Evlat Acısı, Kuyruk Acısı (1)

0
36

Değerli okurlarım, daktilomun başına geçtiğimde olağanüstü heyecanlandığımı artık söylememe gerek yok. Bu duygumu birkaç kez sizlere muhtelif vesilelerle duyurmuştum. Başlık bulma konusunda da hassasiyetim üst düzeydedir. Bunların hepsini genç bir gazeteciyken ustalarımdan öğrenmiştim. Atılan bir başlığın; daha önce kullanılmış olmamasına, ilgi çekici olmasına, yazara yol göstermesine özen gösterilmeli.

Bu saydığım kriterlere özellikle riayet ederim ve sonuç istediğim gibi olur. Başka şansı da yok zaten… Buraya kadar tamam da, “Acılı isotlu başlık neden gerekti?” diye düşünenlere merak edenlere yanıtım şu olacaktır.

“Evlat Acısı, Kuyruk Acısı!” Fi tarihinde yaşandığı ve söylendiği rivayet edilen bu önemli ifadeyi genç kuşakların bilip bilmedikleri hakkında fikir yürütmeyeceğim ama bizim kuşağın ayrıntılı biçimde bilmediğinden eminim. Geçmiş tarihlerde yaşandığı rivayet edilen buve benzeri olaylar, atalarımız tarafından bizlere bırakılan bir ders niteliği olarak da kabul edilmesi bile mümkündür. Gerçekten ibret alınacak bir hadise.

Ülkemizde yaşanan ve düşündükçe ürperdiğimiz spor olaylarını da anımsadıkça, “Ne kadar isabetli söylenmiş” demekten kendimi alamıyorum. Bu konuya ayrıntılı girecek değilim ama yine de bir tarafından tutup, satırbaşı haline sizlere sunmak istiyorum. Evet, o dönem diye söze başlayacağım ama futbol var mı yok mu? Oynanıyor mu, oynanmıyor mu? İşte bunlarla ilgili bir fikrim olmadığı gibi bir duyum da almış değilim.

Bir çerçi her seher vakti (hava aydınlanmadan önce) belli makamlarda ya da gönlünce kaval çalarmış. Yine bir gün kaval çalarken, su deliğinden bir yılan çıkmış, türküyü dinledikten sonra ağzından bir altın bırakmış ve gitmiş. Artık süreklilik kazanmış bu olay. Çerçinin oğlu askerden geliyor ve evde bir erkek olduğundan kendi de yabana gitmeye hazırlanıyor. Yola çıkmadan önce oğluna sıkı-sıkı tembih ediyor;

“-Oğlum, tan vakti kaval çal, şu makamdan. Su deliğinden siyah bir yılan çıkacak. Seni dinledikten sonra ağzından bir altın bırakıp, geldiği yerden gidecektir. Sakın ola ki ona zarar vermeye kalkmayasın.”

Baba tembihinde bulunuyor ve evlat dediklerini uyguluyor ama şeytan boş durur mu? Çocuğun beynine giriyor ve “O yılanı öldür, duvarın arkasındaki bütün altınların sahibi ol” diyor. Yine bir seher vakti kaval sesine gelen yılan, altını bırakıyor giderken evin oğlu bir demir parçasıyla yılanın başına vurmak istiyor. Iskalıyor, kuyruğu kopuyor. Canı yanan yılan geri dönüyor, çocuğu sokarak öldürüyor.

Bir süre sonra çerçi yabandan geliyor ve evine girdiğinde oğlunun cesedi ile karşılaşıyor. Oğlunun ölüm nedenini anlamakta güçlük çekmiyor. Oğlunu defnettikten sonra, yine aynı saatte kavalını çalmaya başlıyor. Kopuk kuyruklu yılan yine geliyor, Türküyü dinledikten sonra ağzından altını bırakıyor, giderken çerçi ağlamaklı olarak yılana sesleniyor; -Yılan kardeş, kuyruğunu gördükten sonra olanları daha iyi anlamaya başladım. Sen yine seher vakti gel. Senin için kaval çalayım ve bir şey bırakmanda gerekmez, ama dostluğumuz devem etsin…” diyor. Yılanın yanıtı çok ilginç… Yarın yazacağım.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here