu da bölecektik.” “Siz ne can çocuklarmışsınız Zeynep” dedi Ahmet can kulağı ile dinleyerek. “Annem bir sürü yemek yapardı, birlikte yerdik arkadaşlarımın evinde.

Ve biz abim ile arkadaşlarımızın giymediği ya da bize özenerek bakacakları bir şeyler giymedik, yemedik yapmadık. Ve büyüdük böyle, çizgimiz değişmedi. Korkularım daha az rahatsız ediyordu çünkü uğraşacak çok şey vardı sokağa çok çıkmıyordum sürekli okuyordum çiziyordum, mutfakla uğraşıyordum annem işinden dolayı bize zaman ayıramadığında abimle başımızın çaresine bakıyorduk.” Arkası Yarın

Günün Şiiri

Tahir ile Zühre Meselesi

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbunu keşfe giderken
mesela denerken damarlarında bir serumu
-ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Nazım Hikmet Ran

Günün Sözü

Sular yükselince balıklar  karıncaları yer… Sular çekilince de karıncalar balıkları yer. Bu günkü üstünlüğüne güvenme! Kimin kimi yiyeceğine suyun akışı kara verir.

Kızılderili sözü

1 YORUM

  1. Kitap okuma seferberliğinde, İskenderunluların hiçbir ücret ödemeden kütüphaneye üye olmalarını, İskenderun Halk Kütüphanesinin zengin kitap ve süreli yayın koleksiyonundan yaralanmasını isterim.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here