Hayatın Getirdikleri

0
36

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Teşekkür ederim ben deniz iyiyim. Ya siz? Dün yeni aldığım telefonun kapalı tuşlarını açtım ve ekranda bir yazı. “Bugün nasılsınız?” A yanlış mı okudum! Hayır doğru büyük harflerle yazılı “bugün nasılsınız?” çok hoşuma gitti ya. Gerçekten çok güzel bir şey… Yani düşünün günlerce evden dışarı çıkmadınız kimse size “bugün nasılsınız?” diye sormadı. Telefonunuzu açıyorsunuz o size bugün nasılsınız diye soruyor.  Güzel değil mi? Ben bayıldım.   Ne güzel düşünmüşler dedim kendi kendime   sonra kim düşünmüş olabilir ki sonra hemen anladım. Canımın içi, ince düşünceli Emre telefonu alır almaz bu notu iliştirmiş olmalı. Başkası olamaz. Hemen aradım “Emre sen mi iliştirdin bu notu?” Hangisi diye soruya soruyla yanıt verdi. Önce açıklamak istemedi. Yok telefonun üzerinde vardı zaten dedi. Sonra “sen her sabah soruyorsun, düşündüm ki sana da her açtığında telefonun da sorsun nasıl olduğunu.

Canımın içi demekle az bile söylemişim değil mi? Aslında canımın ta kendisi. Tabi böyle güzel bir başlangıç yaparak güne başlayınca iyi oluyor, yüzünüz de geniş bir gülümseme ile yazıyorsunuz. Birde kendi ektiğiniz nanelerin maydanozların domateslerin ilk ürünlerini  toplayıp  kendinize karışık bir salata yaptıysanız -minnacık bir tabak. Çünkü hepsinden birkaç dal.- Yani ne de olsa saksı ürünleri ama doğal, üstelik elimle büyümüş sevgiyle. Sakın kocaman bir bahçem var sanmayın.

Birkaç saksı bu iş için yeterde artar bile. İnsan kendine yardım etmek istiyorsa  yollardan biri de  bu diye düşünüyorum. Tuhaf bir şey bundan birkaç yıl önce olsaydı hadi ya kim uğraşacak derdim… Çünkü o zamanda onları bırakıp gidiyordum şimdide bırakıp gidiyorum ama o zamanlar ben yokken onların sevgisizlikten kuruyacağını biliyordum. Şimdi  ise  onları en az benim kadar seven başkaları da var, yokluğumda onları koruyup sulayacak, sevecek,  şımartacak… Bu yüzden şimdi onlarla olmak her sabah yapraklarını okşayıp nasılsınız  diye sormak, çiçeklikten çıkıp portakal olmak için tomurcuklanan yavrulara bakıp bir annenin karnında büyüttüğü bebeğini bekler gibi büyümelerini beklemek acayip bir zevk ve doyum veriyor ben denize.

Ve şimdi düşünüyorum  ve aklıma Sokrates geliyor “kendini bil” diyen  filozofa bir gün öğrencilerinden biri soruyor; “Hocam bu kadar bilgiye nasıl sahip oldunuz?” Sokrates bahçede duran havuzu işaret ediyor. Git ve başını o havuzun suyuna göm diyor. Öğrenci anlayamıyor nedenini. Ne ilgisi var diyor, Sen git ve başını suya göm diyor. Sorunun yanıtını orada bulacaksın. Öğrenci  söylenerek gidiyor ve başını suya daldırıyor bir an sonra can havli ile kaldırıyor. Derin soluklar alıyor ve aslında kızmıştır.  Sokrates soruyor “başın suyun içinde iken neye ihtiyacın vardı?  Havaya değil mi?” “Evet” diyor öğrenci. “İşte” diyor “sorunun yanıtı. Neye ihtiyacın varsa onu ararsın. Senin   havaya  benim de bilgiye ihtiyacımız varmış.”

Bundan yola çıkarak düşünüyorum ki benimde  huzursuzluğun kölesi olan bu günlerde bir damla huzura ihtiyacım varmış ki bu ağaçlarla ilgileniyorum. Demek birkaç yıl önce bahanem vardı ama ihtiyacım yoktu. Ve sevgili okuyucularım düşünmek gerekiyor kendini bilmek için.

