Berat Kandilinde Duamız, Yurtta Sulh Cihanda Sulh İçin

0
40

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılsınız bu sabah? Bu gece Berat Kandili… Her yıl  Şaban ayının 15. gecesi Berat Kandili olarak kutlanır. İslam aleminde, bu gecede bütün emeller gözden geçirilir ve günahlarından arınmak isteyenler -yani günahların ayrımında olanlar, çünkü hepimiz her ne hikmetse günahsız olduğumuza inanmak isteriz- dualar ederler. Bu gece tamda özür dilemek, dualarımızın kabul edilmesi için yaratanın bize sunduğu zarif fırsatlardan en önemlilerinden biri. Yaratan sık, sık bu gibi gecelerle kendimize gelip titrememizi ve yaptıklarımızdan dolayı özür dilememizi ister. Çünkü o kullarını her zaman affetmek ister. Çünkü o Cabbar – kuvvet kudret sahibi- olduğu gibi Rauf’tur- esirgeyen, bağışlayan, merhametli – bu yüzden duaları kabul etmek için her zaman açıktır kapıları. Bize düşen, yalnızca dua etmek, özür dilemek, düşünmek çok ama çok düşünmektir. O, “Size gözkapağınızdan yakınım” der. Her an dullarınızı kabul etmek için hazırım.

Ve affedilmeyi dileyen bizler affetmeyi de bilmek zorundayız. Bu gece bence herkes kendi içinden geldiği gibi yönelmeli Allah’a çünkü o şekle bakmaz yüreğe, amelle, samimiyete bakar.

Ve eğer farz namaz borcu yoksa isteyen bu gecede nâfile namaz kılabilir. Bazı kitaplarda, (Berat gecesinde kılınacak namaza Salat-ül-hayr [Hayır Namazı] denir. Bu namaz yüz rekâttır. Her rekâtta Fatiha sûresinden sonra on defa İhlâs sûresi okunarak kılınır) deniyor.

100 rekatlık Berat Kandili namazı kılan kimse o sene ölürse şehitlik mertebesine nâil olur, denmektedir. Berat Kandili namazına şöyle niyet edilir; “Ya rabbi, niyet ettim rızâ-yı şerifin için namaza. Beni afv-ı ilâhîne , feyz-i ilâhîne mazhar eyle. Kasvet-i kalbden , dünya ve ahiret sıkıntılarından halas eyleyip, süedâ defterine kaydeyle”

Ve  bu İslam için kutsal gecede İslam birbirini vurmaya devam ediyor. En son Musul’da konsolosluğumuz basıldı. İsad adlı  şeriat taraftarı İslam örgütü  tarafından 45 vatandaşımız esir edildi. 31 tır şoförümüz  tutsak. Bu gece ve her gece dualarımız yurtta sulh cihanda sulh ve vatandaşlarımızın burunları bile kanamadan ülkelerine dönmeleri için olacak. Ancak korku ve kuşkulu bir zaman dilimi içindeyiz. Ve bu zamanın hayırlısı ile geçmesini diliyoruz. Ve Berat Kandilinde dualarımız en çok bunun  için yükselecek  Semaya.

Ve sevgili okuyucularım.  Berat kandilinde ve her zaman dualarımızın kabul edilmesi dileği ile sağlık ve sevgiyle  kalalım. Yurtta sulh cihanda sulh diyerek… Yase

Şubat Güneşi

“Biliyorum abi biliyorum üstelik Zeynep tıpta okuyormuş.” “Hadi ya” diye doğruldu Selim “Çok güzel. Çok ufak tefek ama kararlı seviyorum bu kızı.”

“Evet, kararlı  Yusuf’tan öğrendim geçen yıl dondurmuş okulu, başına gelenlerden dolayı ama bu yıl kaydını yenilemek zorunda “ “Çok iyi kesinlikle yenilemeli” Sehpanın üzerinden, dereceyi alıp mendille sildi sonra kızın koltuk altına sıkıştırdı Zeynep hiç oralı olmadı ölü gibi yatıyordu.

