Depresyonda Değiliz…

0
65

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılsınız bu sabah? Kaç  zamandır keyfimiz, neşemiz, sağlığımız bizden uzak, biz ondan uzak yaşıyoruz. Duru çocuk bile bizi neşelendiremez oldu? “Ne oldu bize” diye soruyoruz kardeşimle birbirimize. “tekrar eski halimize dönebilir miyiz acaba?” Belki döneriz, belki bu hayatı benimseriz, alışırız, eskiden biz kimdik unutur gideriz? Geniş kahkahalarımız duyulmaz olur. Neşeyle uzatarak “Gü-nay-dın, bizi özleyen var mı?” demeyiz. Girip çıktığımız yerlere! Sahile çıkıp gün batımını izlemek istemeyiz zaten çoktan beri istemiyorduk. O zevki de her şeyden önce yitirdik. Toz dumandan, denizle aramıza dikilen o taş duvarlardan! Ağaçlarımız bile neşe veremez olmuştu.

Evet, çoktan beri bu durumdayız, gülümseyemiyoruz hatta. Bazen Gürcan arkadaşımın köşe yazılarına takılınca, gülümseyebiliyorum ama diğer zamanlarda resmen tonlarca ağırlık altında eziliyor gibiyiz. Ama depresyonda değiliz kesinlikle!

Ancak bu duruma, geldik, getirildik. İçten dıştan vurulduk, dumura uğratıldık! Gün sektirmeden gelen şehit cenazeleri, her gün savaş görüntüleri, her gün ipe sapa gelmez söylemler, kavga gürültüler, yoğun yoksulluk ve evlerini, barklarını terk eden insan görüntüleri, bitarafta akıllara durgunluk veren zenginlik ve şatafat! Yeniden dirilen “kulluk” her yerde kapı kulları var. Dizilerden tutun gözünüzün uzandığı her yerde. Onur, şeref, namus, para ve namlunun ucunda sanki! En romantik öyküde bile, silahlar konuşuyor, birileri birilerine egemen oluyor. “Dizide bile olsa bunu kabul etmezdim” diyorum kardeşime.  Birde cadde canavarları var çoktan beri, zikzaklar çizerek, masum insanlarının hayatını tehlikeye atan, cep dolgunu, beyin yoksunları. Ve bunlara verilen yine dumur eden cezalar.

Ve bunca kalabalıkta yabancılaştırıldık, yalnızlaştırıldık. Depresyonda değiliz. Ama öyle gibiyiz. Ve en korktuğumuz şey böyle kalmak; Sağlıksız, neşesiz keyifsiz! Ancak tepkiliyim yine de ama elimizin kolumuzun bağlı olması? İşte o bizi depresyona, paranoyaya sürükleyen. Alışmak istemiyoruz, itici güç istiyoruz! Bizi bu durumdan çıkarıp kaldıracak. Biz bu durumlara düşecek kadar lüks değiliz çünkü. Olmamalıyız. Ve o itici güç aslında damarlarımızda akan kanda var. Ancak her zaman bir diğerinden beklediğimiz için her şeyi. O gücün ayrımında bile değiliz. Ve yaşayıp gidiyoruz sanal bir ortamda gerçekten yaşıyor gibi numara çekerek kendimize! Ve bir sabah uyanıyoruz ki… Gerçekten o zaman uyanıyoruz…

Ve sevgili okuyucularım sağlık ve sevgiyle kalalım diliyorum.  Ayrımsız gayrımsız  hep birlikte, her zaman. Yase

& & & & &

Günün Öyküsü

Senede İki Defa Meyve Veren Ağaç

Harun Reşit, bir gün kıyafet değiştirip veziri ile birlikte halkı dolaşmaya çıkar. Bu dolaşma esnasında bahçesinde hurma fidanları diken bir ihtiyar görür. Harun Reşit, ihtiyara selam verdikten sora ona ne işle meşgul olduğunu sorar:

–Kolay gelsin! Bey amca, ne yapıyorsun böyle?

–Hurma fidanları dikiyorum evladım.

–Peki, bu diktiğin hurma fidanları ne zamana kadar büyür de meyve vermeye başlar?

–Kim bilir belki on, belki yirmi sene sonra yetişip meyve vermeye başlar.

–Peki, onların meyvelerini görebilecek misin?

–Bu yaşlı halimle belki göremem; ama bizden öncekilerin diktikleri ağaçların meyvelerini biz yedik. Biz de bizden sonrakilerin bunlardan istifade etmeleri için bu hurma fidanlarını dikiyoruz.

İhtiyar, çok güzel cevap vermiştir. Harun Reşit, bu güzel cevap üzerine ihtiyara bir kese altın verir. İhtiyar, Allah’a hamd eder ve ardından bir güzel cevap daha verir:

–Diktiğim ağaçlar hemen meyve verdi.

Bu söz üzerine Harun Reşit, ihtiyara bir kese altın daha verir. İhtiyar, Allah’a hamd ettikten sonra şöyle der:

–Herkesin diktiği meyve ağaçları yılda bir defa mahsul verir, benim diktiğim fidan hem hemen meyve verdi hem de senede iki defa ürün vermeye başladı.

Herhangi bir çıkar gütmeden yapılan iyiliklerin ürünü bereketli olur.

& & & & &

Hoş Görmeli

Kimsesizlikten bir kimse arayanı, fedakârlık eden adanmışlık ehlini, çaba harcayıp hakkıyla elde ettiği başarıların tadını çıkaranı hoş görmeli dostlar.