Dün bir arkadaşımla karşılaştım çok iyiyim dedi. Allah-Allah dedim harika bir dokun bin dinle durumları yaşanan bu günlerde çok iyiyim demek lüks gibi gelmeye başlamıştı. Evet dedi neden olmayım ki sevdiğim işimi yapıyorum, dokunulmamış bir cennette yaşıyorum, düşünüyorum, yazıyorum ve çiziyorum neden iyi olmayım ki? Çok sevindim. Sonra ilave etti  bu benim yaşantım yaşantımı seviyorum… Ama  dünyaya bakınca  çokta mutlu algılamıyorum kendimi. Kaldırımda söyleşimiz derinleşti. Ve bu sabah hem düşünmeye hem de mutlu olmaya ihtiyacım varmış ve bitkilerimden yaptığım doğal salata çok iyi geldi. Aslında  mutlu ya da huzurlu olduğunuzda  diğer  olumsuzluklar  yok olmuyor tabi ama onlara karşı koyma gücümüz pekişiyor böylece. Aslında biz şanslı insanlarız arayışımız bitmiyor.

Ve sevgili okuyucularım İskenderun gazetesinde yazmaya başlayalı tam on yıl olacak  gazetemizin doğum gününde. Bir bebeğim olsaydı şimdi on yaşında olacaktı.  Ancak benim bir bebeğim değil binlerce bebeğim oldu. Aniden gelen bir dürtü ile uyandım. Bu sabah onları bir kitapta toplamak dürtüsü artık bebeklerimi kucağıma almak istiyorum buna ihtiyacım var.

Oysa yıllardır söylenir şu yazılarını toparla diye ama hiç umurumda olmazdı zamanı şimdiymiş. Demek aslında ne tembeldim ne de umarsız. Yalnızca zamanını bekliyormuşum.

Ve toparlamak öyle kolay bir iş değil. Gecemi gündüze katıp çalışmam gerekiyor. Tabi yine şanslıyım. Öyle yalnızlıklara inzivalara çekilmek zorunda değilim. Her yerde her zaman çalışabilirim. Hayatın bana sunduğu güzelliklerden hatta kıyaklardan biride bu. Daha ne isteyebilirim ki? Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlık, sevgi, birlik ve beraberlik  içinde kalalım, hep birlikte  diyerek yazıma son veriyorum. Yase

 

Günün Şiiri

Tabiat Odam

Severim kırlarda ben yaşamayı,
On iki ayı.
Severim kırların yeşil göğsünü,
Bütün süsünü.

İstemem başımın üzerinde dam,
Tabiat odam.
İstemem topraktan başka bir yatak,
Kehkeşanlar tak.

Kuşlardan savrulan bir incecik tüy,
Üstümde örtü.
Ve aydan kırpılan bütün yıldızlar,
Rüyamda kızlar.

Her sabah neşeyle uyanan bir eş,
Koynumda güneş.
Dallarda ötüşen kuşlar kabilem,
Bilmezler elem.

Ağlarsak bizimle beraber olur,
Hemşirem yağmur.
Sızlarsak bizimle beraber sızlar,
Kardeşim rüzgâr.

İsteyen toplasın binlerce arşın,
Karlardan kışın.
Mutlaka öptürür bağlarda temmuz,
Çıplak bir omuz.

Severim kırlarda ben yaşamayı,
On iki ayı.
Severim kırların yeşil göğsünü,
Bütün süsünü.

Ölürsem istemem ne yas, ne kefen,
Ne başka bir fen.
Üstümden kalkmasın çimen, çiy, yosun,
Ruhum uyusun.

Ahmet Kutsi TECER

 

Aşka Türlü Bir Şey

başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..

bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun

bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince

nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka…

Can YÜCEL

 

Büyük Can Dedi Ki

Kovalamayın beni yatağa
Hiç uykum yok
Daha lafınıza karışacağım
Ortalığı dağıtacağım
Televizyonu kapatacağım
Ayçiçeği resmi yapacağım daha
Başparmağıma şiir okuyacağım
Islık çalacağım
Daha çok işim var
Gecenizi karartacağım
Kütahya vazonuzu kıracağım
Vakitsiz yatırmayın beni
Daha çok erken

Can YÜCEL

Günün Fıkrası

Nasrettin Hoca göl kıyısında karısı ile çamaşır yıkıyormuş. Yanlarına simsiyah bir karga yaklaşmış. Karga sabunu alıp kaçmış. Nasrettin Hoca’nın karısı telaşla yaygarayı basmış hoca efendi yetiş karga sabunu kaptı!… Nasrettin hoca yerinden bile kıpırdamadan hatun görüyorsun karganın üstü başı bizden daha kara. Birazda o yıkansın…

Günün Sözü

Arkamda yürüme, öncün olmayabilirim, önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece eşit oluruz.

Ute Kabilesi

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here