Okullar Kapanırken

0
37

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Okular yaz tatiline girerken mezuniyet telaşı aldı hemen bütün okulları. Canımın içi daha dündü “bebeğim” dediğim şimdi centilmen delikanlım ailenin en genç üyesi, Berke de bu yıl mezun oluyor onlar da kep attılar okulda, yanında değildim ama yüreğim hep orada zaten. Bizim burada mezuniyetler bir başka kutlanıyor anaokulundan üniversitelere kadar. Yürüyüş yaparken görüyoruz Yelken Kulübü her gün başka bir okula ev sahipliği yapıyor. Çocuk yaşta gençler rengârenk giysileri ile bahar gibi ortalığı neşelendiriyorlar. Güzel görüntüler ama benim içim hep “cız” ediyor bu abartılı bulduğum gecelerde. Neden mi? Bendeniz, bayramlarda, mezuniyetlerde okul gezilerinde ve her türlü sosyal faaliyetlerde okul çocuklarının eşit şartlarda eşit kulvarlarda olmadığını bildiğimden her zaman çok üzülmüşümdür ve bu faaliyetlere maddi durumları elveremediği için katılamayanları görünce, ilkokuldan başlayarak bende onlarla birlikte olmayı tercih etmişimdir.

Birisi eğlenirken diğeri maddi durumu elvermediği için bakmakla yetiniyorsa o eğlencede olmak bendenize de her zaman haram olmuştur. Bu kulüplerde baya bir maddiyata neden olan bu eğlenceleri ve yemekleri öğrenciler arasında ayrıma da neden olur  diye düşünüyorum. Bu yüzden çokta sevmiyorum. Genç çocukları ve bahar görüntülerine bayılıyorum ama istiyorum ki bütün çocuklarda orada olsun ve biliyorum ki yarısına yakını katılamıyor maddi olanaksızlıktan dolayı. Bu tür eğlenceleri okullarında gerekleştirseler herkes kendi olanağı ile katılsa ve hep birlikte eğlense doğrusu bu olurdu ama tabi bu bendenizin doğrusu olurdu.

Ve bendeniz yaşadığım ortamı hep unutup böyle düşler kurarım herkes eşit herkes kardeş diye. Oysa aynı karından olan kardeşler bile kardeş olmayı beceremez duruma getirildik. Birileri sürekli siz kardeş değilsiniz siz şusunuz busunuz diye parçalamaya çalışıyorken. Ancak biz inanıyoruz ki düşler eninde sonunda gerçekleşir. Ve bu inançla sağlık ve sevgiyle hep birlikte kalalım diyoruz her zaman ayrım, gayrım on yargı olmadan sevgili okuyucularım. Yase

Şubat Güneşi

Zeynep Selim’in geldiğini, koluna serum bağlandığını, Ahmet’in telaşını Sakine’nin koşturmasını hiç mi hiç fark etmemişti.

Beyaz kelebek saçlarının  arasında dolaşmaya devam ederken rengarenk kanatları siyah gagası olan minik bir kuş çıngırak çalar gibi ötmeye başladı. Zeynep bundan önce hiç görmediği bu kuşa gülüyordu. Gökyüzün de güneş çocuğuna şefkatle gülümseyen  anne gibi denize gülümsüyordu.

Ahmet’le Selim başının ucuna oturmuş. Yeni doğmuş bebekler gibi meleklerin gülümsemesini arada bir minik kahkahalar atamasını izliyorlardı. İkisi de derin bir nefes almışlardı nihayet. Özelikle Ahmet çok korkmuştu; ateşi kırka varmıştı. Abisi gelene dek Sakine ile üzerindeki giysileri çıkarıp iç fanilası ile bırakmışlardı kızı. Bir taraftan da ıslak bezleri yapıştırıp durmuşlardı kasıklarına varana kadar bütün eklem yerlerine. Zeynep işe yaramaz bir çaput gibi dökülüyordu ellerinden. Ahmet’i en çok korkutanda oydu. Selim gelince hemen serum bağlamış. Sonrada Ahmet’e kızmıştı. Kızı sokağa çıkarıp yorduğu için. Ahmet anlatmıştı olanları ama kızın soğuk suyla duş aldığını ve gece yağmurda ıslandığını söylemeye korkmuştu. Büyük ihtimale söyleseydi. “Ondan değil diyecekti”

