Son Mektup

0
252

Günaydın sevgili okuyucularım. Nasılsınız bu sabah? Nasıl olabiliriz ki dediğinizi duyar gibiyim. Nasıl olabiliriz, bunca şehit haberi karşısında… Her gün bir iki şehit derken iki gündür verdiğimiz şehit sayısı nerdeyse 40 oldu. Yürek nasıl dayanır buna?..

Söyleyecek söz yok, susmak içimizi acıtıyor. Şehitlerimize Allah’tan rahmet ailelerine başsağlığı ve sabır, sabır, sabır diliyorum. Ve bir şehit mektubunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Umarım yeni güne, günlere şehit haberleriyle uyanmayız artık… Yase

Çanakkale’de Bir Şehidin Ailesine Son Mektubu

2 Haziran 1916’da Kolağası (Yüzbaşı) Mehmed Tevfîk, Çanakkale Harbi’nde bir İngiliz mermisi ile yaralanmış ve şehit olmadan önce şu mektubu yazmıştı:

Ovacık yakınlarındaki Ordugâhtan 18 Mayıs 1331 Pazartesi (1916) Sebeb-i hayatım, feyz-i refîkım, Sevgili babacığım ve valideciğim, Arıburnu’nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan ve pantolonumdan hain bir İngiliz kurşunu geçti. Hamdolsun kurtuldum. Fakat, bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim olmadığından, bir hatıra olmak üzere, şu satırları yazıyorum.

Hamd’ü senalar olsun Cenâb-ı Hakk’a ki, beni bu rütbeye kadar ulaştırdı. Yine mukadderât-ı ilâhiyye olarak beni asker yaptı. Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla, beni vatan ve millete hizmet etmek için nasıl yetiştirmek lâzımsa öylece yetiştirdiniz. Sebeb-i feyz-i refîkım ve hayatım oldunuz. Hakk Teâlâ Hazretleri’ne nihayetsiz hamd ve sizlere sonsuz teşekkürler ederim.

Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı bugün hak etmek zamanıdır. Vatanıma olan mukaddes vazifemi yerine getirmeye çalışıyorum. Şehitlik rütbesine kavuşursam, Cenâb-ı Hakk’ın en sevgili kulu olduğuma kanaat edeceğim. Asker olduğumdan, bu her zaman benim için pek yakındır.

yase3

Sevgili babacığım ve valideciğim! Gözbebeğim olan hanımım Münevver’i ve oğlum Nezihciğimi önce Cenâb-ı Hakk’ın sonra sizin himayenize bırakıyorum. Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen yapmaya çalışınız.

Servetimizin olmadığı malumdur. Mümkün olandan fazla bir şeyi isteyemem. İstersem de boşunadır. Refîkama (hanımıma) hitaben yazdığım kapalı mektubu lütfen kendi eline veriniz! Tabii ağlayıp üzülecek; teselli ediniz. Allâh Teâlâ’nın takdiri böyle imiş. İsteklerim ve borçlarım hakkında refikamın mektubuna koyduğum deftere ehemmiyet veriniz! Münevver’in hafızasında veyahut kendi defterinde kayıtlı borçlar da doğrudur. Münevver’e yazdığım mektubum daha geniştir. Kendisinden sorunuz.

Sevgili baba ve valideciğim! Belki bilmeyerek size karşı birçok kusurlarda bulunmuşumdur. Beni affediniz! Hakkınızı helâl ediniz! Ruhumu şad ediniz! İşlerimizin düzeltilmesinde refikama yardımcı olunuz! Sevgili hemşirem Lütfiyeciğim!

Bilirsiniz ki, sizi çok severdim. Sizin için gücümün yettiği nispette ne yapmak lâzımsa isterdim. Belki size karşı da kusur etmişimdir. Beni affet, mukadderat-ı ilâhiyye böyle imiş. Hakkını helâl et, ruhumu şad et! Yengeniz Münevver hanımla oğlum Nezih’e sen de yardım et!

Ey akraba ve dostlarım, cümlenize elveda! Cümleniz hakkınızı helâl ediniz! Benim tarafımdan cümlenize hakkım helâl olsun! Elveda, elveda! Cümlenizi Cenâb-ı Hakk’a tevdi ve emanet ediyorum. Ebediyen Allah’a ısmarladık, sevgili babacığım ve valideciğim…

Oğlunuz Mehmed Tevfîk

& & & & &

Evlattan Şehit Babaya Mektup

Yine seni özledim. Yine aklım karıştı baba. Özlem aklı karıştırır mı? Bunu öğretmemiştin bana. Bugün benim doğum günüm. Şimdi sekiz yaşındayım. Büyüdüm erkek oldum ama hala anlamıyorum sen neden yoksun baba. Önlük bana çok yakıştı. Senin hep görmek istediğin gibi pırıl pırıl bir öğrenci oldum ama sen göremedin üzgünüm çok üzgünüm baba… Karlı bir kış günüydü. Seni bir tabutun içine koymuşlardı. Yine çok yakışıklıydın. Derin bir uykuya dalmıştın. Çağırdım defalarca seslendim sana, cevap vermedin küstüm sonra. Hani söz vermiştin. Kartopu oynayacaktık ilk kar yağdığında. Hava çok soğuktu ama babaannem ağlarken “oooyyy ciğerim yanıyor” diyordu.

