Sonbahar Gelmiş Ne Gam!!

0
341

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Sonbahar gelmiş, bulutlar hüzün yüklü. Hava serinlemiş, gökyüzü yumuşak gri. Sokaklar sessiz. Seçim heyecanı, okullar açıldı, kitap defter alma telaşı hiç yok gibi? Hepimiz ağır hüzün bulutları taşıyoruz gözlerimizde her an taşmaya hazır. “Savaşıyoruz” diyor komutan evet savaş var sevgili cennet ülkemizde. Mehmetçikler bir bir şehit ediliyor, evlere ateş düşerken. Komşumuzun kedisi doğurmuş herkes bebeklere bakıyordu, feryatlar yeri göğü inletirken. Bir arı aşılıyordu domates çiçeklerini, bombalar patladığında. Duru bebek “arkadaşım küsmüş bana” diye şarkı söylemeyi öğreniyordu. Ve ülkenin bir tarafı yangın yeriyken bir tarafı yangının sıcağından büyük bir öfke ve isyanla patlamaya hazır bomba gibi olduğu halde sessizce dolaşıyor darmadağınık hayatını yaşamaya devam ediyor.

yase-sonbahar

Arkadaşım kızını evlendiriyor, ağır bir telaş var üzerinde şimdi bu da nerden çıktı dercesine. Ağır bir hastalıktan kalmış olan kuzenim dünyaya yeniden dönmenin nasıl bir şey olduğunu anlatıyor peltekleşen dilinin döndüğünce.

Ve sonbahar gelmiş, yapraklar dökülmüş, gece yağmurları başlamış, doğa renk değiştiriyor ne gam!!. Ne gam yarabbim!! Eskiden olsa, yumuşak bir battaniye gibi sarılırdık sonbahar hüznüne. Yaprakları toplardık kurutmak için, boğazımız yanardı erkenden bastıran serinlikten dolayı hep, hemen üşütürdük. Hep gözlerimiz parlardı ateşten, özlerdik yitirdiklerimizi, şefkatli bir kanat sarsın omuzlarımızı isterdik. Çok değil bir kaç yıl öncesine kadar böyle yazılar yazardık üstelik. Ama ya şimdi? İnsanlıktan umut kesmek üzereyiz. Bir haber dolanıyor her yerde ceset sürükleniyormuş, iş aracının ardında, diğeri yakılmış? Bunlar bir söylence bile olsa insanlıktan umut kesmek için güçlü bir neden ve dünyaya sonbahar gelmiş yumuşak bir hüzün sarmış yeri göğü “arkadaşım küsmüş bana” diye şarkı söylese Duru bebek ne gam, kuzenim yeniden dönmüş hayata dili hala peltek, kediler doğurmuş ne gam? Radyoda “Eylülde gel” diyen Alpay’ın yumuşacık sesi yankılanıyor! Ne gam?

Ve ülkemiz cennet ülkemizde sokaktaki insan mutsuz derin bir sessizlik var her yerde. Sonbahar gelmiş ne gam? Kuzenim hayata dönmüş ne gam? Durumları yaşıyor olsak da. Tek canlı olan dileğimiz Allah’tan dilimizde her an yurtta sulh cihanda sulh, her ne kadar sarsakta umutlarımız bu dilek dilimizin pelesenki olmaya devam edecek. Ve birlikte hep beraber ayrımsız gayrımsız, sevgiyle, sağlıkla, saygıyla, yaşam dileğimizde. Yase 

Günün Şiiri

Çocuksun Sen

Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen

Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu

Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen

Kum taneleri var ya onlardan birindeyim

Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor

Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum

Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun

Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı

Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman

Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum

Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup

Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için

Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar

Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa

Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun

Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların

Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar

Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa

Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan

Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit

Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse

Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman

Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık

Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık

Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada

Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak

Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin

Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen

Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun

Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada

Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.

Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm

Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ

Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı

Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar

Dursam ölürüm paramparça olur dünya

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm

Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir

Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna

Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için

Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak

(Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu

Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç)

Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor

Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri

Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda

Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum

Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım

Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte

Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan

Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer

Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle

Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum

Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken

Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde

Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su

Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç

Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı

(Soluğunun elma kokması bundandı belki)

Bir elma kokusuna tutundum düşerken

Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı

Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

Çocuksun sen, çocuğumsun

Ahmet Telli

Günün Sözleri

Ne kadar hazin bir çağda yaşıyoruz, bir önyargıyı ortadan kaldırmak atomu parçalamaktan daha güç.

AIbert Einstein

Ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir.

Bailey 

Ne kadar yükselirsen, uçmayı bilmeyenlere o kadar küçük görünürsün.

Nietzche

Rubailer

Eşi dostu verdik birer birer toprağa;

Kiminden bir taş bile kalmadı ortada.

Sen, yorgun katır,

hala bu kalleş çöldesin;

Sırtında bunca yük,

yürü bakalım hala.

Dert içinde sevinci bul da yaşa;

Haksız düzende haklı ol da yaşa;

Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,

Varından yoğundan kurtul da ya

Ömer Hayyam

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here