Atatürk’ü Anlamak…

0
142

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Atatürk’ü andık dün. Gözlerimizde minnet ve utanç gözyaşları ile. Utanç diyorum çünkü ilkelerine sahip çıktık mı? Düşüncesini ve kendisini anlayabildik mi? Bu gün  oyumuzu kullanabiliyorsak, onun sayesinde değil mi? Dünyada ilk oyunu özgürce kullanan kadın olmayı bize o armağan etmedi mi? Bugün seçme ve seçilme özgürlüğümüz varsa onun devrimlerinin eseri değil mi? Peki bunun değerini biliyor muyuz, ayrımında mıyız?

Belki bazımız… Belki sandığımızdan az? Bakar mısınız? MHP’de bile Meral Şener’in başkanlığına karşı olanlar var sırf kadın olduğu için? Şimdilerde bile? Devrimlerden önce nasıldı düşünmek bile istemem. Sahip çıkamıyoruz… Sahip çıkanlar ya da öyle sananlar? Bizzat onun partisinden milletvekili olup, en ufak bir olumlu eleştiriye bile tahammül edemez durumdalar. Aslında onu düşünmek boşuna onu anlamaya çalışmak ve mirasına sahip çıkmak önemli.

yase-atatürk1

Ve O’nu anlamak için çaba harcayanlar  en azından Nutuk kitabını bir kez olsun okumuş olmalı. Ve gerçekten üzgünüm biz seni anlayamadık.

Geçenlerde arkadaşımla ufak bir sağlık gezisindeydik. Adı lazım değil. Havuzdan çıkmış lobide çayımı içerken arkadaşımı bekliyordum. Arkamda bir grup vardı. İçeri girerken dikkatimi çekmemişlerdi. Ama konuşmalarına ister istemez misafir olmak zorunda kaldım.  Konuşmalarından ve kendini ifade etmesinden üniversitede hoca olduğunu  anladığım kişi sürekli konuşuyordu. Öğrencilerini anlatıyordu her söze “öğrencim şöyle dedi böyle dedi” diye başlıyordu. Neden bu kadar yüksek sesle  konuşuyor diye düşündüm. Yani koca salon onu dinlemek zorunda değil ki? Yüksek ağaçların ve yeşilliğin  bol olduğu bahçeyi seyrederek oturmaya devam ediyordum.

Birden  dikkat kesildim. Çünkü Atatürk  sözü geçiyordu konuşma arasında.   ‘İşte, arkadaşları geldi oturdular, yediler, içtiler ve dağıldılar’ sözcükleri kulağımda çınladı. Neden niçin nasıl konuya girdiler bilmiyorum duymadım ağaçları izlerken ancak bu sözler net anlaşıldı. Ancak yediler içtiler sözcükleri beynimde dolandı durdu.  Atatürk’ü anlatırken belki  sözünün edilmemesi   gereken  tek  şey, yemek içmek fasıllarıdır bence. Çünkü Atatürk sıradan bir insan değil.

Onun ilkeleri, düşünceleri, misyonu o kadar büyük ki onu anlatırken, insan bu meziyetlerinden söz eder yiyip içmesinden değil. Hayret dedim kocaman adam? Atatürk için yalnızca arkadaşları ile yiyip içiyor diye mi söz eder Atatürk gibi  bir dehadan? Anlamadık onu? Anlayamadık… Çok üzgünüz anlayamadık… Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlık ve sevgiyle ayrımsız gayrımsız kalalım… Yase

& & & & &

Anılarla Atatürk

Hapı Yutardı

Atatürk Galatasaray Lisesi’nde öğrencilerden birine sordu: “-Nil olmasaydı, Mısır ne olurdu?”

Öğrenci, çabuk yanıt vermek için boş bulunup: “-Hapı yutardı…” dedi.

Bu yanıt Atatürk’ün hoşuna gitti. Öğrenciye on numara verdi.

Yurdumun Toprağı Temizdir

Kral Edvard İstanbul’a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı. Atatürk rıhtımda onu bekliyordu. Deniz dalgalıydı. Kralın bindiği motor, inip çıkıyordu. İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada, eli yere değerek tozlandı. O sırada Atatürk elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği zaman Atatürk: “-Yurdumun toprağı temizdir, o elinizi kirletmez” diyerek Kralı elinden tutup rıhtıma çıkardı.

Devrim Bir Anda Olur ya da Olmaz

Atatürk yazı devrimini gerçekleştirmişti. Yaşlı, genç, kadın, erkek tüm yurttaşlar yeni harfleri öğrenmek için gece gündüz kurslara gidiyorlardı. Devrimi izleyen iki yıl içinde bir buçuk milyon vatandaş okuryazar olmuştu. Yazı devriminin en dikkate değer yanı, Atatürk’ün bu devrimin yerleşmesinde en ufak bir ihmali bile kabul etmemiş olmasıdır. Örneğin bazı kimseler kendisine: “Paşam, ilkokulların ilk sınıflarından itibaren yeni harflerle öğretime başlayalım.”

