Bugün Biraz Gülelim

0
69

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Ağlanacak halimize gülmek en iyisi diye düşünüyorum. Ve bu sabah gülelim diyorum, uzun zamandır gülmüyoruz zaten gülmeyi unuttuk. Şöyle gönlümüzce bir kahkaha atmayalı ne kadar oldu unuttum.

Bu yüzden bu sabah biraz gülelim diyorum ne dersiniz. Bu fıkraları hazırlarken çok güldüm, dilerim sizde gülersiniz candan gönülden. Sağlık ve sevgiyle kalalım, her zaman hep birlikte her türlü ayrım gayrıma inat, sevgili okuyucularım. Yase

& & & & & &

Hala Yere Düşmedi

Temel Fransız ve İngiliz 6 yıl hapse girerler 6 yıl hapsi yer ve çıkarlar, çıktıklarında ise nerede kalacaklarını aralarında tartışırken Fransız atılır:

“-Benim 6 bin katlı binam var isterseniz oraya gidelim..”

Daha sonra İngiliz konuşur:

“-Benim de 850 bin katlı binam var isterseniz oraya gidelim” demiş.

Bunları duyan Temel: “-Haçen uşaklar kavga edeysunuz ama benim bir binam var, hapse girmeden önce aşağu tükürdüm, hala yere düşmedi” demiş J

Hepinizi Bir Araya Getirmek Zor Oldu

Azrail temelin yanına gelir ve kardeş vaktin tamam hadi gidelim der. Temel de uyanık ya yalvarır bana 5 yıl süre ver ondan sonra gel al canımı. Azrail tamam der temel de kendi kendine pilot olursam beni havada yakalayamaz derken 5 yılsonunda Azrail pilot temelin yanına gelir ve vakit doldu gidelim der. Temel’de şimdi canımı alsan arkada 300 yolcu var onlar ne olacak der. Azrail: “-Oğlum hepinizi bir araya getirene kadar anam ağladı zaten!!”

 Temel ile Fadime İçin…

Temel, Fadime ile tiyatro gişesine gitmiş, ve;

“-Bize iki bilet lütfen…”

“-Leyla ile Mecnun için mi?”

“-Hayır Fadime’yle Temel içun… J

 Ben İçkiyi Bıraktım…

Temel bir gün Avrupa’ya gider. Temel’in kötü bir alışkanlığı da vardır, sürekli içki içer. Bir gün bir bara girip barmenden üç bira ister ve hepsini içer. Üç-beş defa böyle yapınca barmen merak eder ve sorar;

“-Niye hep üç tane bira içiyorsunuz?”

Temel cevap verir;

“-Ben, Dursun ve Hamdi bizler üçüzüz. Hepimiz dünyanın farklı yerlerindeyiz. Hepimizde bara girdiğimizde birbirimizin yerine bira içeriz, öteki iki birayı da o yüzden içiyorum” der.

Yine günlerden bir gün Temel bara gelir ve iki bira ister, barmen verir. Temel biraları içtikten sonra tam kalkarken barmen meraktan sorar…

“-Allah rahmet eylesin efendim, kardeşinizin biri öldü herhalde?” deyince Temel cevap verir;

“-Hayır ben içkiyi bıraktım da…”

 Yağmur Duası

Bir köyde yağmur duasına çıkarlar. Bektaşi de istemeye-istemeye bunlara uyar, cemaatin arkası sıra giderken, eline geçirdiği bir ağaç dalını, kendi tarlasının bir köşesine saplayarak, başını yukarı kaldırıp, söylenir:

“-Bizim tarla da işte burası…”

Rastlantı bu ya, yağmur duası yapılır yapılmaz, bulutlar kendini gösterir. Kara bir bulutun kendi tarlası üzerine gittiğini gören Bektaşi sevinçle koşar. Bir de ne görsün, ceviz büyüklüğündeki dolu yağışı, bütün ürünü berbat etmemiş mi? O vakit başını yukarı kaldırır ve şöyle söyler;

“-Kabahat sende değil, sana tarlayı gösteren p…venkte!”

 Olmayan Şey

Yolu camiye düşen Bektaşi namazdan sonra:

““-Ey ulu tanrım, bana bol-bol şarap ver…” diye dua etmiş.

Yanında namazı bitiren kişi de ellerini kaldırmış:

“-Rabbim bana iman ver.” diye dua etmiş.

İki duayı da işiten hoca Bektaşi’ye dönmüş:

“-Bak herkes iman istiyor tanrıdan sen de şarap istiyorsun. Utanmıyor musun?” demiş.

Bunun üzerine Bektaşi hocaya dönüp:

“-Ne yapalım hoca efendi herkes kendisinde olmayanı ister…” demiş.

Bektaşi ve Hırka

Bir vatandaş Mevlevi’ye sormuş;

“-Sizin hırkalarınızın yenleri neden bu kadar geniş?”

Mevlevi açıklamış;

“-Başkalarında gördüğümüz kusurları örtmek için..”

Bu kez Bektaşi’ye dönüp;

“-Ya sizin hırkalarınızın yenleri neden bu kadar dar olur?”

Bektaşi açıklamış:

“-Biz hiç kimsede  kusur görmeyiz ki…!”

Ben Veririm…

Bir gün Bektaşi yürürken yolunu bir maganda keser ve der ki;

“-Ben ciğeri beş para etmeyenlere yol vermem…”

Bektaşi kenara çekilerek;

“-Ben veririm!”

