Bu Kez Hasta Olan Bilgisayarım Değil Benim

0
34

Günaydın sevgili okuyucularım. Nasılsınız bu sabah? Ben hala can çekişiyorum böbrek taşı yüzünden. Doğduğuma pişman ettirdi bu meret beni. Geçen yıl bu zamanlarda “Bilgisayarım öldü bir süre hikâyelerle idare edeceğiz” demişim. Yine Eylül’deyiz ve bu kez ben kötü olduğum için bir süre hikâyelerle idare edeceğiz. Sağlık ve sevgiyle kalın sevgili okuyucularım… Yase

Hero ile Leandros

Çok eski zamanlarda, bugün bizim Çanakkale Boğazı dediğimiz Hellaspontos’un Avrupa kıyısında, Sestos adını taşıyan bir şehir bulunuyordu. Bu şehir surları arasında Aphrodite için yapılmış büyük bir tapınak vardı. Bu tapınakta Hero adında çok güzel bir rahibe vardı, bu rahibe güzelliği ile dillere destan olmuştu. Aphrodite mabedindeki kumrularla ilgilenen Hero’yu görenler onu Aphrodite’in kendisi zannederlerdi.

Bu genç rahibe güzel olduğu kadar alçak gönüllüydü de. Bu yüzden Aphrodite bu kızı kıskanmak bir yana onu çok severdi. Her sene ilkbaharın gelişi ile birlikte Sestos’ta şenlikler düzenlenir, çevreden insanlar akın akın buraya gelir, Aphrodite’in mabedini ziyaret ederlerdi. İşte böyle bir bayram günü Leandros adında yakışıklı bir genç Aphrodite’in mabedindeki bir ayine katılmıştı.

Abydos’lu olan Leandros getirdiği hediyeleri sunmak üzere mihraba yaklaştığında; güzel rahibe Hero’yu görünce aklı başından gitmiş ilk bakışta ona aşık olmuştu. Ayin boyunca gözlerini güzel rahibeden ayıramamıştı. Sanki karşısındaki Aphrodite’in ta kendisiydi.

Leandros gün batıncaya kadar mabedinin bir köşesinde bekledi. Ziyaretçiler bir-bir mabedi terk edince yavaşça tek başına kalan Hero’ya yaklaştı. Rahibe genç delikanlıyı görünce ürkerek geri kaçtı. Ama Leandros onu durdurdu. Ve oracıkta mihrabın önünde Hero’ya duyduğu aşkı dile getirdi. O günden sonra Leandros Hero’nun tüm itirazlarına rağmen her gün mabede gelip genç rahibeye duyduğu aşkı anlattı. Hero defalarca ona bir rahibe olduğunu ve böyle bir aşka karşılık veremeyeceğini söylediyse de Leandros pes etmedi. Duyduğu sevgi öylesine büyüktü ki, bir gün mutlaka karşılığını alacağına inanıyordu. Tüm çabaları ve ısrarları sonunda arzusuna kavuştu. Hero da onu seviyordu ancak aralarında büyük bir engel vardı. 

Hero, deniz sahilinde ıssız bir kalede yaşlı bir kölenin kontrolü altında yaşıyordu, üstelik Leandros’un yaşadığı şehirle aralarında deniz vardı. Ama Leandros aşkı uğruna her şeyi yapmaya hazırdı. Buna, gece karanlığında yüzerek denizi geçmek de dahildi. 

O akşam yaşadığı şehre geri döndüğünde sahile inerek denizi seyretti, gözleri ile karşı kıyıdaki kaleyi arıyordu. Bu sırada rüzgâr şiddetini artırmış, bulutlar ayı ve yıldızları kapatarak ortalığı karanlığa boğmuştu. Issız kalede köle ile birlikte oturan Hero endişe ile dışarıyı izliyordu. Bir ara yaşlı kadına dönüp; “Bu korkunç gecede kim bilir kaç balıkçı yolunu bulup evine dönemeyecek. Bence karanlıkta yolunu kaybeden denizcilere yol göstermek, onları felaketten kurtarmak için kalenin üstüne bir meşale yakarsak Aphrodite’yi de sevindirmiş oluruz” dedi.

Bu sözlerle yumuşayan yaşlı kadın, kalkıp bir meşale yaktı ve kalenin tepesine kolayca görülebileceği bir yere koydu. Esen rüzgâr onu canlandırdı alevi daha da yükseldi ve etrafı aydınlattı.

Hero heyecanla dışarıyı seyrederken duyduğu bir sesle kalbi küt küt atmaya başladı. Denize doru baktığında dalgalarla boğuşan birini gördü bu Leandros’tan başkası olamazdı. Onu yaşlı köle de görmüştü. Aşağı inip delikanlıya kıyıya çıkabilmesi için yardımcı oldu ve onu rahibenin odasına götürdü. Leandros yorgunluktan bitkin ama sevdiğini görmekten mutlu bir halde genç rahibeye sarıldı. Yaşlı köle buna çok şaşırmıştı ancak onlara engel olmadı.

