Bu Günleri Aramamak İçin Doğru Maske Takmayı Unutmayalım

0
52

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Nihayet aşı geldi ve aşılama işlemleri başladı. Hem de ekranlardan göstere-göstere… Eh hadi hayırlısı olsun. Korona hanım korksun artık saltanatı sallanıyor mu acaba sonunda? Ancak hala aşılar yetersiz ve bir sürü bilinmeyen var. Bekleyip göreceğiz hep birlikte. Ancak önümüzü göremediğimizden bunalımdayız, üzgünüz, elimiz kolumuz bağlı, sokağa çıkmaktan ödümüz kopuyor, korkudan değil görmek zorunda olduğumuz manzaralardan dolayı. O kadar çok yoksulluk, yokluk var ki sokaklarda vicdanımız sızım sızım, elimizden bir şey gelmiyor. Gelende yetmiyor ne onlara ne kendimize ve hayat vicdan azabından başka bir şey değil içinde vicdan taşıyanlar için. Ve şahsen kendimi gerçekten kötü algılıyorum ve elindekini kaygısızca, bencilce saçıp savuranları gördükçe “Allah’ım lütfen akıl fikir ver bu insanlara” diye yakarmaktan kendimi alamıyorum.

Tamda yardımlaşmaya, birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olduğu bir zamanda bencillik doğrusu gerçekten anlaşılır gibi değil. Ve ayrım, gayrım, hakaret, aşağılama havalarda uçuşmaysa devam ediyor, neredeyse rutinleşti. En büyüğümüzden en küçüğümüze kadar… Ve biz düşün taşın durumlarından kurtulamıyoruz ve bizler elimizdekini paylaşmak zorundayız. Ancak o zaman biz olabiliriz.

Eğer komşumuz hasta iken ona bir tas çorba yapmaktan bile aciz isek biz nasıl insan olabiliriz ki? Evet, uzak değil. Arkadaşım ailecek korona hanımın hışmına uğramış. Evde tedavi oluyorlar. Kocaman apartmanda bir tek komşu bile kapısını çalmamış, bir şeye ihtiyacın var mı diye sormamış. Tabi ki içeri girmeyin, tabi ki temas etmeyin ama kapıya bırakılan bir ekmek bir tas çorbadan da hasta olmazsınız korkmayın! Bendenizce bunu yapmayanlar daha çabuk hasta olur. Arkadaşım anlatıyor herkes uyuduktan sonra çöp atmaya iniyormuş. Ateşli ateşli çöpünü kapıya koyduğunda kapıcı almamış mecburen kendisi indirmeye başlamış. Düşünün merdivenlerde bir hasta mı daha iyi, eldiven ve maskeyle uzaktan yardımlaşmak mı? Gerçi telefonla geliyor her şey kimseye ihtiyaçları olmamış.

Ama insan yine de istiyor. Yani salgında olmak insanlıktan çıkmayı gerektirmiyor değil mi? Azıcık duygudaşlık yapalım bize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi başkalarına yapmayalım. Hepimiz tam korunuyoruz, ihtiyacımız yoksa sokağa, çarşıya çıkmıyoruz, en çok sahilde kısa bir yürüyüş yapıyoruz, hijyene, maskeye, mesafeye dikkat ediyoruz. Ve komşularımıza yardım ediyoruz gerektiğinde temas etmeden, yakınlaşmadan. Zaten evde bile birbirimize hasret kaldık. Ama sabrediyoruz çünkü bu günleri bile arayacağımız günler gelmesin diye.

Ve şimdilik sağlıkla, sevgiyle kalalım, hep birlikte sevgili okuyucularım. Ayrımsız, gayrımsız ve maskeli ve mesafeli. Yase

& & & & &

Ümit Taşı

Küçük çocuk, deniz kenarında gördüğü yassı bir taşın güzelliğine hayran olmuştu. Mutlaka bir mücevherdi bulduğu. Şekli de bir insan kalbi gibiydi. Üstelik parıl parıl parlamaktaydı. Çocuk taşı avuçlayıp eve koştu. Ve onu büyük bir heyecanla babasına uzattı. Adam, yavrusunun soğuktan morarmış avucundaki taşın, birbirine sürtüldüğünde kıvılcım çıkaran bir çakmak taşı olduğunu hemen anladı. Fakat bunu ona söylemedi. Küçük çocuk, rüyalarını süsleyen bisiklete kavuşmak için elindeki taşı satmak istiyor ve o paranın bir bölümüyle bir de top alacağına inanıyordu.

Fakat babası buna yanaşmıyordu. Çocuk, işin kendisine düştüğünü anladığında, tatilde simit sattığı çarşıya gitti. Kuyumcu vitrinleri, göz kamaştıran ışıkların aydınlattığı altın kolyelerle doluydu. Bir de, elindeki taşın çok daha küçük olanlarıyla süslenen pahalı yüzüklerle. Çocuk en gösterişli mağazayı gözüne kestirdikten sonra, bir süre vitrin önünde bekledi. İçeride, dükkan sahibi olduğu anlaşılan bir adam vardı. Müşteri olarak da kürk mantolu bir hanım. Küçük çocuk biraz sonra içeri girdi. Ve cebinden çıkardığı taşı dükkan sahibine uzatarak: “Bu pırlantayı deniz kenarında buldum efendim. Eğer isterseniz size satarım.” Dedi. Adam taşa uzaktan bir göz atıp: “O sadece basit bir çakmak taşı. Bütün sahil o taşlarla doludur.” Dedi. “Hayır!” diye atıldı küçük çocuk. “İsterseniz ıslatın, ne kadar parladığını göreceksiniz.”

