Elimizde Bir Şey Yok Aslında

0
15

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Kendi hikâyemizi kendimiz yazıyoruz gibi görünüyorsak ta aslında bizim yazdığımız bir şey yok, her şey olması gerektiği gibi oluyor, bizde bize biçilen rollere uygun olarak yaşayıp gidiyoruz; kendimizinmiş gibi sanarak. “Haksızlık yapıyorum herhalde bu kadar da değil yani!” diye düşünüyorum bazen ancak geçmişten günümüze dek düşününce yaşadığımız günleri, ayları, yılları, hangisini biz düşündük, hangisini tasarladık ve bulduk ki? Tabi ki istisnalar vardır. Ve olacaktır. Ancak hayat işte bu; seni istediğin gibi değil onun istediği gibi yaşatır, beğensen de beğenmesen de. Düşünüyorum ve yine sabırsızım yazmak için. Ve zamanı hiç bitmeyecek şeymiş gibi savurarak kullananlara acayip hayretim.

Aslında kızgınım, aslında suratımı astırıyorlar aslında, onlara yazıklanıyorum. Ve hayatın bize yaptırdıkları bu diye düşünmeye gelince de duruyorum!!!

Ve aklıma bir öykü geliyor. Zamanlardan birinde her şeyi bildiği söylenen bir bilge varmış. Ne sorulursa hemen yanıtını verirmiş. Onu çekemeyen biri demiş ki; ona öyle bir soru soracağım ki kesinlikle bilmeyecek. “Ne soracaksın” demişler. “Elimde bir kelebek var. Ölümü dirimi diye soracağım” demiş. Ölü derse bırakacağım uçsun, diri derse avucumda sıkıp öldüreceğim. Bilgeye sormuş elimdeki kelebek ölümü diri mi diye.

Bilgenin yanıtı; “O senin elinde.”

Bilgeye sorulamayacak kadar basit bir soru, yanıtı da öyle gibi görünse de gerçeğin ta kendisi değil mi? Hepimiz bir avuçtayız ve o avucun keyfine göre yaşıyoruz… Sahip, sıkarsa ölürüz gevşek tutarsa soluklanırız serbest bırakınca da kanatlanır ruhumuz. Yoruma gerek var mı?

Ve sevgili okuyucularım bazen böyle uyanırız, sabaha yalnızca sorgulamak için. Yastayız, matemimiz yeri göğü tutmuş ve düşünüyoruz ve düşünüyoruz. Ve şimdilik sağlık, sevgi, birlik ve beraberlikle kalalım. Ayrımsız gayrım sız… Yase

& & & & &

5 Yaşındaki Bir Çocuğun Gözüyle Ramazan

Bugün evde bir acayiplik var. Herkes sessizce işine okuluna gidiyor. Annem “Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım” dedi. Kimse yemek yemiyor, su içmiyor. Ablam bile!

Önce diyet yaptıklarını sanmıştım. İzledim hepsini. Akşama doğru hepsi sessizleşiyor. Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar. Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki… Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni. Ama gülmeye cesaretim yok.

Niye böyle yapıyorlar? Ablama sordum, “büyüyünce anlarsın” dedi. Zaten başka ne der ki… Anneme sordum, Ramazan dedi. Babama sordum, Oruç dedi.

Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek. Arkadaşım Fatma’ya sordum. Onun ailesi de gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.

Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum. Uyandım. Babama haber vermeye koştum, yatağında yok! Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum. O da yok! Korkmadım, “ben bu hırsızların hakkından gelirim” dedim. Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını. Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta. Bizimkiler yemek yiyorlar! Vay uyanıklar. Gündüz Oruç ile Ramazan’dan korkup gece yiyorlar. Bir de üstüme gülüyorlar… Korkaklar.

Önceleri, Oruç ile Ramazan’ı bulup şikâyet etmeyi düşündüm. Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim. Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar. O zaman devam. Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca…

Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor. Oturup birlikte Kur’an okuyorlar. Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar. Ellerini açıp herkese dua ediyorlar. Sevim teyze de başını örtmüş. Çok da yakışmış.

Her şey aynen devam ediyor. Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor. Hepsi akşam ezan okuyor. İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor. Ne hoş.

Oruç’u merak ediyorum. Geçen gün Ayşe teyzem annemle konuşuyorlardı. Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu? Yok, böyle olursa Oruç kaçar mı? Demek ki Oruç, çok duygulu birisi. İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor. Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor. Oruç’u ve Ramazan’ı artık iyice merak ediyorum. Onlarla tanışmaya can atıyorum.

Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor şimdiye kadar, gecesi olan bir adam göremedim. Bu Kadir de kim? Bin aydan hayırlı gecesi varmış. O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur’an okumak önemliymiş.

