Acı Dağları Taşları Eritir…

0
141

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Al bayraklı tabuta sarılmış  “Alim” diye ağlayan Yarbay Mehmet Alkan…

Beytüşşebap ilçesi Ayvalık Köyü’ndeki jandarma karakoluna PKK’lı teröristlerin saldırısında şehit olan 30 yaşındaki Jandarma Yüzbaşı Ali Alkan’ın abisinin yüreğini yırtarak çıkan acısı, toprağı, taşı, dağı, bile acı ile kıvrandırırken ona yönlendirilen sözlerin sahiplerini anlamak gerçekten çok zor. Belli ki onlar kardeş acısı nedir bilmiyorlar ve dilerim ki hiç kimseler bilmesin. Ancak bilmeleri lazım ki o acıyı  anlayabilmek için aynı acıyı tatmak gerekir, birde o abi abiden daha çok bir şeyse! Bu yüzden düşmanımın başına bu acı gelmesin dilerim.

Ve bu yüzden söz edeceklerine sabır dileseydiler kendileri için daha iyi olmaz mıydı? Birazcık empati yapabilselerdi suçlayıp kırp inciteceklerine diye soruyorum. Ancak kime soruyorum. Biz bencil ve kraldan kralcı olduğumuz için acıyı anlamak, empati yapmak haddimize mi  düşmüş? Biz ancak acımasızca yargılarız, sözlerimizle çektiği acıyı katmerleştirip altından kalkılmayacak hale getiririz. Çünkü biz hala içinde bulunduğumuz durumun ayrımında olamayan ezbercileriz. O tabuta sarılmış yırtına, yırtına acı çekerek ağlayan insan, bir abi ve acıyı çeken kim olursa olsun acısı bizimde yüreğimize sığamazdı ve hepsiyle haykıra, haykıra ağladık her şehitle birlikte bir şeyler eksildi yüreğimizden insana ve insanlığa dair.

yase-yarbay

Bildiğimiz bilmediğimiz her şey yalan oldu. Akıllara durgunluk veren bir şey… Yalnızca son 46 günde PKK’nın saldırıları sonucu 3’ü subay, 5’i astsubay, 17’si uzman erbaş, 14’ü er ve 16’sı da polis memuru şehit olurken, en çok şehit haberi 4’er şehit cenazesi ile Adana, Ankara ve Osmaniye’ye gitti. Yüzbaşı Ali Alkan’ın şehit haberiyle Osmaniye’ye 5. şehit acısı düştü. Ve bütün şehitler için yüreğimiz yasta, vicdanımız ayakta, aklımız firarda, dilimiz isyanda. Ve ölüm acısını tatmış her fert bu durumdadır diye düşünüyorum.

Ve sözde sansürün kaldırılması… Geçtiğimiz ayın 24’ü, sansürün kaldırılmasının 107’inci dönümüydü. Düşünüyorum. Bir şey kaldırılıyorsa demek o şey var.  Peki o  var olan şey kaldırılıyorsa gerçekten kalkmış oluyor mu?

Ben denizce, hayır kalkmıyor ama kalkmış görünebiliyor kağıt üzerinde falan. Buna rağmen özelikle son yıllarda sansürün kaldırılışını kutlamak komik bir şey gibi geliyor bana.  Çünkü aslında kalkan bir şey yok. Ve biz bunu kabul etmesek bile  yinede bir oto sansür geliştirmişiz  içimizde. Ve bütün  özgürlüklerimize rağmen azıcık sıkışınca ona sığınırız. Ancak  buna rağmen yinede düşüncemize, kalbimize sansür koymak kimsenin yapabileceği bir şey değildir. Çünkü sansürde sanat gibidir ve rutubete benzer. Ne kadar önlem alırsanız alın o yinede sızacak bir yol bulur kendine.

Ve sansür her zaman sanıldığı kadar kötü değildir, der Joseph Sobron. “Bir insanı zorla susturmak ona bahşedebileceğiniz en büyük onurdur” Çünkü  onun size karşı olan mükemmelliğini kabul ettiğiniz anlamına gelir.” Ve diyorum ki aynen Oscar  Wilde’nin dediği gibi; “Herkes benim düşünceme katılırsa yanılmış olmaktan korkarım.”

Ve sevgili okuyucularım yine düşünüyorum en büyük sansür insanın kendine dayattığı sansürdür.

Ve şimdilik sağlık ve sevgiyle hep birlikte kalalım. Ayrımsız gayrımsız her zamanki gibi. Ve sözde değil özde sansürsüz yaşayalım. Yase

& & & & &

Hayat

Küçük bir çocuk parkta yürümektedir. Yere bakar ve çimenlerin içinde parıldayan bir sentlik madeni parayı görür. Onu alır, çok heyecanlanır ve sevinir. “Bedavadan” para bulmak onu o kadar memnun eder ki, her dışarı çıktığında daha fazlasını aramak için başını öne eğer ve sürekli yerlere bakınır. Yaşamı boyunca, beş, on, yirmi beş sentlik madeni, hatta birkaç dolarlık kağıt paralar bulur.

