İyi Parti Milletvekili A. Adayı Sayın Prof. Dr. Zafer Doğantan

0
18

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Seçim rüzgârları esiyor yurdun dört bir yanında. Umutları, umutsuzlukları, acabaları, önüne katmış öylece dolanıp duruyor, önünü bir türlü göremediği için bazen durağan, bazen öfkeli, bazen ağlamaklı. Acabalar en çok önüne dikilen… Onları bir üfleyişte umuda döndürmek için uğraşıyor ama onun içinde kolay değil bu!

İş o kadar çığırından çıkmış ki çalış çalışa bildiğin kadar durumlarında. Ve acabaları, umutsuzluğu umuda çevirebilmek gerçekten büyük yetenek ve çok ama çok çalışmak gerektiriyor. İnsanlar artık boş vaatlerden bıktı somut sonuçlar bekliyor. Bendenizce en önemli şey hala  “biz” olmayı becermememiz her şeye rağmen ve en kısa zamanda “sen, ben” sendromundan kurtulmamız gerekiyor. Böylece çalışmalar daha özgür, daha rahat, daha şeffaf olabilir diye düşünüyorum.

Ve sevgili okuyucularım bizim gibi, sen, ben, ırk, inanç değil “biz” ve insan odaklı düşünen sevgili İyi Parti A. Adayı Sayın Prof. Dr. Zafer Doğantan hoca gazetemizin 76. yıl dönümünü kutlamak hem de tanışmak amacı ile gazetemize nezaket ziyaretinde bulunmuştu.

İçinde bulunduğum durum (sevgili abimin vefatı) da hemen konuyu ele alamadım ancak hayat devam ediyor. Ve biz yüreğimizde derin bir yırtıkla işimizin başına döndük.

Ve sevgili okuyucularım Sayın Doğantan ile sanki çok eskiden tanışmış gibiydik, düşüncelerimiz örtüşüyordu. Bendeniz solcuyum hem de en solundan, Sayın Doğantan Milliyetçi ancak bizler konu “insan” dedik. Ortak paydada buluştuk ve insan gibi yaşayabilmek için, içinde bulunduğumuz durumdan çıkabilmek, onur kırmadan, sen ben ayrımı yapmadan, hak ve adaletle çalışmak, daha iyiye, daha doğruya, daha kardeşliğe, daha hak ve adaleti yeniden tesis edebilmek için birliktelik kararı aldık. Bize kim bu fikirle gelirse biz sonuna dek onun arkasındayız.

Sevgili okuyucularım Sayın Doğantan’ın kariyer çizgisi de baya heyecan verici aslında kendisi bir akdemiysen, siyasetle dışardan ilgili ancak içinde bulunduğumuz durumda elini taşın altına koymaya hazır olduğunun bilincindeydi ve adaylığını İyi Parti’den koydu, orada il başkan yardımcılığı görevini de üstlendi. Çukurova Gaziantep ODTÜ’de Yardımcı Profesör ve Doçentlik, Anadolu Üniversitesinde ikinci lisans eğitimi alan sayın Prof. Dr. Zafer Doğantan…

Mustafa Kemal Üniversitesi (1993) Mühendislik- Mimarlık Fakültesinin Kurucu Dekanı İskenderun Teknik Üniversitesinin Rektör Yardımcılığı görevinde de bulunmuş, şimdilerde aktif olarak siyaset ve saha çalışmalarında. Sayın Doğantan ile bir saatten çok söyleştik, imtiyaz sahibi gazete babamız Rızkullah Terbiyeli, sevgili İlyas, Helga ve Doğan bey (ikimiz vuruk sahibiydik) her zaman saygı duyduğum çok görüşme sekte yazılarını okuduğum sayfa arkadaşım sayın Yaşar Bilgin ve Semir Bağırsakçı hocamızla gerçekten doyurucu, azıcık dedikodulu ve en çok insan, sevgi, saygı, lisan, seviye ve liyakat üzerine konuştuk. Birbirimize yardım sözü vererek ayrıldık. Şahsen kendi üzerime düşeni yapmak için bendenizde ara ara sahalardayım. Siyaset incelik, doğruluk, sanat işidir aslında haldır -holdür yapılmamalı!

