İnsan…

0
90

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bu sabah dünya kadar iş vardı bendenizi bekleyen. Günlerden ve zamandan yine bihaberdim ve bu yüzden hiç hesapta olmayan olaylara tanıklık etmek varmış kaderde ve insan bu düşündüğünü düşündüğü zamanda gerçekleştiremiyor bazen ve şu bu durumdayım. Dernekte değişik bir konu ve konuğumuz varmış bugün arkadaşımın son anda anımsatması ile kalktım gittim değişikti konumuz; “Transandantal  meditasyon…” Tamda ilgi alanımıza giren, can kulağı ile dinledik. Ancak zaman çabuk geçti.

Gazetede konuğumuz  vardı  şair yazar  Mustafa  Söylemez geçenlerde “Karabıyık Dede” adlı masal kitabını tanıtmıştım anımsarsanız. Sevgili Helga ile kitap üzerine ufak bir söyleşi gerçekleştirdik. Ve tabi yazım geç kaldı bu yüzden güzel iki öyküyü konuk ettirmek zorunda kaldım sayfamda. İnşallah yarın “transandantal meditasyon” konusunu  geniş-geniş işleriz. Ve şimdilik sağlıkla sevgiyle kalalım sevgili okuyucularım ayrımsız gayrımsız hep birlikte… Yase

İnsan ve Dünya

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra Pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü.

Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi sonra düşündü: “Ohh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez.”

Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve “baba haritayı düzelttim, artık sinemaya gidebiliriz” dedi.

Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hala hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk şu cevabı verdi: “Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı. İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ.”

& & & & &

Kurdele

New York’ta yasayan bir öğretmen, Lise son sınıfındaki öğrencilerinin “diğer insanlardan farklı özelliklerini” vurgulayarak onurlandırmaya karar vermiştir. California Del Mar’dan Helice Bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak, her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı. İlk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar özel ne kadar özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde altın harflerle “Siz çok önemlisiniz” yazılı birer mavi kurdele verdi.

Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla sınıfına bir proje yaptırmaya karar verdi. Her bir öğrencisine üçer tane daha kurdele verip, onlardan bu töreni gerçek dünyada devam ettirmelerini istedi. Öğrenciler, daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığını tespit edecek ve bir hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi.

Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine yardımcı olan yakınlarındaki bir şirketin üst düzey görevlisini onurlandırmış, adamın yakasına mavi kurdeleyi iliştirmişti. Ardından, iki tane daha kurdele vermiş ve ; “Sınıfça bu konuda bir projemiz var. Sizden onurlandırmanız için birini bulmanızı istiyoruz. Onurlandırdığınız insanlara ekstra kurdele de verin. Böylece onlarda bu projenin devam etmesi için başkalarını bulabilirler.

Daha sonra, lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin” diye rica etti. O gün üst yönetici, süratsiz biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verdi. Patronun odasına girdi ve onun “iş dünyasında bir deha olduğundan ötürü” onu takdir edip örnek aldığını söyledi. Bu mavi kurdeleyi yakasına takması için izin verip vermeyeceğini sordu? Şaşkına dönen patron; “Tabi ki” şeklinde cevap verdi. Yönetici de mavi kurdeleyi, patronun tam kalbinin üstüne, ceketine iliştirdi. Ekstra kurdeleyi verirken de; “Bana bir iyilik yapar mısınız? Siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz?…

Bunu bana veren çocuk, okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu kabul görme töreninin devam etmesi gerekiyormuş.

Böylece “bunun, insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş…” Dedi… O gece patron evine geldiğinde, on dört yaşındaki oğlunun yanına oturdu. “Bugün inanılmaz bir şey oldu” dedi.”Ofisteydim. Üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyleyip, “iş dünyasında bu kadar başarılı olduğum için” göğsüme bu kurdeleyi iliştirdi… Bir hayal etmeğe çalış… Benim bir dahi olduğumu düşünüyor…”Siz çok önemlisiniz” yazılı bu kurdeleyi tam göğsümün üstüne taktı.

Bana ekstra bir kurdele verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi. Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sen geldin… Ben “seni” onurlandırmak istiyorum. Günlerim aşırı yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum… Oysa bu gece bir şekilde buraya oturup, sana benim için ne kadar farklı ve özel olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın.

