Spor Babamızın Malı Değildir (3)

0
71

Değerli okurlarım, sporumuzu, özellikle futbolumuzu kendilerine göre yönlendirmek isteyenler Ulu Önder Atatürk’ün büyük Nutku’nu okuduklarına eminim. Bazı tarihi vesikalarda da sporla ilgili söylediklerine de kulak kabartırlarsa sevinirim.

Yıl 30 Eylül 1926, yer Çankaya! Reisicumhur Mustafa Kemal, kendini ziyarete gelen Ali Sami (Yen) başkanlığındaki İdman Cemiyetleri İttifakı üyelerine şöyle sesleniyor: “…Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki, bütün millete sporu sevdirmeli, bütün memleket evlatları sportmen olmalıdır, buna şiddetle ihtiyacımız vardır…”

Aslına bakarsanız, bu özlem aniden oluşmuş değildir, tarihi derin, özlemi büyük bir arka planı vardır. Sporun birçok şeyi halledeceği yatmaktadır. Bu özlemin içeriğinde neler vardır? Yılgın ve hastalıklı bir halktan, zinde bir millet çıkarma özlemi yatmaktaydı. Sporcu olmak da bu millete yakışırdı. Allah için!

İttihat ve Terakki’nin kurucularından İbrahim Temo, hatıralarında şöyle diyor: “…1908’de Meşrutiyet ilan edildiğinde yanlarında Rum ve Bulgar komitecileri de olduğu halde Balkan köylerini geziyorlar. Rum ve Bulgar köylüleri aktif, heyecanlı siyasi taleplerde bulunuyorlar. Müslüman köylüler ise yoksul, sessiz ve durgun. Mahcup olan İbrahim Temo ‘istediklerinizi söyleyin, hürriyet var’ dediğinde, halkın cevabı BÜYÜKLERİMİZ BİLİR oluyor…”

1912’de Balkan Harbinde ordu, subayların siyaset kavgasından utanç verici bir yenilgiye uğradığında, bu pasif nüfus tek kurşun atmadan teslim ve Anadolu’ya ulaşmak için yollara düşüyor. Ne komite kuruyorlar ne de bir tedbir hareketi! Böylesine sağlıksız, hasta, yoksul ve de sporla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir millettik. Spor milletimiz için çok önemliydi.

Bu bitkin, yorgun, bitap düşmüş millete spor can ve kan vermez miydi? Tabi ki verecekti, doğal olarak spor çok şeydir, tabi ki bilene. Elimdeki metni yazmaya devam ediyoruz. O zamanlarda da spora dokunmak isteyenler vardı mutlaka ama ‘spora karışmak bizim işimiz değildir’ diyerek kaç dalda spor yapılıyorsa hiç birisine dokunmadılar. Dışardan gazel atmadılar… Ruhları şad olsun!

İttihatçılar temsil ettikleri modernist, milliyetçi ve askeri ruhla sporu desteklediler. Spor kulüpleri güçlendi, yaygınlaştı. Yine bu dönemde ilginç ve çok önemli bir gelişme… Selim Sırrı’nın jimnastik yani ‘Beden Terbiyesi’ hocalığı için İsveç’e Harbiye Nezareti tarafından gönderilmesi önemlidir. O dönemde Avrupa gibi, bizde de jimnastikle askerlik arasında kuvvetli bir ilişki kurulmaktadır. Selim Sırrı ‘Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar’ marşıyla zinde bir neslin temsilcisidir.

Atatürk’te Ali Sami (Yen) başkanlığındaki İdman Cemiyeti heyetine yaptığı konuşmada ‘Gürbüz ve Yavuz evlatlar isterim’ diyerek askeri vatan savunması ırk (nesil) sağlığı ve spor kavramları arasındaki ilişkiyi vurgulamıştır. İki dünya savaşının yaşandığı 20. yüzyılın ilk yarısında bizde olduğu gibi, askeri ruh dünyaya hâkimdi. O zaman sporda fikir üretemiyordu. Şimdilerde ise, haksız başarılar için insan yetiştiriliyor, fikir üretiliyor.

Son 13 yıl içinde her şey tersine döndü. Millet şamar oğlanı gibi, groki durumunda. Sağlıklı karar vermekten aciz. Nohudu, kömürü söylemiyorum, ayakkabı kutusundan söz etmeyeceğim. Bunların hepsi de kanunen suç teşkil ediyor.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here