Ve sevgili okuyucularım havalar değişti, dilerim siyasi havalarda, böyle incelikle, zarifçe, iyiye doğru değişsin. Aman kendinize dikkat edin, hastalıklar bu havayı çok sever alerjilerde. Tabi kişi kendinden bilir ya. Ve şimdilik sağlıkla, sevgiyle kalalım hep birlikte ayrımsız, gayrımsız. Yase

& & & & &

Nazım Hikmet Ran
‘Ceviz Ağacı’ Hikayesi

Nazım Hikmet Gülhane parkındaki bir ceviz ağacının altında sevgilisi ile buluşmak üzere randevulaşır. Buluşacakları gün Gülhane parkına gider ve ceviz ağacının altında beklemeye başlar, tam bu sırada polisler de orada devriyeye çıkmıştır. O dönemlerde Nazım Hikmet arananlar listesinde olduğu için polislerden gizlenmek durumunda kalır ve bu ceviz ağacına çıkar.

Nazım Hikmet ağacın tepesindeyken biricik sevgilisi Piraye gelip her şeyden habersiz ceviz ağacının altında beklemeye başlar. Nazım Hikmet, polislerden dolayı aşağıya seslenemez ve çaresiz çıkarır kalemi, kağıdı ceviz ağacının tepesinde şu şiiri yazar;

Başım köpük köpük bulut içim dışım deniz
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Budak budak serham serham ihtiyar bir ceviz
Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril
Koparıver gözlerinin gülüm yaşını sil

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var
Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul’a
Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım
Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul’u
Yüz bin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında

Günün Şiiri

Nehirler Boyunca Kadınlar Gördüm

Porsuk nehrinin geçtiği kadınlar
Hepsine yüzer kere rastladım en azdan
Umustsuz sevdalara tutulmak onlarda
Bozkıra doğru seyrele seyrele yaşamak onlarda
Verdi mi adama her şeylerini verirler
Ben gördüm ne gördümse kadınlarda
Porsuk nehrinin geçtiği

Kızılırmak parça parça olasın
Bir parça ekmek siyah, on kuruşluk kına kırmızı
Taş toprak arasında türküler arasında
Karanlıkta bir yanları örtük bir yanları üryan
Kocaman gözleriyle oy anam bu kadar dokunaklı
Kimler ürkütmüş acaba bu kadar kadını

Dicle kıyılarına tiren varınca
Büyük bir gökyüzü git Allah’ım git
Genel olarak önce kaşları görünür
Sonra bütünsüz uykuları kaşla göz arasında
Yanaklarında çıban izi taşıyan kadınlar
Gül kurusu

Bir gün sizin de yolunuz düşer memlekete
Siz de görürsünüz bunları kadınlarda
Ödevleri yenilmek olan hep
Bıçakla kemik arasında
Susmakla ağlamak arasında
Yenilmek
Kadınlar

Cemal SÜREYA

Ben senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin…
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar…
Ama biz o zamana kadar
o kadar karışacağız ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak:
biri sen biri de ben.
Ben daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey: belki diyor.

18 Şubat 1945 – Piraye Nâzım Hikmet

Günün Fıkrası

Yarun Gideyruz

İdris ile Temel Trabzonspor maçına gitmeye karar verirler. Maç günü stada gelirler ve maç saatini beklemeye başlarlar. Hava oldukça yağmurludur. Stadın yakınındaki bir kahvehaneye gidip, birer çay içerler. Bu arada dışarıdaki yağmur alabildiğince hızlanmıştır.

İdris bunun üzerine serzenişte bulunmaya başlar. Kendisine has şivesiyle; “Yağacak zemeni buldun. Ha bugün de yağmur yağar mı? Durmadan yağiy, şemsuye de almadık. Pok yiyenun havası, para da yok ki kapali trübüne cidelum. Boşuna ıslanacauk” diyerek söylenmektedir.

Bunları birkaç kez tekrar edince Temel dayanamayıp ona der ki: “Ula İdrus uşağum. Ne düşüneysun kendini üzeysun. Maça yarın gideyruz…”

Günün Sözü

Fırtınanın Şiddeti Ne Olursa Olsun, Martı Sevdiği Denizden Asla Vazgeçmez.
Albert CAMUS

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here