Sen mükemmel bir çocuksun.”Seni seviyorum” diye devam etti… Şaşkına dönen çocuk simdi ağlamaya başlamıştı… Bütün vücudu titriyordu… Basını kaldırdı, gözleri yas içinde olarak babasına baktı ve: “Yarın intihar edecektim” baba, dedi…”Baba, ben senin… Çünkü ben senin… Beni hiç sevmediğini… Beni hiç önemsemediğini düşünüyordum… Ama artık her şey çok farklı… Sen baba, su an… oğlunun hayatini kurtardın!…” Sizin de sevginizi duymak, hissetmek isteyen insanların var olduğunu sakın unutmayın…

Hepinize yetecek kadar kurdele var. Sizler bulunmaz arkadaşlarsınız.

Bu yazıda benim size vermiş olduğum ek mavi kurdeledir

Günün Şiiri

Gece Geçtim Ömrümün Üstünden

Bir fotoğrafını bile görmediğim kentlerden, kasabalardan, köylerden

Geçtim, adını aklımda tutamadığım konaklama tesislerinde açık çaylar

İçtim, sorsanız haritada gösteremeyeceğim ırmaklardan döküldüm sana

Kötü çekilmiş resimler gibi günlerim, günlerim yanlış resimler gibi

 

“Güle güle, hayırlı yolculuklar!” beni benle başbaşa bırakan ıssızlığın

Molaya geç kalmış bir otobüs gibi soluk soluğayım sana gelirken

Hayatı yanlış sollayan bir otobüs elimden tuttu bu gece, haydi hayırlısı

Geçmişim göndere çekilecek yarın senin önünde, yarın ben yokum

 

Telgrafın telleri de “tedavül”den kalktı, kuşlarda kuşak çatışmaları

Yani içime su serp, yüzünde gül açsın, aşksız bir martıya dönmeyeyim

Yavrusunu yitirmiş bir kirpiye dönmesin sensiz günlerim, ortancamda

Ortak kaygılar, bendeki kamburu çıkmış bir azınlık ruhu, şimşeğin

 

Şaşırdığı yol, El Nino’nun okşadığı haritalardaki renk değişikliği bizi

De ilgilendiriyor, senin tarihin bana doğru ne zaman temel atacak

Çok eskiden de gelmiştim bu heryeri iyice yağmalanmış, ülkeye

Türkiye daha bir Türkiye miydi o zamanlar, sevdiğime yine burada

 

Şiirler yazmıştım da kimse karışmamıştı işime, ormanlar hep yanmış

Yakılmış, dostlar emekli olmuş, kışında bir karış yeri kalmamış bir

Kıyı şeridi gibiyim, akşam bekliyor beni ne yapacağım ben akşamla

Gece geçtim buralardan uykuna tutunup, düşlerine sarılıp, al işte beni

Gültekin EMRE

Günün Fıkrası

İki arkadaş trende gidiyorlarmış. Önlerine bir kel oturmuş. Biri diğerine demiş ki; “Şu kele bir şaplak vurayım mı?” “-Diğeri Lan manyak mısın adam döver filan” “-Bir şey olmaz bak demiş adama şaplağı vurmuş.” “Adam dönmüş ne oluyor lan demiş? Şaplağı vuran” “Vay Kemal abim nasılsın demiş?” Adam; “-Ne Kemali lan Ben Kemal filan değilim demiş.” “-Özür dilerim abi Kemal Abime Benzettim” demiş.

Aradan bir beş dakika geçmiş adam arkadaşına bak şimdi bir şaplak daha vuracam demiş ve vurmuş; “Adam hiddetle ne oluyor lan dayak mı istiyorsun” demiş. “-Ya Bırak Kemal abi bizimle kafa mı yapıyorsun sensin işte” demiş.

“Git lan ben Kemal filan değilim bela mısınız lan adamın başına” demiş. Hasbinallah çekerek diğer kompartımana geçmiş. İki kafadarda adamın peşinden diğer kompartımana geçerek adamın arkasına oturmuşlar.

-Adam arkadaşına Bak şimdi bir şaplak daha vuracağım demiş “-Lan manyak mısın adam bu sefer ikimizi de öldürür vallahi” demiş.

“-Bişey yapmaz” deyip bir daha şaplağı geçirmiş adamın kafasına “-Adam dönmüş lan ne oluyor be” demiş. “Kemal abi yan kompartımanda bir adam var aynı sana benziyor” demiş.

Günün Sözü

İyi ağaç kolay yetişmez; rüzgar ne denli güçlü eserse, ağaç da o denli sağlam olur.

J.Willard Marriot

Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsanız, ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan tek nokta yine o düğümdür.

Çin Atasözü

Yalnız yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da sorumluyuz.

Moliere

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here