Selim gülümseyen kıza sevgiyle baktı sonra alnına elini koyup ateşini yokladı. “Nihayet düşüyor” dedi. İki saatten beri  bir milim yerinden kıpırdamamıştı derece. Selim endişeliydi  bu durumdan ama Ahmet’te göstermemişti  endişesini. Kızın ateşi düşmeye başlayınca ancak  rahat bir nefes aldı. “Kız havale geçirecek diye korktum” dedi. “Çocuklar havale geçirir  yalnız diye biliyordum” diye yanıt verdi Ahmet. “Hayır her yaşta havale geçirebilir insanlar ve sonuçları itibari ile bu çokta hoş bir şey değildir. Bu yüzden dikkat etmek lazım… Sanırım bundan sonra daha dikkatli olursunuz Ahmet bey. Özellikle şimdi sana emanet edildiğine göre. İnşallah şimdi Yusuf ya da teyzesi aramaz yoksa kötü olur” dedi. Onlar konuşurken Zeynep’in dişleri tıkırdamaya başladı. “Çok üşüyorum” diye belli belirsiz bir söz çıktı ağzından. Selim hemen kızı boynuna dek örttü. İkinci battaniyeyi istedi onu da  kızın üzerine koydu. Boşta kalan, buz gibi olmuş elini ellerinin arasına alıp avuçlarında ısıtmaya çalıştı. Selim onu ısıtmaya çalışırken Zeynep’in güneşin kızıl ışıklarını, şefkatli gülüşünü saran sıcaklığını alarak yavaşça çekilmişti denizin üzerinden, güneşi giden deniz üşüdü. Zeynep üşüdü. Rengarenk kanatlı kuş  üşüdü, “üşüyorum” dedi “güneş gitti”

Sonra aniden “dön ne olur dön” diye fısıldadı. Sanki güneş onu şaka yapmış gibi denizin derinliklerinden süzülerek yeniden ağır, ağır yükseldi. Gülümsüyordu, rengarenk kanatlı kuş yeniden ötmeye başladı. Beyaz kelebek saçlarının arasında dolaşmaya yeniden başladı. Zeynep elini Selim’in ellerinden kurtarıp saçlarını yokladı, kelebeğe dokunmak istiyordu.

“Zeynep canım, gözünü açar mısın” dedi Selim üzerine eğilerek. Ahmet  şöminenin köşesine dayanmış abisini izliyordu. Selim kızı uyandırmaya devam etti. “Hadi küçüğüm hadi yavrum aç gözlerini”

Zeynep güneşe “gitme sakın” diyerek gözlerini açtı. “Yusuf” dedi. Duru bir sesle. Sonra hemen doğrulmaya çalıştı Selim’e baktı. “Yusuf geldi mi, rüya mı gördüm ben?” “Geldi  yavrum” dedi Selim sakin, sakin “Rüya değil. Şimdi biraz iyi misin?” “Ne oldu ki bana? Biz pastanede çay içiyorduk hep birlikte. Ahmet, Ahmet nerede?” Telaşla bakındı çevresine hiçbir şey görmeden. “Buradayım bir yere gitmedim Zeynepçim” dedi Ahmet yanına gelerek. “Ahmetçim yağmur yağıyor mu  daha dışarıda” diye sordu  duru bir sesle. “Dışarı çıkalım mı yağmura dokunmak istiyorum” dedi sonra “Ama benim çok uykum var” diyerek gözlerini yeniden kapattı.

Ahmet gelip koltuğun önüne diz çöküp yere oturdu. Selim kardeşine bakarak. “Ona aşık mı oldun?” diye sordu? “Bilmiyorum ama onu bugün çok kıskandım Yusuf’tan” diye yanıt verdi Ahmet kızın pembeleşmeye başlayan yüzüne bakarak… “Ahmetçim aşktan çok canın yandı  senin yeniden acı çekmeni istemiyorum artık” diyerek ayaklarının arasına oturan kardeşinin saçlarını okşadı Selim. “Abi bilmiyorsun, gerçekten bilmiyorum acayip bir enerjisi var  burada ateşler içinde  yatan bu  minik kızın. Onunla bir konuşsan bir dinlesen eminim sende ona aşık olursun” dedi.

“Ahmetçim ben sana aşık olma diyemem ki zaten de demiyorum ama biraz dikkatli ol. O daha çok küçük  ve üstelik önünde uzun bir öğrencilik hayatı olacak.” Arkası Yarın

Günün Şiiri

Bulut Mu Olsam

Bulut mu olsam

Denizin üstünde ala bulut

yüzünde gümüş gemi

içinde sarı balık

dibinde mavi yosun

kıyıda bir çıplak adam

durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,

gemi mi yoksa?

Balık mı olsam,

yosun mu yoksa? ..

Ne o, ne o, ne o.

Deniz olunmalı, oğlum,

bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

Nazım HİKMET

Şaşırıp Kalmak

Sevebilirim,
hem de nasıl,
dile benden ne dilersen,
canımı, gözlerimi

Kızabilirim,
ağzım köpürmez,
ama devenin öfkesi halt etmiş benimkinin yanında,
devenin öfkesi, kinciliği değil.

Anlayabilirim
çoğu kere burnumla,
yani en karanlığın, en uzaktakinin bile kokusunu alarak
ve dövüşebilirim,
doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum her şey için, herkes için,
yaşım başım buna engel değil,
ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı.
Şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak açık ve alabildiğine genç gözleriyle bırakıp gitti beni.
Yazık.

Nazım HİKMET

Davet

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benzeyen toprak,

bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim….

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim…

Nazım HİKMET

Günün Sözü

Hayatta Her Şey Olabilirsin; Fakat Mühim Olan Hayatın İçinde “İNSAN” Olabilmektir.

Şems-i Tebrizi

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here