İnsanın ciğeri nasıl yanar baba? Çok büyük bir kalabalık vardı. Herkes ama herkes ağlıyordu. Hep bir ağızdan “Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez” diyorlardı. Sen şehitsen ölmüş olamazsın. Ölmediysen nerdesin baba? Kocaman bir Türk bayrağına sarmışlardı tabutunu. Sen onu hep göklerde görmek isterdin. “Kutsal sevdam bayrağım” derdin ya hani. Nedense biraz da kıskandım o zaman seni. Affet baba. Peki neden anlamıyorum hala. Şimdi sen öldün mü? O zaman vatan bölündü mü?

Çok karıştı aklım baba. Vatanı kim bölmek ister ki. Bu büyük günah değil mi? Dedem anlatırdı ya hep “benim dedem Çanakkale de şehit oldu vatanı kurtarmak için” derdi ya… O zaman büyük büyük dedem yok yere mi öldü? Neden tekrar vatanı bölmek istiyorlar baba? Hani okula gidince her şeyi öğrenecektim. Bunları neden öğretmiyorlar baba? Bildiğim tek şey var. O da sen yoksun yanımda.

Annem çok özlüyor seni biliyorum. Babanla gurur duyuyorum diyor. İnsan gurur duyunca ağlar mı? Özleme alışır mı baba? nPeki, gurur senin yerine kardeşimi koklar mı? Beni maça götürür mü acaba?

Biliyor musun baba, benim ciğerim yanmıyor elledim sıcak değildi fazla. Hem duman da çıkmıyor. Ama içimde bir yer var. Seni her düşündüğümde orası çok acıyor, sızlıyor, sanki kopacakmış gibi oluyor. Sanki birileri devamlı kalbimi sıkıyor. Galiba sen yokken hep hasta oluyorum baba. Bu acı nasıl diner? Ellerin ellerimi nerde bekler? Koşabilmek için seninle yollar bizi nasıl özler? Vatanı hangi canavar böler? Onlara senden başka kim dur der? Gel de anlat bana. Anlat, öğret ki bende şehit olayım baba…

Günün Şiiri

Ben Vuruldum Anne

Yine bu akşam nöbetteyim anne
Ortalık o kadar karanlık ki göz gözü görmüyor
Ama içimde bir his o gece biliyormusun?
Bir an daldım öyle karanlığa kız kardeşimi görür gibi oldum
Sanki babam’ın göz yaşlarını hissettim yüreğimde
İçim ürperdi birden nöbette bir asker ağlıyordu anne
Oğlun seni özlemişti anne,oğlun sizi özlemişti anne
Bir ihbar aldık o gece toplandık tüm askerler
Gece karanlığında dağlarda o çakalları
Vatanımın toprağına bastığı o ayakları kırmaya gidiyorduk
Ve çatışma başlamıştı o anda
Kaç asker şehit oldu anne dökülüyordu gözlerimden yaşlar
Elini bırakmadım şehitimin gözlerime baktı
O garip bedenini boşluğa bıraktı içim yanıyordu
İçim kanağlıyordu anne
İşte o zaman dahada kızdım birbiri ardına mermileri sallıyordum
Ve birden ahhhhhh
Gözlerim karardı ben vuruldum anne
O an yanımda sen vardın sanki
Kollarına bırakır gibi bıraktım kendimi
Kalk oğlum diye haykırırcasına bağrıyordun
Tuttum ellerini bırakma dedim beni
Ağlama anam sil göz yaşlarını bedenim toprak olsa
Ruhum yanında bedenimi sardığın gibi ruhumuda al kollarına
Baba sensin bu değil mi ? Ben gidiyorum vatan
Nice benler gitti uğruna feda olsun vatan sana
Akar anamın göz yaşları tabutumun başında
Hissettirme anne göz yaşlarını bana
Oğlunun kanı dökülmüş çok mu vatana
Sen dökme göz yaşlarını ağlatma beni ana

Dağlıca Şehitlerine

Kara haber gelince kalplere ateş düştü
Şehitlerin anası saçın yolup ağladı.
Terörün bu zulmüne nasıl dayansın insan
Dağlıca şehitleri yürekleri dağladı.

Hayatın akışını çeviriyor tersine
Bu öyle bir acı ki, nasıl dayansın sîne
Edirne’den, Iğdır’a, Sinop’tan tâ Mersin’e!
Milletini sevenler karaları bağladı.

Obur çocuklar gibi daha daha dersiniz
Her makamda varsınız; paşasınız, ersiniz
Kürt kılıklı Ermeni daha ne istersiniz
Devlet elinden gelen her imkânı sağladı.

Nasıl cana kıyarsın gözü dahi kırpmadan
Adam gibi davransan doğru yoldan sapmadan
Kürt/Türk, Çerkez/Çeçen… Hiçbir ayrım yapmadan
Hükümetler sizleri eğlendirdi, eğledi.

Sana kucağın açtı olanca tüm jestiyle
Yalanı var mı bunun, söyle değil mi böyle?
Daha ne yapsın devlet; “Çözüm Süreci” ile
Güneydoğu halkını her hususta yeğledi…
07.09.15 – Hanifi KARA

Günün Sözü

Vatan için ölmekse kaderim, böyle kaderin ellerinden öperim.

Mehmet Akif Ersoy

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here