“Doktor olacakmış ha, bu sevimli yaratık” diye gülümseyerek kıza baktı. “Meslektaş  olacağız demek.” “Evet Yusuf’ta doktormuş!” “O meslektaşlarımız arttı desene. Belki hastanemde çalışmak ister, olmaz mı?” “Olabilir tabi okulu bitince. Bu yıl sonmuş zaten.”

İki kardeş konuşurken kapıda Sakine göründü. “Ahmet bey” dedi “benim işim bitti, yemekte yaptım fırında duruyor. Bir şey yoksa yağmur durmuşken gidebilir miyim?”

Selim hemen “Sakine seni ben bırakırım arabayla  sen bize bir kahve yap şimdi sonra birlikte çıkarız olur mu?” “Olur Selim bey teşekkür ederim” diyerek Sakine mutfağa döndü. Selim kızın koltuk altından aldığı dereceye bakıyordu. “38” dedi. “İyi yavaş ,yavaş düşüyor. Geldiğimde 40’ın üzerindeydi nerdeyse. Ahmet lütfen dikkatli ol kız çok zayıf, bağışıklık sistemi nerdeyse çökmüş, bakma güçlü göründüğüne ona çok dikkat et. Elini bir şeye sürmesin banyo falan yapmasın en azından üç gün. Dünde söylemiştim ama dinleyen kim?”

Sakine elinde dumanı tüten kahvelerle geldi. Ahmet yerden kalkıp koltuğa oturdu iki kardeş karşılıklı kahvelerini içerken Selim “ellerine sağlık  Sakine bu kahveyi  senin gibi yapan yok yeminle ” dedi. “Teşekkür ederim Selim bey” derken Sakine gülümsüyordu.

İki kardeş konuşmadan kahvelerini içtiler. Selim gitmeden yeniden Zeynep’in ateşini ölçtü “37,5” dedi. “Düzenli düşüyor merak etme. Gerçi bir şey olmaz ama olursa hemen ara gelirim” dedi. “Uyanınca da selamlarımı söyle”  ”Sakine hazır mısın?” diye içeri seslendi. “Abi teşekkür ederim Sakine içinde, yoksa ben götürecektim onu” dedi Ahmet.

“Sen Zeynep’e iyi bak yeter” diyerek kapıya doğru yürüdü Selim, Sakine elinde çantası mutfaktan çıktı. Ahmet peşlerinden gitti. Onlar asansöre binerken  kapıyı kapatıp hemen salona döndü. Zeynep düzgün soluklarla  uyumaya devam ediyordu. Eğilip kızı yanaklarından öptü,  gül gibi kızarmış  sımsıkı kapalı dudaklarını tam öpmek üzereyken vazgeçti.

Abisinin kalktığı koltuğa oturdu. Başını koltuğun kenarına dayayarak gözlerini kapattı. Tam içi geçiyorken Zeynep’in  “Ahmet” diye seslendiğini duydu. Başını kaldırıp baktı, kız uykusunda konuşuyordu.