Hepsinin toplamı 12.96 dolar etmiştir. Bu paraları elde etmek ona hiçbir şeye “mal olmamıştır” ya da kendisi öyle düşünür. Ama gerçek bedel, kaçırdıklarıdır: 30 bin kadar gün batımı, 300’den fazla gökkuşağı, çocuklarının büyümesi, kuşların şakıması, cıvıldaması ve gökyüzünde uçuşması, güneşin doğuşu, insanların gülümsemesi ve daha birçok güzellik. Kafanızı kaldırıp, yaşamın sunacağı gerçek zenginlik ve görkeme hazır olun. Yaşamı dolu dolu yaşayın ve yolculuğunuzun tadına varın.

& & & & &

Sevgiyi Bilmiyoruz

Bir keresinde bana çok yakın bir arkadaşım olmuştu! Bir yüzme havuzunun kenarında otururken avuçlarından birisini biraz  su ile doldurdu ve bana uzatıp Şunu söyledi: “Elimde tuttuğum bu suyu görüyor musun? Bu “sevgi”yi sembolize ediyor. Ben bunu şöyle görüyorum: Elini özenle açık tutar ve suyun (yani sevginin) orada kalmasına izin verirsen, her zaman orada kalacak. Ancak, parmaklarını kapamaya kalkar ve sahip olmaya çalışırsan bulduğu ilk aralıktan akacak.

İnsanların sevgi ile karşılaştıklarında yaptıkları en büyük hata bu! Buna sahip olmaya çalışırlar, talep ederler, beklerler! Ve aynen elinizi kapadığınızda elinizden dökülen su gibi sevgi, ask da sizden kaçar. Çünkü sevgi özgür olmalıdır, onun doğasını değiştiremezsiniz. Eğer sevdiğiniz insanlar varsa, onların özgür birer varlık olmalarına izin verin.

Verin ama beklentiye girmeyin. Tavsiyede bulunun ama emretmeyin. Verir misin deyin ama hiç bir zaman talep etmeyin.

Kulağa kolay gelebilir ama bu, gerçekten anlayabilmek için bir ömür isteyebilecek bir derstir. Bu, gerçek sevginin sırrıdır. Gerecekten öğrenmek için sevdiklerinizden içtenlikle bir şey beklememeli ama onlara koşulsuzca
özen göstermelisiniz.”

Hayat aldığımız nefes sayısı ile değil, nefesimizi kesen anlarla ölçülür! Yaşayın!

Swami Vivekananda (Çeviri: Lale Külahlı)

Günün Şiiri

Mutluluğun gözü kördür,
Yalnızlık sağır.
Ondandır biri tökezleyerek yürür,
Öbürü uykusunda bile bağırır.

Mutluluk yalnız kendisini görür;
Unutur bu yüzden ilkin kendisini.
Yalnızlık kendi tutukluğunda özgür,
Boyuna bekler dönsün diye sesini.

Mutluluk alışır kendisine, ölümden beter;
Borçsuzluğuyla övünür, ama kedisi doğurmaz.
Yalnızlığın gidecek bir yeri yoktur;
Boyuna kapısına döner, açan olmaz.

Mutluluğun mezarları, yalnızlığın heykeli var..
Her ikisinin de saksılarında çiçek.
Biri hep başka bir renkle solar,
Öbürüyse ha açtı, ha açmayacak.

Özdemir ASAF

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.

Ahmet Hamdi TANPINAR

Günün Fıkrası

Amerikalılar bir gün son teknoloji ürünü mükemmel bir uçak yapmışlar. Bu uçağı düşünmüş taşınmış ve Arabistan’da test etmeye karar vermişler… Ülkenin en iyi pilotuna vermişler uçağı… Uçak havada arıza yapmış. Arap telaşa kapılıp ne yapacağını şaşırmış bu durumda iken monitörde bir yazı çıkmış: “This is American technology, don’t afraid.” Arap biraz rahatlamış uçak düşerken aynı yazı birkaç kez daha tekrarlamış ve sağ sağlim inmiş adam… Düşünmüşler taşınmışlar elin Amerikanı yapar da biz niye yapmayalım ki? diye düşünmüşler ve aynı uçaktan imal etmişler ve ilk testi Amerikalılara yaptırmak istemişler…. Amerikan pilotu uçarken motorda sorun çıkmış ve uçak irtifa kaybetmeye başlamış… monitörde “don’t worry this is arabic technology” yazmış.. neyse pilot rahatlamış… bu bizim uçak gibi demiş ve sakinleşmiş. Aynı yazı iki-üç kez daha çıkmış ve çakılmaya az kalmışken monitörde bir yazı daha çıkmış: “Repeat after me; eşhedünla ilahe illallah ve eşhedüennemuhammeden abdühü ve rasülühü”

Günün Sözleri

Herkes Benim Düşünceme Katılırsa, Yanılmış Olmaktan Korkarım.

Oscar WILDE

Bir insanı zorla susturmak ona bahşedebileceğiniz en büyük onurdur. Onun size karşı olan mükemmelliğini kabul ettiğiniz anlamına gelir.

Joseph SOBRAN

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here