Büyülü Bir Gece

0
81

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Gazipaşa’da iken yazdığım ancak şehit haberleri ve ülkenin içinde bulunduğu karmakarışıklıktan dolayı bir türlü göndermek istemediğim bir yaz yazısını paylaşmak istiyorum. Şimdi gündem değişti mi? Hayır tabi. Hatta Amanoslar’dan gelen şehit haberleri ve yine şehit edilen polis kardeşimiz ve dün Osmaniye ve Gaziantep’teki şehitlerimiz yüzünden acıdan kasılmış, nevrimiz şaşmış sus pus olmuş iken seçim heyecanını ve vaatlerini aklımıza bile getiremez durumda iken bu yazıyı paylaşmak yinede içimden gelmiyor ancak hayat her şeye rağmen devam ediyor. Ve olumsuz ya da acılı olmak hiç bir işe yaramadığı gibi karamsarlığımızı bir an olsun unutturabilir diye düşünüyorum. Dilerim yanılmıyorumdur. Şehitlerimize nur içinde yatın, mekânınız cennet olsun, hakkınızı helal edin ve bizi affedin ve yine ve her zaman yurtta sulh cihan da sulh diyerek yazımı paylaşıyorum.

İyi geceler sevgili okuyucularım. Saat gecenin 01’i. Balkondayım ve şu anı sizlerle nasıl paylaşabilirim diye düşünüyorum…

Ve kendimi masallar âleminde algılıyorum. Kocaman uçsuz bucaksız karanlık bir gökyüzü, ay çoktan terk etmiş gökyüzünü, yıldızlar her zamankinden parlak, onların gözü ile bakıyorum karanlığa. Sağımda solumda devasa seralar, hepsinin yüzlerce lambası ve o lambalar sihirli bir el deymiş gibi aniden yanmaya başladı şu an. Nasıl bir ortam oldu görseniz inanamazsınız tam tamına periler ülkesi gibi bir şey, her taraf ışıl, ışıl gerçek üstü düş gibi, o kadar güzel, o kadar gerçek dışı görünüyor ki ağlayasım geliyor ve biliyorum bu devasa, uzayıp giden seralarda dolaşan hayaletler var. Görür gibiyim onları, bin bir tanesi eğilmiş tatlı iksir döküyorlar toprağa “kendimi çok hımbıl ve aralarına sızmış bir mücrim gibi algılıyorum. Ne işim var diyorum bu büyülü düşler ülkesinde, gündüz çöl gece büyülü? Ne işim var bu seralar ülkesinde? Ve bütün bu sitelerin ne işi var? Burası seraların ülkesi, yozluğu üzerinden dökülen kompleksleri, gürültüleri ve çokbilmiş önyargılı insanların burada işi ne?

Bu düşüncelerle seraların hayaletlerini korkuttuğumu sanıyorum ki aniden hepsi birden yok oldu ve kesif bir karanlığa büründü etraf. “İnsan işte” dedim “aynen böyle bürünür karanlığa fişini çekersin hayatın saniyelik iş ve karışırsın karanlığa!” Düşler aleminden aniden karanlıklar alemine dönmenin bir nedeni vardır kuşkusuz. Ama onu içimde saklıyorum karanlığa dökülüyor yaşlarım gözlerimden. Ve aniden bir serinlik algılıyorum ardından bir ürperti dolaşıyor sırtımda…

Yine yalnızım ve yalnızlık hiç bu kadar kalabalık gelmemişti. Ve insan, hiç bu kadar uzak değildi bana! Ve insan diyorum neden hep insan? Oysa burada danalar doğum yaptı, yavru danalar ve civcivler sardı etrafı minik serçelerde yumurtadan çıktı topluca uçuş denemeleri yapıyorlar, o kadar masumlar ki. Ama insan! Ah insan bazen en vahşi hayvandan daha vahşi olabilen insan…

Ve şimdilik sevgili okuyucularım sağlık ve sevgiyle hep birlikte kalalım ayrımsız gayrımsız. Yase

