Elektrikler Yine Kesikti

0
55

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Dün elektrikler yine kesikti. Bütün gün ve bütün gece gelmedi. Bütün işler öylece kaldı. Nasıl bir şey bu? Her yağmurda kesinti kapıda… Elektronik aletler haşat vaziyette. Ders çalışan öğrenciler öylece mum ışığına talim ettiler. Gerçi Berke bayılır bu kesintilere özelikle mutfakta oturuyor ve zaman çay zamanı ise. Mum ışığında çay sefası ohh keyfine diyecek yok! İyi güzelde yarınki (bugün) sınavlar ne olacak? “Hallederiz Gül” diyor. Her zamanki olumlu neşeli aydınlık hali ile. O neşeli, gözlerinden ışık saçan, fiyonk dudaklarından gülümseme eksik olmayan, tombul tombalak esprili çocuk şimdi genç bir üniversiteli. Boyu benim boyumun bir buçuk katı. Onu öpebilmem için tabureye çıkmam gerekiyor ki bunu yapamadığım için sık, sık eğilmek zorunda kalıyor, o zamanda “Gül senin yüzünden kambur olacağım” diyor. Ama buna rağmen eğilmekten vazgeçmiyor. Nasıl neşe dolu, nasıl yakışıklı, nasıl olumlu bir genç insan anlatamıyorum. Şakaları, esprileri, entelliği  ile hayatımın anlamı oldu. Okulunda da olumlu sıkıntısı yok. Sınavları iyi geçiyor. Ve hatta “olmaz canım böyle şey” diyor “lise bile daha zordu.” “Havanı yesinler” diyorum. Yarın görüşürüz. Hele bir ikinci sınıfa gir bakalım. Ama biliyorum ki onun hayatı olumluluk üzerine neşe ve espri üzerine kurulmuş. Bununla birlikte ağır ve olağan üstü ciddi takılmayı da biliyor tabi. Şimdi okuldan geldi  son sınavını da vermiş neşe dolu. Ama ikilem içinde. On günlük tatilleri var. İstanbul’a gitsem mi gitmesem mi diye düşünüyor. Tabi bendeniz de ikilem içindeyim git desem içim elvermiyor. Kal da diyemiyorum. “Seni yalnız bırakmak istemiyorum” diyor. Ama yinede etrafımda dolanıp duruyor gitsem mi gitmesem mi hadi söyle diye. Sonunda “istediğini yap ya” dedim. “tamam gitmiyorum” dedi. “Seni bırakmam yoksa sen kendine bakamazsın.” Vay, vay bakar mısınız? Ona bakınca içim gidiyor nasıl bir dünyada yaşayacak bu hayat dolu gençler.

Berke her şeye olumlu bakıyor ama hayat onun baktığı gibi değil tabi. Sınavları iyi geçmiş olabilir ama ders çalışmadan gittiği içinde huzursuzdu, bunu da saklamadı. Ve onun gibi birçok öğrenci dün gece ders çalışamadı. İşini yapamadı, dükkanını kapatırken sıkıntı çekti. Ve jeneratör homurtularından serseme döndük. Bu elektrik kesintilerinin nedeni nedir, diye sormak istiyoruz. Nasıl bir ilkellik içindeyiz hala hayret valla. Ama faturalar cep yakmaya devam ediyor, kullanmadığımız elektriğin de faturası ödetiliyor. Birkaç gün geç kalsan açma kapama parası falan. Dünyayı kurtarmak istiyoruz her şeye laf yetiştiriyoruz sınırlarımız ötesine bile karışıyoruz ama iki damla yağmurda elektriğimiz kesiliveriyor. Nasıl bir çelişki bu?

Ve sevgili okuyucularım. Şimdilik yazmak istediğim şeyleri yazamıyor olmanın sıkıntısı ile yazımı burada noktalamak istiyorum.  Sağlık ve sevgiyle hep birlikte kalalım sevgili okuyucularım. Yase

& & & & &

Dürüstlük Çiçeği

Bir Çin prensi tahta çıkacaktı ama yasalara göre, daha önce evlenmesi gerekiyordu. Uygun bir aday bulmak için bölgedeki genç kızları huzuruna çağırdı. Saraydaki hizmetçilerden birinin kızı prensi çok seviyordu. O da prensin huzuruna çıkmak istedi. Annesinin uyarılarını dinlemedi, çünkü sevdiği adamı bir kere bile görmek onu mutlu edecekti.

Beklenen gece geldi. Genç ve güzel kızlar en güzel giysilerini giymişler, süslenmişler, kendilerini beğendirmek için her çareye başvurmuşlardı. Prens kızlara birer tohum verdi. Bunu saksılarına dikmelerini, altı ay sonra gelmelerini söyledi. En güzel çiçeği yetiştiren kızı kendine eş olarak seçecekti. Herkes tohumu alıp heyecanla evlerine geri döndü.

Genç kız da kendisine verilen tohumu alıp saksıya ekti. O kadar bakmasına, özenmesine karşılık toprakta tek bir filiz bile görünmedi. Her şeyi denedi, uzmanlara danıştı ama bir fayda göremedi. Altı ay dolmuştu ama saksı hâlâ bomboştu. Prens sunacağı bir çiçek olmadığı halde gene de belirtilen gün ve saatte boş saksıyla saraya gitti. Oysa diğer kızlar güzel çiçekli saksılarla gelmişlerdi.