O günden sonra Leandros her gece Hellaspostos’u yüzerek geçip sevdiğine ulaşıyordu. Günler haftalar aylar geçti, güzel yaz günleri geride kaldı ve kışa yaklaştılar. Deniz eskisi gibi sakin ve sıcak değil, dalgalı ve soğuktu. Hero her gece yüzerek boğazı geçen Leandros için endişelenmeye başlamıştı bu yüzden ona bir süre birbirlerini görmemeleri gerektiğini söyledi. Bahar gelinceye kadar ayrı kalmaları gerekiyordu. Kışın boğazı yüzerek geçmek çok tehlikeliydi. Leandros her ne kadar istemese de sevdiğinin bu isteğine boyun eğdi. Ve bahara kadar gelmeyeceğine dair ona söz verdi. Ama bu ayrılığa sadece bir kaç gün dayanabildiler. 

Leandros, Hero’nun yolladığı özlem dolu mektubu okuyunca daha fazla dayanamayarak, düşünmeden kendini azgın dalgaların kucağına attı ve bir an evvel sevdiğine kavuşabilme arzusu ile dalgalarla boğuşmaya başladı. Fırtına arttıkça artıyor, dalgalar daha da aşılmaz bir hal alıyordu. Hero’nun yaktığı meşale şiddetli rüzgârlardan sönerek ortalığı karanlığa gömdü. 

Heyecan içinde Leandros’un yolunu gözleyen Hero, yaşlı köle uyuduktan sonra gizlice sahile indi ancak orada dalgaların kıyıya attığı sevdiğinin ölüsü ile karşılaştı. Bu acıya dayanamayan Hero sevgilisine sarılarak kendini öldürdü. Kasabalılar bu haberi duyunca yas elbiselerine bürünüp kaleye geldiler ve iki sevgilinin cenaze törenine katıldılar. Onları deniz kıyısında aynı mezara gömdüler ve Onların anısına boğazın azgın sularına güzel kokulu çiçekler attılar.

Günün Şiiri

AĞIT

Hamağımız sallandı durdu iki Amerika arasında,

Özgürlük, özledik seni. Che’nin

yıkılıyor kurşun bilmecesi bedeni,

öldüler, Cumhuriyet yeniden doğması için

önce ölmeli, diye bağıranlar,

kafadan oy veriyor özgür doğan yurttaşlar.

Yine de istiyorlar

 

Amerika Güzeliyle yatmayı. Hem, insanlar,

ekmek yoksa, vişneli pasta yesin.

 

Ama örterken kar gibi beyaz kâğıtlar

soykırımı,

kalmadı artık ormanlarında kurt derinliğinde yaralı

koşmayı, ulumayı seçme hakkı;

saklayamaz hiçbir yüz

toplumsal, kişisel acısını,

beden gerilmesi, zaten yontulaştı.

 

Beynine yerleşmiş kırık bir ok başı

yerleştirir uluyan kara derili şarkıcıyı ayı tuzağına,

genç gözler parıldar deli parlaklığında,

süregelen hüznüyle yaşlıları yorar;

ve kapısında her yıl leylaklar açar,

vişne bahçesinin köpüklü dalgası

kör eder Washington’u ve fısıldar

kulağına dayalı köşeli odasında suikastçının

ideal bir Amerika’da, göz kırpan ekranları

gösterir, yavaş ilerleyen sürüler halinde, Çeyen hayaletlerini

ayak sürürken kazıklar, tellerle çevrili ovalarda

fısıldayarak, ayakları bez sarılı,

 

bu arada Calvin’in azizleri gibi arkalarında Gotik kapıları

çiftçi çift, ısırıcı, yoksul, yararcı,

kavrayarak şeytanın yabasını.

dik dik bakıp dururlar ölümsüz buğdaya

Derek WALCOTT-Çeviren: Nezih ONUR

Aşk Üstüne Aşk

Zaman gelecek.

coşkuyla.

kutlayacaksın kendini varınca

kendi kapına, kendi aynanda.

her biri gülümseyecek ötekinin hoş karşılayışına.

 

diyeceksin ki, şuraya otur. Ye.

Kendin olan yabancıyı seveceksin yine.

Şarap sun. Ekmek sun. Yüreğini sun

yüreğine, yaşadığın sürece

 

seni seven yabancıya, başkası için

ihmal ettiğin kendine, seni ezbere bilene.

İndir kitaplığın rafından aşk mektuplarını,

 

fotoğrafları, umutsuz notları,

soy kendi yansımanı aynadan.

Otur. Yaşamınla bir ziyafet çek kendine.

Derek WALCOTT-Çeviren: Nezih ONUR

Günün Sözü

Kalbi kırdıktan sonra gelen özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here