Dua Etme İstemem

Dilenci el açmış dileniyor, hem de dua ediyor. Bektaşi on para vermiş, “Duanı istemem!” demiş…

Dilenci şaşırmış: “Niye duamı istemiyorsun?”

“Ulan senin duan beş para etseydi, kendini kurtarır, dilenmezdin!”

Bir Eşek Bir Öküz

İki Softa, ramazanda bedava yiyip içeriz diye bir Bektaşi köyüne misafir olurlar. Hoşbeşten sonra, içlerinden biri tuvalete gider. Bektaşi, bu softaları kontrol etmek için odada kalana sorar:

“-Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?”

O da kendini üstün göstermek için “-Bırak şunu, eşeğin tekidir” cevabını verir.

Biraz sonra öteki softaya da aynı soruyu sorar:

“-Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?”

Bu softa da öteki gibi “-Bırak şunu, öküzden farkı yoktur” cevabını verir.

Akşam olunca iftar sofrası kurulur. Fakat tepsinin üzerinde arpa ile samandan başka bir şey göremeyen softalar hayretle sorarlar:

“-Bunlar ne erenler?”

Bektaşi gülerek cevap verir:

“-Biriniz eşek, ötekiniz öküz. Sizin için bunlardan daha iyi azık olur mu?”

Ticaret Etmeyi Düşünüyor

Bir Bektaşi, merkebine odun yükleyip şehre gelirken karşısına tüccar kılıklı iki adam çıkar: – “Şu zındıkla alay edelim!” diye Bektaşi`ye yanaşıp selam verince, Bektaşi de durur, merkebi de. Tüccarlar işaretle: – “Bu eşeğin ne düşünüyor?” – “Odun taşımaktan yorgun düştü de, artık kasabada ticaret etmeyi düşünüyor!”

Dersimi Aldım

Bektaşi, bir gün tekkeyi temizlerken bir hamamböceğinin üstüne basar. Ezilen böcekten iğrenince, kafasını göğe kaldırıp:

“-Ya rabbi şu pisliği niye yarattın bilmem ki?” der.

Gel zaman git zaman Bektaşi’nin ensesinde koca bir çıban çıkar. Kime gittiyse derdine derman bulamaz, aylardır sırtının üstüne yatamayan Bektaşi’ye koca karının biri;

“-Hamamböceklerini yakala, tek-tek ayıkla, ez suyunu çıkar. Posasını yarana sür, suyunu da iç, diye akıl verir.

Çaresiz dener bizimki ve üç gün içinde yaradan eser kalmaz.

Gel zaman git zaman Bektaşi, bir tekne yolculuğuna çıkar. Tekne fırtınaya yakalanınca; o teknedekilerden birisi, köşesinde demlenen Bektaşi’ye kızar:

“-Yahu baba erenler, bari şu zamanda yapma. Bırak içmeyi de duaya başla…”

“-Niye dua edeyim ki?”

“-Dua et de Allah bizi kurtarsın!”

“-Ben bir kere dersimi aldım, bir daha onun işine karışmam…”

Günün Şiiri

Beş Kuruşa Aşk Şarkıları

Bir yalnızlık büyütürdüm saksıda

kalandı çok eski günlerden

bir bana yetsin, hıncımı arttırsın

aşkımı pekiştirsin diye sevince.

Günüydü, gelip durdu hüznümün önünde

gidilmemiş bir saklı deniz sandım.

Kıpırdamazdı yapraklar geceyle

tüketirdi çiçeği, kuşu sevdiremeyen konyak

bana neydi gülmeler, şarkılar

otobüs durakları, alandaki kalabalık

geldi durdu, alana merhaba dedim.

Bir göz bozgundur yerine göre

vururdu pencereme rüzgâr,

ben hep öyle bir gözdüm

çığlığını kendine saklayan.

Düş kurmazdım, beklemezdim şurda burda,

çiçek demetleri, bisikletler geçmezdi

apansız geliverdi sokağıma.

Hıncım bana kalsın gayrı

sen yalnızlığımı götür.

Bana çay demlemeyi öğret

elimi yüzümü yıkamayı,

ağzıma rakı koydurma.

Hıncım bana kalsın diyorum

çünki ben bu  kenti kendimde büyüttüm

bir barbarın vahşi ateşiyle,

çünki yapılarının taşında onulmazlığım

çünki şarkılar kanımın bedeli.

En sevdiğim kelimeler gibisin

örneğin öfke gibi

hani bir zamanlar

dağda ve sokakta açan.

Örneğin umut gibi

günde, gecede yitip durduğumuz

zeytin dalını dal eden.

Örneğin aşk gibi

denizlerin üzerinde yürüten.

Örneğin kavga gibi

yüreğimi sıkı, saçlarımı kara tutan

kayaları yumuşatan kavga gibi.

Denizler benim kadar kıpırdayamaz

bak şimdi parklardayım

bir çocuğun menevişli gözlerinde.

Hüzünleri bırakmanın günü

günü çığlığı olmak dünyanın,

hüznümü iki kat ediyor ama

gecede alnıma dayalı alnın.

Ahmet OKTAY

Günün Sözü

Yalanlamak ve reddetmek için okuma! İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okuma! Konuşmak ve nutuk çekmek için de okuma! Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku!

F. Bacon

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here