Sonunda beklenen an geldi. Prens salona girdi, kızların arasında dolaştı, saksıları birer birer inceledi. Hizmetçinin kızını kendine eş olarak seçtiğini duyurdu. Herkes şaşırmıştı. Diğer kızlar bu karara tepki gösterdiler, itiraz ettiler. Boş saksıyla gelen kız nasıl eş olarak seçilirdi? Prens durumu şöyle açıkladı:

“Bu genç hanım en değerli çiçeği yetiştirip bana sundu. O çiçeğin adı dürüstlük çiçeğidir. Çünkü sizlere dağıttığım tohumların hepsi sahteydi ve çiçek açmaları olanaksızdı.”

& & & & &

Silkin ve Sıçra

Çalışkan bir çiftçinin bir katırı varmış. Gün görmüş, çok yol tepmiş, inatçı, sabırlı bir katır… Özellikle bahar günleri boş çayırlarda dolaşıp otlamaya bayılırmış. Çiftçi de katırını çok severmiş. Günlerden bir gün katır yanlış bir adım atmış ve kendisini çiftçinin kuyusunun dibinde bulmuş. Allah’tan ki kuyunun içindeki su fazla değilmiş. Bu sayede hayatını kurtarmış, boğulmamış. Bu güzel bahar gününde kendisini kuyunun dibinde bulan zavallı katır bir iki debelenmiş. Ama bakmış ki, buradan çıkabilmesi mümkün değil. Ne duvarı tırmanacak gücü var ne de uçup gidebilecek kanatları… Gene de bir iki hamle yapmış ama nafile. Bu kuyudan kendi gücüyle çıkış olmadığını anlamış. Başlamış yüksek sesle bağırmaya, dua etmeye, daha doğrusu kuyuya düşüp dibe vurmuş bir katır ne yaparsa öyle şeyler yapmaya.. Bu canhıraş sesleri duyan çiftçi kuyunun başına gelip durumu görmüş. Koskoca katırı kuyunun dibinden nasıl çıkaracak? Çaresiz, civardaki köylüleri yardıma çağırmış. Düşünmüşler taşınmışlar, dibe vurmuş katırı çıkarmanın bir yolunu bulamamışlar. Bu arada katırın bağırış çağırışları yürekleri dağlıyormuş! “Bari daha fazla acı çekmesine engel olalım” demiş katırın sahibi. Bu kuyu nasıl olsa artık işe yaramaz. İyisi mi içini toprakla dolduralım, hem katırın acısına son vermiş, hem de kuyuyu kapatmış oluruz.. Bunu duyan katırın dehşeti daha da artmış. Diri gömülmekten daha korkunç bir son olabilir mi!! Derken yukardan kürek kürek taş toprak atmaya başlamışlar. Önce umudu kesip, ölmeyi kabullenmiş katır. Sonra, kafasına bir taş düşünce beyninde bir şimşek çakmış!! Bir çare gelmiş aklına ve başlamış uygulamaya! Yukarıdan sırtına tas toprak yağdıkça şöyle bir silkiniyormuş. Sırtındakiler yere düşünce, sıçrayıp üzerine çıkıyormuş. Bir daha, bir daha yapıyormuş bunu.. SİLKİN VE SIÇRA, SİLKİN VE SIÇRA, SİLKİN VE SIÇRA!! diye mırıldanıyormuş bir yandan da. SİLKİN VE SIÇRA! Yukarıdakiler onu gömmek için kürek kürek toprak atmaya devam etmişler ama, bir süre sonra, bizim katır kuyunun tepesinde belirmez mi!! Hala SİLKİN VE SIÇRA diye mırıldanmaktaymış. Evet, dibe vurmuş katır, kuyunun dibinden silkinip sıçrayarak kurtulmuş… Pes etmeyip çaba gösterdiği için…

Günün Şiiri

Çocuk Kuş

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Oynamamız bundandır.
Kara toprakla binlerce yıl.

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Bundandır sevmemiz
kiraz ağaçlarını.

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Kardeşliğimiz bundandır
Mavi sularla binlerce yıl.

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse
Bundandır inanmamamız
Kocaman bombalara.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Rahatlık

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,

Yine çiçekler açacak dallarda.

Dallarda açan çiçekler gibi,

Yine çocuklar uyuyacak masallarda.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,

Yine uykular havuzda dibe gidecek.

Havuzlarda kaybolan uykular gibi,

Yine çocuklar mektebe gidecek.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,

Yine göklerden mavi gölgeler inecek yere.

Toprağı nurlandıran mavi gölgeler gibi,

Yine çocuklar gülümseyecek, askerlere.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,

Yine meltemler geçecek denizlerden.

Denizlerden geçen meltemler gibi,

Yine çocuklar olacak, rahatlık veren.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Sincap

Şu ağacın tepesinde

Var bir sincap

Ceviz kırar, yemek arar.

Her gün göremem ki

Saklar onu

Anne yapraklar.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Günün Sözü

Kalp Sırrına Erenler; Neler Yapar, Bilir misin? Kızmazlar… Küsmezler… Kırmazlar… Kırılmazlar… Her Şeyde Bir Güzellik Bulurlar… Hiçbir Şeyi İnsanoğlundan Bilmezler; Rab’binden Bilirler… Her Şeyi; Ondan Umup Beklerler… Ve Susarlar… Susarak Konuşurlar…

MEVLANA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here