& & & & &

İnsan

Merhaba sana güzel insan. Hiç kimse sana söyledi mi? Ne kadar özel bir insan olduğunu. Etrafına yaydığın ışığı… Bir yıldızın ışığı kadar Hiç kimse sana söyledi mi? Diğerlerinin hisleri için ne kadar önemli olduğunu dışarıda biri gülümsüyor. Aşk için o kadar gerçek olan… Hiç kimse sana söyledi mi? Çoğu zaman onlar üzgünken senin e-mailin onları biraz olsun güldürürdü ve onları memnun ederdi. Bir şeyler göndermek için harcadığın zaman için. Ve bulduğun şeyleri paylaşmak teşekkür etmeye kelime yoktur ama birisi senin iyi olduğunu bilir. Hiç kimse sana söyledi mi? Seni ne kadar sevdiklerini? Neyse benim en sevgili arkadaşım bugün sana şunu söylüyorum ki umarım bu e-maili geri alırım inanıyorum ki arkadaşsız geçen zamanlarda kaçırdığın şeyler çok fazladır. Arkadaşı ve tanıdığı birbirine karıştırmayın. Aralarında bir fark vardır. Çünkü ben seni önemserim, bu ulusal önemseme haftası… Ve bütün arkadaşlarınıza onları önemsediğinize dair mesajlar gönderin ve onların kendilerini iyi hissetmelerini sağlayın eğer size cevap yazarlarsa bu onların da sizi önemsediği anlamına gelir.

& & & & &

Bu Arkadaşlığın Elidir!!

Bir lise öğretmeni günün birinde derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: “Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?” Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. “O zaman” der öğretmen. “Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin.” Öğrenciler bunu da yaparlar. “Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!” Öğrenciler, bu işten pek bir şey anlamamışlardır. Ama, ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: “Şimdi, bugüne dek affetmeyi istemediğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.” Bazı öğrenciler torbalarına üçer–beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur.

Öğretmen, kendisine “Peki şimdi ne olacak?” der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: “Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde.. hep yanınızda olacaklar.” Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: “Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.” – “Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf gözlerle bakıyorlar bana artık.”

“Hem sıkıldık, hem yorulduk…” Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: “Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkûm ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir…

Günün Şiiri

Karanfil Sokağı
Tekmil ufuklar kışladı
Dört yön,onaltı rüzgar
Ve yedi iklim beş kıta
Kar altındadır.

Kavuşmak ilmindeyiz bütün fasıllar
Ray, asfalt, şose, makadam
Benim sarp yolum, patikam
Toros, Anti-toros ve asi Fırat
Tütün, pamuk, buğday ovaları, çeltikler
Vatanım boylu boyunca
Kar altındadır.

Döğüşenler de var bu havalarda
El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem
Ümit, öfkeli ve mahzun
Ümit, sapına kadar namuslu
Dağlara çekilmiş
Kar altındadır.

Şarkılar bilirim çığ tutmuş
Resimler, heykeller, destanlar
Usta ellerin yapısı
Kolsuz,yarı çıplak Venüs
Trans-nonain sokağı
Garcia Lorca’nın mezarı,
Ve gözbebekleri Pierre Curie’nin
Kar altındadır.

Duvarları katı sabır taşından
Kar altındadır varoşlar,
Hasretim nazlıdır Ankara.
Dumanlı havayı kurt sevsin
Asfalttan yürüsün Aralık,
Sevmem, netameli aydır.
Bir başka ama bilemem
Bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat
Kalbim, bu zulümlü sevda,
Kar altındadır.

Gecekondularda hava bulanık puslu
Altındağ gökleri kümülüslü
Ekmeğe, aşka ve ömre
Küfeleriyle hükmeden
Ciğerleri küçük, elleri büyük
Nefesleri yetmez avuçlarına
-İlkokul çağında hepsi-
Kenar çocukları
Kar altındadır.

Hatıp Çay’ın öte yüzü ılıman
Bulvarlar çakırkeyf Yenişehir’de
Karanfil Sokağında gün açmış
Hikmetinden sual olunmaz değil
“mucip sebebin” bilirim
Ve “kafi delil” ortada…

Karanfil sokağında bir camlı bahçe
Camlı bahçe içre bir çini saksı
Bir dal süzülür mavide
Al – al bir yangın şarkısı,
Bakmayın saksıda boy verdiğine
Kökü Altındağ’da, İncesu’dadır.

Ahmed ARİF

Günün Sözü

Düzeltilmesi gereken bir yanlışlık, doğruluktan daha ağır bir yüktür.

Dag Hammarskjölk

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here