Artık Şehrin Geleceğine Bakma Zamanı…

0
55

Kişiler konakladıkları yerlerden devamlı gelip geçiyor. Geçerken tek şey kişilerin konakladığı alanlardır. O alanlar zamanla ‘sit’ alanı olsa bile yine değişim gösteriyor. Bazı üst düzeyler devreye girince olanlar oluyor. Devlet ne derse o olur ilkesi devreye girdiğinde bakar gözler bir anda kör oluyor.

Yazmak çok ayrı bir konu… Bazen bir yazar kafasında gerçekleştirdiği asıl oluşumları bir anda unutur ve yeni bir olayın akışı içerisinde kendini bulur. Düşünen canlı dediğimiz insanlarda kontrol edilmesi gereken tek duyguların sadece hoşgörü ve sabır üzerine kurulu olmasını isterim. Bazı insanlar hoşgörülerini frenleyemez. İster istemez ani panikataklara kapılır. İşte benim de sevmediğim konuların başında bu gelir. Özellikle şu ölümlü dünyada menfaatler öne çıktığında bu gibi olayları görür yaşar ve üzülürüm.

Dirayetli, mevki sahibi olan insanlar; Gelişen müspet ve menfi olaylar karşısında asla sinirlenmez ve kendi çıkarları için başkasının hakkına kesinlikle zarar verdirmez. Çok konuşmak aslında hiçbir şey bilmemek anlamına gelse de onlar bıyık altından gelişmelere güler geçerler. Tabi bu gibi insanlar parmakla gösterilecek kadar az… Doğru insanların yanında yüzlerce eğri insanlar doğruların doğruluklarını bozmakla kendini yükümlü hisseder. Boş nedenlerin oluşturduğu alışkanlıklara maruz kalanlar ise aslında umduklarını elde edemeyen ihtiraslı kişilerdir.

Kendi çıkarları uğruna yaşadıkları boş tatminsizliğinin faturasını dedikodularla süsleyen çaresiz insanların sonu en kısa zamanda yalnızlıktır. Bu yalnızlıkla cebelleşen mağdur insanlar ortaya her atılan konu ve güncellemeleri kendilerince değerlendirdiklerini takip ettiğimde çıldırmamak elde değil. Sesleri çıkmaz ve mücadelelerini sonunda bırakmak zorunda kalırlar.

Doğruların yanında eğri görev yapanlar; Siyaset uğruna mı yoksa menfaat uğruna mı? Ne desem bilmiyorum ama sıkça bulundukları yerlerden anlamsız atraksiyon yapan bu kişilerin ortaya attıkları anlamsız ilkeler… Şehrimizin geleceğini olumsuz yönde etkilediği bilindiği halde hiçbir şey yapılmamasını çok boşluk sal görmenin üzüntüsündeyim.

İskenderun’da çok hızlı geçen bir neslin geçit törenindeyiz. Eski İskenderun az bir zamanda nereye gitti kayboldu? Yoksa ben bir tarih mi oldum ki benim gözümle bakan kimse kalmadı sanki bu şehirde… Sahil güzergâhımızın kenar çizgisinden her geçtiğimde, deniz sanki üzerime-üzerime geliyor. Boğulacakmış hissi bedenimde. Dağ taş gözükmüyor, gözüken tek şey hızla yükselen devasa binalar. Körfezden esen serin rüzgârlar beni serinleteceği yerde sisli buharıyla karışık nem ile yıkıyor vücudumu… Nefessiz bir kordonda nereye kaçacağını bilemez halde yorgun güçsüz bir gidip bir daha kesinlikle geri dönemiyorsunuz varacağınız ilk yere. Dönseniz dahi mecalsiz bir yürüyüşün kurbanısınız.

Birilerinin çıkarları uğruna, güzelim sahilimizi birilerine fayda sağlamak uğruna neler yapmışız neler… Güya tarihimizin dokularına dokunulmayacakmış. Nasıl bir mış-muş bu anlamadım, ne olur birileri çıksın da anlatsın bana neyin ne olduğunu!

İskenderun’una ilk giren paşamız Orgeneral Şükrü Kanadlı adına yapılan tarihi kışlanın geçmişi de var… Var olduğu halde ne şekilde o tarihi doku gözlerimizin önünden kayıp gider. Nasıl bir şehircilik anlayışı bu? Görev yapan paşası, bürokratı, ilgilileri bu kadar mı? Kimse elini kaldırarak ‘Durun yahu siz ne yapıyorsunuz?’ diye soran olmaz mı?

İskenderun midye kabuğu gibi daraltıldıkça daraltıldı. Kardeşim dağ eteklerinin suyu mu çıktı? Karaağaç mevkiinden ta Arsuz’a kadar nice sahil şeritleri var ister otel yap ister başka bir şey… Neyse ya ben bunu yazar yine ben okurum. Bu memleketi düşünen bir babayiğit olmadıktan sonra ne yazsan, ne söylesen boş, bomboş…

Allahtan karayollarının yeri vatandaşların nefes alacağı bir ortama gelmiş. Verdiği çabalardan dolayı Sn. Seyfi Dingil’i tebrik ediyorum. Onun yaptığı iş aslında şehrimizin geleceği adına büyük bir girişim. İlerde beton yığınları altında ezilmeyecek ama hiç belli olmaz birileri çıkar yine arı kovanına bir çomak sokar ve burayı yeniden beton yığınına çevirir.

Memlekette örnekleri çok! İşte Kervan Sinemasının yeri… Nerede o çocuk parkı, yerinde şimdi koskoca bir beton yığını var! O parkta çocukluğumuzun anıları kayboldu gitti.

Demek sonunda her şey oluyor. O Belediye Başkanı gitti, bu Belediye Başkanı geldi, yarın başkası gelecek ve bugünün yaptıklarını tek kalemde sıyırıp atacak. Anlayacağınız oluşturulmak istenen senaryolar kamuoyunda hep aynı!

İskenderun Ticaret Sanayi Odası, Deniz Ticaret Odası’nın üzerlerinde ölü toprağı var. Ne sesleri ne de solukları çıkıyor. Onlarla birlikte biz ne yapıyoruz? Hala kış uykusundayız. Uyanmayı bekliyoruz.

İskenderun’a yeni bir tesis mi yapılacak? Hemen yapılması yönünde işbaşına geçen meşhur aktörlerimiz görev başında… Denizimizde bir şey mi oldu. Anında yaptıkları çığırtkanlıklarla memleketimizi kötüleme kampanyaları yapanlar ortaya çıkarak başrol oynarlar.

Balık yeme zevkimizi bulandırdınız! Deniz sevdamızı köreltiniz! Doğamızı kötü tanıttınız! İskenderun’u acımasızca beton yığınlarına mahkûm edenlerin hepsine bu makalemden tek bir şekilde cevap vermek istiyorum.

Allah sizi bildiği gibi yapsın…!

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here