“Bir Adı Varsa Sende Kalsın” mı Diyorsunuz. Peki Öyle Olsun

0
97

Günaydın sevgili okuyucularım nasılısınız bu sabah? İnsanın elini yüzüne dayayıp öylece dalıp gitmesi hiç bir şey düşünmeden, ne kadar güzel değil mi? Aynı zaman da fantezi, aynı zamanda, zamanı es geçmek, aynı zamanda dışarıdan tembellik olarak algılanmak? Kaçımız bu fanteziyi yaşarız günün bazı zamanlarında? Fantezi diyorum çünkü elinizi yüzünüze dayadığınız an başka bir boyuttasınız ilişiğiniz elektriğin kesilmesi gibi net ve kesindir içinde bulunduğunuz zamandan. Ortamı terk etmek durup dururken, fantezi hatta saygısızlık değil midir aslında sizi dinleyen birileri varken? Ya da bazı işleriniz birikmişken? Bu, modern bir duruş mudur yoksa seküler mi? Yoksa salt kişisel mi? Ya da geleneksel mi? Kavram kargaşasında inim, inim inlerken, modernlik mi seküler mi diye düşünemiyor insan, eli yanağında başka bir boyuta uzanmışken.

Bu uzanmak durumları isimlendirilecekse eğer bence, hem modernlik hem seküler hem de post modernliktir aslında, ancak yinede düşünüyorum ki, eli yanağında öylece durup duran kim olursa olsun bilgisayar karşısında bütün bu kavramların üzerindedir.” Zamanın içinde soluklanır, sureti görünendir. Ancak, kendisi ne dünyada ne zamandadır? Bunun bir adı var mı? Ben bir ad koysam şöyle afili, yeni bir kavram kargaşasına mı neden olurum? Evet kesinlikle “bir adı varsa sende kalsın mı?” diyorsunuz. “Tamam. Öyle olsun” 

Fantezimizi ya da adı ne ise elimizi yüzümüzden indirip dünyaya döndüğümüzde ki her zaman bunu yapıyoruz ister istemez “zaman sana uymaz sen zamana uyacaksın” diyen sevgili peygamberimizin modern emrine uyarak. Yaşamaya durduğumuz yerden yeniden başlarız. Modern olmak bir emirdir bence. Eğer zamanın içinde yaşamak bir emirse ve zamanın içinde yaşmak “modernlikse” ve emir “postmodern” (iman felsefesi) olarak iletilmişse Seküler olmakta kaçınılmaz. Ve “modernlik” dediğimiz şey de aslında hem post modernliğin hem sekülaritel (dünyevileştirme) ortalamasından elde edilen bir yaşam tarzı olmalıdır. Benim anladığım budur. Hem bazen boyut atlamak (elin yüzünde) Hem zamanın içinde yaşamak, zamanın getirdiklerini kabullenmek, hem de gelenekleri yaşatmak. Sevgi, barış, dostluk, eşitlik, ayırımcılık yapmamak gibi düşünceleri yaşatabilmek ve kim vurdu kaçtı, yedi yuttularla mücadele ederken. Savaşa her zaman “hayır” diyebilmektir. Yeri geldiğinde “post modernliği de kendinde yaşayabilmektir.”

Her ne kadar güncel yaşamda bu kavramlar ayrı, ayrı yaşanıyorsa da aslında birini yaşarken diğerinden uzaklaşmak, düzgün insan olma yolundaki serüvenini eksik bırakmaktır.

& & & & &

Ve sevgili okuyucularım, elimiz yüzümüzden düştü klavyeyle buluştu. Zaman ilerlemiş gerisinde kalmıştık, mı? Ancak buna karşın elde ettiğimiz şeyler vardı, düşünce gücü gibi bir şeyler. Yani zamanı iyi değerlendirmiştik aslında, dışarıdan fantezi ya da tembellik gibi adlandırılan bir durumda iken.

Şimdi okullar açıldı. Ve bazı çocuklar aynen bu durumda olabilir zaman zaman dalar giderler elleri yanaklarına dayalı, bakışları uzakta. Anneler bazen “oturup ders çalışsa ya” diye düşünür. Oysa o çalışıyordur aslında belki bir konu üzerinde, belki kendi üzerinde hiç bir şey yapmıyorsa da beynini dinlendiriyordur? Olamaz mı? Kendimizden pay biçersek bal gibi olur. Annemde bazen “tembel” derdi bendenizi böyle görünce “kızım çalışmaz nasıl sınıf geçer anlamam.” Ve bir çok kişi bu duruşu tembellik olarak algılar. Hatta kızar.. Ancak, bu tembellik değil. Azıcık ortamdan kopmanın kimseye zararı olmaz. Hatta “sizde deneyin” diyeceğim ama bu da kişisel bir durumdur herkesin yapısı bu kopuşlara müsait olmayabiliyor. Çünkü bu kopuşları kişi kendisi ayarlayamaz. Bir bakar eli yüzüne gider ve gidiş o gidiştir. Dur falan hiç olmaz. Gidenin önünde aslında durulmaz.

Ve eliniz inince yüzünüzden yanağınızda geniş bir kızıllık bırakarak isteseniz de yeniden yüzünüze dayayamazsınız artık ve geçmiştir o an ve hafızanın kıvrımlarına yerleştirmiştir ve birden “Bedri Rahmi” düşer başka bir kıvrımdan dilime…

AĞAÇ BÜYÜR ARKASINDAN KOŞAMAM. 

KERVAN YÜRÜR PEŞİ SIRA DÜŞEMEM 

YILDIZ AKAR UÇSAMDA YETİŞEMEM diyen….