O kuşakla birlikte ortaokulu, liseyi ve üniversiteyi izletelim, diyorlardı. Atatürk bu görüş ve düşüncelerin hiçbirisine yanaşmadı. “-Devrim ya bir anda olur ya da hiç olmaz” dedi.

atatürk anma1

Yapacaklarımdan Söz Edin

Bir soruşturma dolayısıyla, Atatürk’ün başardığı işlerden Vasıf Çınar söz açmıştı. Kendisine sordu: “-Sizin en büyük eseriniz hangisidir?” Atatürk’ün kısa cevabı şu olmuştu: “-Benim yaptığım işler, biri ötekine bağlı gerekli olan işlerdir. Fakat bana yaptıklarımdan değil, Yapacaklarımdan söz edin.”

Başöğretmen Atatürk

Yazı devriminden sonra(1928),Atatürk’ün kara tahta başındaki resmi görülünce, O’na “başöğretmen” denilmeye başlanmıştı. Aslında, adlandırmada geç kalınmıştı. Kurtuluş Savaşı’ndan hemen sonra, bir İstanbul gazetecisi kendisine şöyle bir soru yöneltmişti: “-Yurdu kurtardınız. Şimdi ne yapmak isterdiniz?”

Hiç duraklamadan şu cevabı vermişti: “-Milli Eğitim Bakanı olarak Türk Kültürünü Yükseltmeye çalışmak, en büyük amacımdır.”

Ondan sonra Atatürk nerede görünse, mutlaka orada bir okula girer, öğretmen ve öğrencilerle konuşurdu. Bir gün Atatürk’ün yolu köy okuluna düştü. Tek sınıflı okulda bir genç öğretmen ders veriyordu. Atatürk sınıfa girince, öğretmen kürsüsünü terk etti.

Atatürk: “-Hayır, yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz” dedi. “Eğer izin verirseniz, bizde sizden faydalanmak isteriz. Sınıfa girdiği zaman, Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir.”

Günün Şiiri

Atama Ağıt

I.
Sırma sarısını yay saçlarına,
Gözüne rengini koy denizlerin;
Düşün dudakların en incesini,
Yüzüne tuncunu ver benizlerin.

Onda yürüyüşün en yiğitçesi,
Onda bükülmezi vardı dizlerin
Gezerdi ülkede bir hızır gibi
Em olup derdine çaresizlerin.

II.

Durgun bir denizi andırır dışı
İçi hiç sönmeyen bir yanardağı.
Sesinde ıslığı eser kuvvetin,
Sözünde şahlanır Hakkın bayrağı

Gökle Güneş gibi buluştu onda
Sezinin sağlamı, duyunun sağı
Yıkarak kökünden osmanlılığı
O gömdü tarihe bir ortaçağı.

III.

Dağlar dümdüz olur işaretiyle,
Ürperir ovalar avazesine;
Devrilir hıncına çarpar ordular
Kaleler dayanmaz yelpazesine.

Fikrin, güzelliğin, aşkın, her şeyin
Bağlıydı daima en tazesine
Yaşadı başı dik, dünyaya karşı
Getirdi dünyayı cenazesine!

IV.

Onsuz kaldığın bilse tabiat
Bağlar üzüm vermez, bahçeler kurur;
Okşar saçlarını ezelin eli,
Yüzüne ebedin ışığı vurur.

Övünür insanlık eserleriyle,
Yurt onun sevgisi üstünde durur.
Adıdır kurduğu devlete temel,
Ünü kurtardığı millete gurur!

V.

Fâni varlığını kaybetti ama,
Simgesi yurdumun burçlarındadır
Engin ufuklara uzanmış kolu,
Hızı altıokun uçlarındadır!

Kadının, erkeğin hafızasında
Gencin, ihtiyarın duşlarındadır
Yayla yellerinde eser gölgesi,
Sesi bahçemizin kuşlarındadır.

VI.

Ben mi yazacaktım göçüm gününü
Dökerek ardından böyle gözyaşı?
Ben ki ona büyük gezilerinde
Oldumdu bir küçük yol arkadaşı

En son durağına varmadan ömrün
Kapadı yolunu bir mezar taşı…
Büyük kurucusu cumhuriyetin
Hürriyet aşıkı milletin başı!
Kemalettin KAMU

Günün Sözü

İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri görülemez; millet ve devletin şeref ve bağımsızlığı elde edilemez, insaf ve merhamet dilenmek gibi bir kural yoktur. Türk milleti ve Türkiye’nin çocukları, bunu bir an akıldan çıkarmamalıdır.

Mustafa Kemal ATATÜRK

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here