“Canım ya” diyerek yeniden başını koltuğa dayadı. İçi hemen geçti. Yoğun bir gün yaşamışlardı ne de olsa. Bir saat sonra telaşla gözlerin açtı. Serum bitmiş mi diye baktı. Bitmek üzereydi hemen serumu kapatıp dikkatle kızın elinden iğneyi çekti abisinin gösterdiği gibi iğnenin yerini kolonyalı pamukla silip minik bir plaster yapıştırdı. Kız elinden serum çıkar çıkmaz hemen yan dönüp uykusuna devam etti. Ahmet’in şarjda olan telefonu tam o anda çaldı. Ahmet tam kapanmak üzereyken yetişti. Arayan Yusuf’tu, hemen  telefonu açtı. “Alo Yusuf  iyi misin?” “Hava alanından arıyorum şimdi indim uçaktan hemen arayım” dedim. “Nasılsınız?” “Teşekkürler sen nasılsın yolculuk nasıl geçti?” “İyi ya yaramaz bir şey yoktu Zeynep nasıl?” “Zeynep şimdi iyi, Yusuf sana yalan söylemeyeceğim. Zeynep seninde dikkat ettiğin gibi biraz rahatsızdı. Eve gelince abimi çağırdım onu muayene etmesi için. Serum bağladı. Ateşi düştü. Şimdi uyuyor.” “Yapma ya ?” “Sakın merak etme. Uyanır uyanmaz seni ararım”” “Ben uyandım” diyerek Zeynep Ahmet’in yanında bitiverdi. Ahmet “bir dakika Yusuf, Zeynep uyanmış veriyorum” dedi. “Telefonu verirken herkese selamlar” diye ekledi.

Zeynep Ahmet’e tutunarak telefonu aldı. “Ben iyiyim merak  edilecek bir şey yok. Sen iyi misin Yusufçum, şimdi nerdesin?” diye sordu çok düzgün çıkmasına çalıştığı bir sesle. “Zeynep havalimanındayım eve gitmeden arayım dedim iyisin değil mi güzelim Ahmet yine ateşlendiğini söyledi?” “İyiyim ya sende bilirsin işte yorulunca hemen ateşim yükseliyor yani başka nedeni yok merak etme. Sen Ahmet’e bakma o biraz  telaş yapıyor, lütfen teyzeme bir şey söyleme olur mu, boşa merak etsin istemiyorum” “Söylemem canım sende bana söz ver kendine iyi bakacaksın.” “İnan bana ben kendime bakmasam da Ahmet çok iyi bakıyor” diyerek Ahmet’e sevgiyle baktı. “Biliyorum Zeynepçim ama sen yinede kendine iyi bak” dedi.

“Bak şimdi kapatmak zorundayım sonra tekrar ararım sesini duydum ya  içim rahatladı. Taksi  geldi  seni çok öpüyorum canım Ahmet’e selam söyle” “Tamam, bende milyon kere öpüyorum” diyerek telefonu kapattı. Hala Ahmet’e tutunuyordu. Ahmet “iyi misin?” diye sordu kıza endişe ile bakarak, “her tarafım ağrıyor ama iyiyim.” “Hadi seni yatağa götüreyim daha kalkmaman lazım.” “Evet ama şimdi lavaboya gitmek zorundayım. Lütfen yardım eder misin?” “Tabi hadi gel bakalım başımın tatlı belası” dedi. Ahmet kızı kapının önünde bekledi. Kız dışarı çıktığında düşmek üzereydi. Arkası Yarın

Günün Şiiri

Hassas Terazi 

Ben nerde a dediysem
orda a
önümde ibresi sağa sola
kımıldayan terazi.

Az uzağınıza gittiysem
böyle daha iyi göresiz
bir hafif yankı denizler ötede
ses eder siz.

Hep kendim için mi bazı şeyleri
gizlediysem bilmeseniz
başka dünyalarda a vardı
görülür hesabı ben/de a dediysem.

Behçet NECATİGİL

Bir Kış Akşamı

Pencereye kar düşünce
Çalar akşam çanı uzun,
Evi düzen içinde
Hazır sofrası çoğunun
Gezgin-göçebe kimi de
Gelir karanlık yollardan kapıya
Toprağın serin özsuyu
Açar altın, kemer ağacında.
Yolcu girer içeri sessiz,
Eşiği taş yapar acı.
Duru aydınlıkta, sofrada
Ekmek, şarap parıltısı.

Behçet NECATİGİL

Mevlana Sözleri

Ey özden habersiz gafil! Sen hala kabukla öğünüyorsun!

Sen değerinle ve düşüncenle iki aleme bedelsin. Ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.
Kendini ucuza satma çünkü değerin yüksektir.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here