Ve zaman akmak içindir su gibi. Ancak toplanmaz göl gibi, deniz gibi. Şişeye girmez parfüm gibi ve biz harcarız onu bozuk para gibi? Ancak yazarsak zamana karşı durur yazılarımız yüzyıllar geçse de aradan. Ve bir seda varsa bizden kalan, o da zamana karşı durur aslanlar gibi yılmadan. Şu dakikada şehit olan yiğitlerimiz gibi. Yine Osmaniye ve Gaziantep’te düştü ateş yine yıkıldı yuvalar, yine yitti gitti düşler, hayaller ve yine dağlanıyor kızgın şişlerle yürekler nur içinde yatın demek kesmiyor artık sabır dilenmek ya da elini yüzüne dayayıp boyut atlamakta. Lanet olsun milyonlarca lanet yıldırım gibi yağsın üstlerine. Ve Allah akıl versin diyorum akıl bir tek damlacık bir düşünme kendi, kendini yargılamam yalnızca bir saniye bir an…

Ve sevgili okuyucularım azıcık felsefi takılalım dedik hazır ortam azıcık durulmuş gibiyken dedik ama aslında durulan bir şey yokmuş hainler iş başındaymış her dem. Dilerim kendi silahları kendilerine dönsün, kendi tuzaklarına kendileri düşsün. Ve unutmamaları lazım ki zalimler asla kazanamaz. Ve şimdi yazımı noktalamak zorundayım. Sağlık ve sevgiyle kalalım sevgili okuyucularım her şeye rağmen ayrımsız gayrımsız.

Ve uzar bu dileklerim musluktan akan su gibi ancak, zamana bağlı işlerde var. “Ebru” yapmak gibi… Birilerini mutlu etmek gibi… Ve bu gibiler için musluğu kapatıp suyu saklamak en iyisi belki yarına açarız, belki yarından sonraya. Belki hiç açamayız belli olur mu? Amma biz açmak için kapatıyoruz her zaman ve hoşça kalın diyorum sevgili okuyucularım şimdilik sağlık ve sevgi ile. Yase

Günün Şiiri

Uzak Kaderler İçin

Bir gün, bir yağmurla garip garip

-Çoluğu çocuğu terk edeceğim.-

Bir sevgiyle doymayacak kalbim, anladım

Alıp başımı gideceğim.

Asır yirminci asırdır, amenna

Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım

Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi

Uzaklar daha uzaklaşır

Bir define çıkarır gibi kayalardan, Ademden beri

Sımsıcak sevgilere muhtacım.

Bir gün alıp başımı gideceğim

-Yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollar…-

Belimi bir ılık şal sarsın, mavi

Hüzünlü bir serencamın ardından, şarkısız

Rüyalarım unutulmuş bir handa pes desin

Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karşısında.

Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm

Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde

Diyarı gurbette kanlı bir aşk

Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde

En uzak beyazlar,

En yakın ikindilerde, duygulu

Ve bir sahil meyhanesinde bir akşam

İçip içip ağlasam…

Nasıl kısa kesmeli bilmiyorum?

Herkesin derdinden pay isterken…

Uzak kaderlerin suları çağlar simdi

Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.

Birgün, bir parkta otururken, biliyorum

Bir el yağmurla dokunacak omuzuma

Bir çift göz, bir davet, bir kalp

Çoluğu çocuğu terk edeceğim.

Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak

Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak

Toprak ve insan kokularıyla,

Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için

Başımı alıp gideceğim.

Turgut UYAR

Hüzün Geldi

Türküler bitti
Halaylar durdu
Horonlar durdu
Al damar, mor damar, şah damar sustu
Bahçeler put kesildi birer birer
Meyveler salkım saçak taş.
Bir bulut uçardı
Başıboş bedava
Yandı kül oldu.
Hüzün geldi başköşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim yoruldu.
Ağaç büyür arkasında koşamam
Kervan yürür peşi sıra düşemem
Yıldız akar uçsam da yetişemem.
Hüzün geldi başköşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim yoruldu.

Günün Fıkrası

Yaşlı Fred, hastaneye kaldırılmış. Yoğun bakımda. Ailesi, aile papazını da kendilerine eşlik etmesi ve gereği halinde görevini yapması için çağırmış. Papaz ve aile efradı yatağın etrafında beklerken, Fred’in durumu aniden kötüleşmiş. Yatağından yarı doğrularak, el işaretleri ile yazacak bir şeyler istemiş. Papaz, anlayışlı bir şekilde, Fred’e bir kağıt ve bir kalem uzatmış. Titreyen ellerle hızlı hızlı kağıda bir şeyler yazıp kağıdı papaza uzatmış ve aniden ölmüş. Papaz, böyle acılı bir anda kağıttakileri okumanın doğru olmayacağını düşünerek kağıdı cebine sokmuş. Birkaç gün sonra, Fred’in cenazesi sırasında, Fred’in verdiği kağıdın cebinde olduğunu hatırlamış. Cenazenin gömülmesinden hemen önce, Papaz ileri çıkarak: “Sevgili Fred, ölmeden hemen önce benden kağıt isteyerek bir şeyler yazdı. Zamanı uygun olmadığı için o anda bakmadım fakat şimdi, hepinizin önünde bu notu okumak istiyorum” demiş ve cebinden kağıdı çıkararak yüksek sesle okumuş: “Lütfen bir adım sola çekil. Oksijen hortumuma basıyorsun!”

Günün Sözü

Seni sen olduğun için değil, senin yanında olduğum zaman, ben olduğum için seviyorum.

Gabriel MARQUEZ

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here