Kıskançlık yolundan gidenlerin ayağına muhakkak çalı dolaşacaktır. Esprilerin altına gizlenen fesatlık kurşunları masum insanlara isabet etmez. Ne yapar eder, döner, sahibinin başına saplanır. Güzel düşünenler ve yardımsever insanlar yabancıları bile tebessümle karşılarlar. Günün modası çomak sokmak olmuştu bir aralar. Dürüst insanlar sayesinde kimse oralı olmadı da kalktı gitti gündemden.

Kindarlığın evveli kıskançlıktır. Hoşgörüyü aradan çıkarır. İlk icraatı bahane mantığıyla bir liste hazırlamaktır. Yerse tabi biri… Yeni nesil çok umut veriyor inanın. Her birini gözlemleme şansımız olduğundan geçmişte bizleri oyalayan zararlı insanları belgesel diye izlettirecekler, belli şimdiden. Önümüzdeki yıllarda her şeyde olumluluk ön planda olacaktır. Bahanenin yerini icraat, yanlışta ısrarın yerini tam kapasiteli bir istikrar alacaktır. Bunun formülünü gençlik çoktan ezberledi bile. Sevgi, dürüstlük ve merhamet gibi güçleri var onların. Fukara çocuğu diye lafı dinlenmeyenler günü geldiğinde bir imza için seni pervane gibi döndürecektir peşinde. Kariyeri olmadığı için bir cümle dahi ettirilmeyenlere kendi işini gördürmek için pişmanlık gizleme rolleriyle çekinerek yaklaşacaksın.

Malı mülkü olmadığı için selam bile vermediğin yetim önce büyüyüp feleği utandıracak daha sonra senin rehinli mallarını misliyle ödeyip sana iade edecektir. Araban çökmesin diye durup almadığın yaya bir gün seni sıkıştığın araçtan kurtaracaktır. Zaman kuvvetli bir değişim aracıdır. Ne hünerli ellerin aylarca uğraşıp yapamadığını bir anda yapıverir. Değişen zamanla birlikte nefret sevgi hurdalığına, kibir tevazu ardiyesine, fesatlık hazım deposuna, önyargılar da hoşgörü sandığına kapatılacaktır. Geriye ise bütün bu olacaklara inanmayıp hadi ordan diyenlerin kendini mirsad-ı ibretten temaşası kalacaktır.

Sinan Korkmaz

Günün Şiiri

Nerdesin

Geceleyin bir ses böler uykumu,

İçim ürpermeyle dolar: -Neredesin?

Arıyorum yıllar var ki ben onu,

Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.

 

Gün olur sürüyüp beni derbeder,

Bu ses rüzgarlara karışır gider.

Gün olur peşimden yürür beraber,

Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?

 

Bütün sevgileri atıp içimden,

Varlığımı yalnız ona verdim ben,

Elverir ki bir gün bana derinden,

Ta derinden bir gün bana “Gel” desin.

Ahmet Kutsi TECER

Ilgaz Dağlarında

Siz, ağaçlar, elbet beni bildiniz,
Ben sizden ayrılmış yürür bir dalım.
Ey çamlar, köknarlar, ey yeşil deniz.
Ben kendi kendini sürür bir dalım.

Kırığım, içimden çıkmaz bu acı,
Gün oldu başıma hasretin tacı,
Düşündüğüm zaman asıl ağacı,
İçimi yalnızlık bürür bir dalım.

Ne sert kış ne gümrah ve gölgeli yaz,
Ne ılık meltemler, ne keskin ayaz.
Mevsimler derdime bir şifa olmaz,
Ben kökünden kopmuş çürük bir dalım.

Ahmet Kutsi TECER

İhtiyar Aşık

Yıllardan beridir ağaran teller
Bu akşam parıldar şakaklarımda
“Bu gece ömrümün en son demi, der
Büsbütün ağarsın varsın yarın da..”

Çırpınır göğsünün içinde kalbi
Bir yaşlı ağaca sinen kuş gibi
Nedir bu esrarlı halin sebebi?
Neden parlıyor o gözler? Bir oda:

Yaşlanmış, altında ipek bir sedir
Bir kız ki ay ondan parlak değildir
Öptükçe ağaran bir gül denilir
İhtiyar bülbülün dudaklarında

Ahmet Kutsi TECER

Günün Fıkrası

Bir rahip, bir doktor ve bir mühendis golf sahasının boşalmasını beklemektedirler. Mühendis: “Bu adamlar ne yapıyor böyle, 15 dakikadır bitirmelerini bekliyoruz.”

Doktor: “Bilmiyorum ama hiç böyle bir saçmalık görmedim.”

Rahip: “İşte görevli geliyor, onunla konuşalım.”

Rahip: “Merhaba, Şu anda sahada olan grup ne zaman çıkacak, neden bu kadar yavaşlar?”

Görevli: “Evet onlar kör itfaiyeciler. Kulübümüzde geçen sene çıkan yangında gözlerini kaybettiler. Bu yüzden istedikleri zaman burada ücretsiz oynamalarına izin verildi.”

Rahip: “Ne kadar üzücü, bu akşam onlar için dua edeceğim.”

Doktor: “Çok güzel bir fikir, ben de hastanedeki doktor arkadaşlarla konuşup onlar için bir şeyler yapabilir miyiz diye bakacağım.”

Mühendis: “Bu adamlar neden geceleri oynamıyorlar?”

Günün Sözü

Bazen diyorum ki; “söyle gitsin” sonra diyorum ki; “söylersem ne olacak, sus gitsin”

Mevlana

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here