İftarı çok sevdim. Akşam yemek yemeye İftar diyorlar. Gece yemek yemenin adı da Sahur. İftar sonrası eğlenceler oluyor. Babam camilere götürüyor bizi. Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde…

Merak içinde beklerken uyuyakaldım. Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş. Ben göremedim. Anlayamıyorum. Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum. Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor. Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar. Sinir oluyorum. Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor. “Abim ne zaman geliyor?” diye anneme soruyorum. “Bayram gelsin, o da gelecek” diyor. Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir’den sonra şimdi de Bayram!..

Soramıyorum “Bayram kim?” diye. Neden o gelmeden abim gelemiyor? Belki de ağabeyimin arkadaşıdır. Çok özledim abimi. Bayram’ı da alsın gelsin tanışalım.

O kadar erkek isminden sonra bugün nihayet bir hanım ismi duyabildim. Arife diyemiyorlar mı ne? Arefe diyorlar. Niye Arefe? “Arife” olması gerekmiyor mu? Yengemin adı gibi yani… “Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik” diyor annem. İyice telaşlandılar. Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar. Temizlik yapılıyor. Yemekler hazırlanıyor. Anneme “Bayram ne zaman gelecek?” dedim, “Arefe’den sonra” dedi. Demek ki Bayram ile Arefe evli değil. Akraba da değil. Kafam karma karışık. Salih abim bir gelse de her şeyi bana anlatsa.

Zamane çocukları neden bayramda mutlu olmuyor | e-Psikiyatri

Ve Bayram Geldi

Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!. Oruç öldü herhalde diye düşündüm. Abim gece gelmiş. Sevinçten haykırdım. Çok özlemişiz birbirimizi. Bütün olanı biteni bir güzel anlattım abime. Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm. Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım. Abimin tebessüm ettiği yerde, ablam kahkaha atar. Abime küser gibi yaptım hemen gönlümü aldı. Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.

Abimden söz aldım. Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi… Ben de verdim.. Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı. Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu. Sendromu anlamadım. Ama olsun, abime güveniyorum. Gerçi ablama göre 4 yaşındayım. Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor. Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor. Abim ‘bu konu beni aşar’ diyor.

Bayramı çok sevdim. Ama ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm. Bizim için her gün Ramazan olsa! Ne iyi olur.

& & & & &

Dereceler Nasıl Yükselir?

Peygamber efendimiz “Derecelerin ne ile yükseleceğini haber vereyim mi?” deyince sahabe merakla, “Söyle ya resullulah” dediler.

“Sana karşı cahilane hareket edene yumuşak olursun. Sana zulmedeni bağışlarsın. Sana vermeyene sen verirsin. Senden alakasını kesenle sen yine ilgilenirsin”

Günün Şiiri

Kız ve Anne

ayakkabıları büyüktü annemin

onlarda yorgun ayakları

uyurdu

gündüzün

uykuyu unuttuğunda gözleri.

oysa uyurken

onlar uykusuzdu kapı eşiğinde

savrulan suyun sesini

yağmurun dinmeyen şarkısını

sürülerin getirdiği akşamları dinlerdi.

ayakkabıları büyüktü annemin

küçükken onlarda yüzerdi

ayaklarım.

uzaklara götürürdü beni annem

aklıyla

saçlarımı vermek isterdim rüzgâra

ardından soluksuz koşarken

ayakkabıları tökezletirdi yürüyüşümü

hüznün ilmekleri dokunurdu

düşlerimde.

yürüyüşüm eşitlendiğinde aklımla

anne olmuştum.

Ahmet ÖZER

Korku

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.

Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.

Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.

Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.

Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.

Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.

Ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.

Ve yaşamaktan korkuyor, kendisi için değil, başkalarına göre yaşadığı için.

Günün Fıkrası

Allah’ın Kelamı

Bir mecliste Kuran’ı Kerim’den söz açılıp, sohbet koyulaşmıştır. Kuran’ı Kerim’in eşsizliğinden ve olağanüstülüğünden bahsedilirken, odanın bir köşesinde kendi halinde çubuğunu içmekte olan bir Bektaşi söze karışır: “-Evet, Allah’ın kelamı cidden eşsizdir. Amma, yazısı biraz karışıktır!…” der.  Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da hiddetle sorar: “-Karışık mıdır? Nerden biliyorsun?” Bektaşi sakin bir tavırla cevap verir: “-Alnımın yazısından!”

Günün Sözü

Gönüllerin merhamet dolduğu, en katı yüreklerin bile iman ateşiyle ısındığı, sevgi ve saygının esas olduğu, büyüklerin sabırlı küçüklerin vefakar olduğu bu ay Müslüman âlemine bahsedilmiş en güzel hediyelerden biridir.

Kim Allah yolunda dünyevi işleri bir kenara atıp sadece gönülden ibadet ederse, Allah ona cennetinden bir bahçe ayırır.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here