Yöneticilerin İnadı İnat (3)

0
53

Değerli okurlarım, kısa yoldan başarıyı yakalamak için, sırtını demir gibi-çelik gibi bir yerlere dayayarak kestirmeden hedefe ulaşmak isteyenler daima hayal kırıklığı yaşamışlardır ve de yaşatmışlardır. Bilindiği gibi, kestirme yollar daima tehlikelidir, nelerle karşılaşılacağı, tehlikelerin boyutu belli olmaz.

Şöyle bir örnekle yola çıkalım. Ulusal kahramanların, yasa çıkaranların, kentleri kuranların, zorbaların kökünü kazıyanların ve bunlar gibi insanlar üzerinde olumlu izler, alkış alır ama kısa sürede unutulur. Buna karşın, mucitlerin eserleri daha şatafatsız, daha gösterişsiz olsa da, izleri her yerde hissedilir ve de sonuna dek sürer diye düşünenlerdenim.

Gerçekten de konu ne olursa olsun, bilimsel verilerin ışığı altında sistemde köklü değişiklik yapanlar, belki popüler olamazlar ama değişimin farkında olanlar tarafından hep anımsanırlar. Hatırlayacaksınız. Türk futbolu Piontek’le bir çıkış yakalamıştı ve kurduğu kadro milli takımı 10 sene sırtında taşıdı. Bunu herkes bilebilir ama araştıracak olsak kaç kişi Piontek’i hatırlar. İşte böyle bir şey!

Futbol bile olsa ya da sporun diğer dalları da söz konusu edilse, bu unutkanlığımız ve umursamazlığımız, ahde vefasızlığımız bizlere çok şeyleri kaybettiriyor. Demokrasi terimi var ya bildiğiniz gibi Yunanca “Halk” kelimesinin karşılığı olan “Demos” ile “İdare” manasına gelen “Kratos” kelimelerinden meydana gelmiştir.

“Demokrasi” teriminin karşılığında, Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde şu yazar: “Halkın egemenliğine dayalı yönetim biçimi…” Yani, halkın temel hak ve hürriyetlerinin korunması, halk kitlesinin görüş, kanaat ve çıkarlarının ülke yönetimi ve işleyişi üzerinde etkili olması anlamına gelen demokrasi, ne yazık ki bir ütopya olmaktan öteye gidememiştir. Tıpkı, insanlara evrensel barışı, refahı ve mutluluğu vaat eden ve de iflas eden diğer sistemler gibi.

Efendim, herkes kendini insan sarrafı sanır, oysa kantarın topuzunu kaçıracağımızı hiç hesap etmeden, hassas terazi uzmanı sanırız kendimizi. Ama tartıdaki adaletsizliğimizi vicdani tarafımızın ağır basmasına izin vermeden oldubittiye getiririz. Çocukken babalarımızın “Okuyun, adam olun, herkes saygı duysun” diye beynimize  terbiye enjekte ederlerken, bizler ne kadar, idrak ciddiyeti içinde olabilirdik ki?

Çoğu zaman, bir kulağımızdan girip, diğerinden çıkan o öğütlerin ne anlama geldiğini, yıllar sonra hatırladığımızda, o muhterem büyüklerimizin kıymetini daha iyi anlamaz mıyız? Bu paragrafı yarınki sayımızda da aynen yazmak istiyorum. Söz dinlemeyenlere iyi bir mesaj olacağı inancındayım.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here