Dükkan sahibi, zengin müşterisini kaçırmaktan korkuyor ve çocuğu kolundan tutup atmayı planlıyordu. Kadın onun niyetini sezmişti. Çocuğun taşına yakından bakıp: “Tam istediğim şey!” Diye gülümsedi. “Onu bana satar mısın?” Küçük çocuk, taşının gerçek değerini anlayan biriyle karşılaşmış olmaktan son derece mutluydu. Kadının cebine doldurduğu paralar ise, aklını başından almıştı. Defalarca teşekkür ettikten sonra, koşarak uzaklaştı. Kadın, elindeki taşı kuyumcuya vererek ona bir zincir takmasını istedi. Belli ki mücevher gibi taşıyacaktı.

Dükkan sahibi, yapmış olduğu ikazı anlamadığı için, kadının aldandığını düşünüyordu. Bu yüzden: “Söylemiştim, ama tekrar edeyim! Satın aldığınız şey basit bir taştır.” Kadın, önce pırlanta kolyesine, daha sonra da yüzüğüne bakarak: “Zannetmiyorum!… O taş bence bunlardan daha değerli, çünkü küçük bir çocuğun ümidini taşıyor…” dedi.

Günün Şiiri

Serçe

Kim sevecek bu küçücük serçeyi?

Uzun yoldan gelmiş ve yorgun.

 

“Ben değil” dedi koca meşe.

“Ben dallarımı onun yuvasıyla paylaşmayacağım

ve yapraklarımın örtüsü onun üşümüş göğsünü ısıtmayacak.”

Kim sevecek bu küçücük serçeyi,

Kim söyleyecek tatlı bir söz?

 

“Ben değil” dedi kuğu.

“Saçma bir fikir bu

diğer kuğular duysa gülüp alay eder be!”

Kalbi acıma hissiyle dolu,

kim açlıktan ölen bu serçeyi besleyecek?

 

“Ben değil” dedi altın başak.

“Yapabilseydim keşke ama olmaz!

Büyümek ve gelişmek için güçlü olmalıyım.”

Kim sevecek şu küçük serçeyi,

kimse yazmayacak mı ona bir ağıt?

 

“Ben yazarım” dedi kara toprak.

“Tüm benden olanlar bana geri döner,

çamurdan yaratıldınız ve

gene çamur olacaksınız sonunda.”

Paul Simon

Sonbahar

Durgun havuzları işlesin bırak

Yaprakların güneş ve ölüm rengi,

Sen kalbini dinle, ufkuna bak.

Düşünme mevsimi inleten rengi

Elemdir mest etsin ruhunu

Eser rüzgarların durgun ahengi.

Yan yana sessizce mevsimle keder

Hicrana aldanmış kalbimde gezin

Esen rüzgarlara sen kendini ver.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Seni Düşünmek

Seni düşünmek güzel şey,

ümitli şey,

dünyanın en güzel sesinden

en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey…

Fakat artık ümit yetmiyor bana,

ben artık şarkı dinlemek değil,

şarkı söylemek istiyorum…

Nazım Hikmet

Günün Fıkrası

Üzüntü

Temel’in babası vefat eder… Cenazeye gelen bir aile dostu Temel’e sorar: “Nasıl oldu?” Cevap: “30. kattan aşağı düştü…” Adam: “Vah vah, desene çok feci ölmüş…” Temel: “Yok yok, öyle ölmedi; tam yere düşecekken manavın tentesine çarpıp tekrar yükseldi…” Adam: “Vah Vaah! Daha şiddetli çakıldı o zaman.” Temel: “Yok! Karşıdaki kasabın tenteden zıpladı bu sefer karşı binanın çatısına…” Adam: “Demek çatıya çarpıp öldü.” Temel: “Yok ya! Çatıdan yuvarlanıp elektrik tellerine gitti…” Adam: “Deme ya! Çarpıldı o zaman…” Temel: “Yok canııım, teller yaylandı babamı 200 metre yukarı fırlattı.” Adam: “200 metreden yere çakıldı, öyle mi? Yazık…” Temel: “Yok ya, yine en baştaki bakkalın tenteye…” Adam: “Orada mi öldü?” Temel: “Yooo… Oradan da yine kasaba…” En sonunda bunalan adam Temel’e bağırarak sordu: “Ulan nasıl öldü bu adam?” Temel, “baktık ki durmuyor, vurdik oni!”

& & & & &

Temel ile Dursun kahvede sohbet ediyorlarmış? Dursun sormuş: -Ula Temel, söyle bakalum “Hayvanlar mı daha akillidur, insanlar mu da”.

-Bunu bilemeyecek ne var daa, hayvanlar daha akulludir tabi ki.

-Nerden anladin da?

-Ula misal bizim karabaş. O benim her söylediğimi anlay, ben ise onun dediklerinden hiçbir şey anlamayrum…

& & & & &

Bir gün adamın iş yerine topal bir dilenci gelmiş. Kendini acındırıp para istemiş. Adam her ne kadar dilencilere karşı ön yargılı olsa da adama acıyıp bir miktar para vermiş. Tam dilenci gidecekken adam nasihat etmeyi ihmal etmemiş: “Bak, her şeye rağmen haline şükretmelisin. Belki ayağın topal olabilir ama kör de olabilirdin.”

Bunun üzerine dilenci cevap vermiş: “Yok abi onu da denedim. O işte fazla para yok. 50TL diye 5TL’ları yutturuyorlar hep…”

Günün Sözü

Aynı dili konuşan değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler…
Mevlana

Sevinçli anında kimseye vaatte bulunma öfkeli anında kimseye cevap verme…
Çin Atasözü

Cahillerle tartışmaya girmeyin, ben hiç yenemedim…
Gazali

Birileri arkanızdan konuşuyorsa, onlardan öndesiniz demektir.
Anton CEHOV

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here