Adem Oğlu

0
46

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? CHP ve MHP Cumhurbaşkanı adayı sayın Ekmeleddin İhsanoğlu hakkında her gün değil her saniye nette garip, garip haberler, yorumlar çıkıyor. En son bir yakını onu namaz kılarken görmemişmiş efendim. Allah, Allah derde bakın. Herkes namazını açık seçik, siz göresiniz diye mi kılacak kardeşim? Sizin görmediğiniz namaz kılınmamış mı sayılacak? Nasıl bir hale geldik yazık. Artık birbirimizin her şeyini didikler olduk.

Ekmeleddin Beyi kültürü, unvanları ve bir bilim adamı olarak en önemlisi partiler üstü olması vasıfları ile değerlendirince gerçekten istenen aday derecesine sığıyor. “Ama benim adayım o değildi” diyebilir herkes bende diyorum. Ancak herkesin adayı cumhurbaşkanı olamayacağına göre şu anda ön görülen adaya hepimizin oy vermesi gerektiğini düşünüyorum. Ve onun hakkında konuşanlara ki konuşabilirler ancak ilk taşı atabilmek için eli gözü, gönlü, dili, beli, beyni, vicdanı bir milim kaymamış olmalı o insanın. Hayatında en azından bir kez… İşte o zaman  taş yerini bulsun. Mevlana “denizin dibinde incilerle taşlar karışık bulunur, övülecek şeylerde kusur ve yanışlıkların arasında bulunur” der.

Ve bizde övülecek şeyleri ayıklamak zorundayız diye düşünüyorum taşlardan ki başarıyı yakalayabilelim. Ne boykotlar, ne küslükler, bize hiçbir zaman fayda sağlamıştır bu açıkça belli olmadı mı daha “hala benim adayım değil” diye surat asma ve  boykot etme lüksümüz olsun? Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlık ve sevgiyle kalalım hep birlikte her zaman sağduyu ile.

Şubat Güneşi

Ahmet aniden sordu, “Zeynepçim neden böyle uyduğun hakkında bir tahminin var mı? Yani ben her zaman insan kendini bilir  diye düşünürüm.” “Evet Ahmetçim aynen bende öyle düşünüyorum” dedi sakin düşünceli bir sesle. “İnsan kendini bilir.” Ahmet Zeynep böyle konuşunca ona daha çok aşık olduğunu hissediyordu. Elinden gelse bir saniye bile ondan ayrılmayacaktı. “Ahmetçim daldın lütfen bana bir çay daha verebilir misin?” “Evet tabi” diyerek Ahmet kızın bardağına çay koydu. Zeynep dünyada yapılacak en önemli şey çay koymakmış gibi dikkatle genç adamı izliyordu. Sonra gayet doğal bir şey söylüyormuş gibi sakince “Ertelediğim her şey ve  acılar; çok kalabalık bir aile, hatta belki sülale hatta, cemaat oldular” dedi. “Hep birlikte ordu kurup üzerime yürüdüler. Neden bizden kaçıyorsun, bizi sen biriktirmedin mi? Beslemedin mi? Bilmez misin ki, bizden kurtuluş yok, dediler. Yüz yaşına gelsen de yüzleşmek zorundasın bizimle. Biz senin kurtuluşun için  şimdi buradayız.. Ya bize kapıyı açarsın ya da ömür boyu kapını çalmaya devam edeceğiz, dediler. Daha güçlü olsaydım dayandığım kapıyı belki kıramazlardı  ama bende güç kalmamıştı! Kapıyı zorlamadan açıp girdiler!”

Zeynep hala çay bardağına bakıyordu. Ahmet’te ona. Zeynep rüyada konuşur gibi devam etti. “İlk olarak kekliğimle başladım onları biriktirmeye. Çok çabuk unuttum onu” dedi. Ahmet  kızın sayıkladığını sandı “hangi keklikten söz ediyorsun tatlım” diye sordu onu ürkütmekten korkarak. Kız başını kaldırıp Ahmet’e baktı ona değil de çocukluğuna bakıyordu, dört yaşındaki haline. Gece elinde oyuncak küreği toprağı eşeliyor. Ölü kekliği topraktan çıkarmaya çalışıyor çünkü ölmediğine inanıyordu. “Ölmüş” dedi uyanmadı. Ahmet telaşlanmıştı. “kim tatlım” dedi. Kız sakince devam etti. “Ahmetçim çocukluğumda çok güzel bir bahçemiz vardı bir sürü evcil hayvanımız ve kekliğimiz kanatları gökkuşağı renginde, bir şakımaya başladığında karşı apartmandan duyulurdu sesi. Bir gün baktık ki olduğu yerde kaskatı kesilmiş. Öldü demişti abim. Ama ben inanmadım onu bahçeye gömdük çiçek koyduk üzerine herkes üzgündü ama ben değildim. Çünkü öldüğüne inanmıyordum. Gece kalkıp toprağı eşeledim onu çıkardım ama o kaskatıydı. Onu yeniden gömdüm ama üzerine çiçek koymadım. Ve küstüm ona bir daha adını anmadım. Annem, abim hatta komşular bile başka bir tane alalım dediler. İstemedim. Ama geceleri  yatarken onu düşünüp kızıyordum, beni bırakıp gittiği için. Küskünlüğüm acı çekmemi önlüyordu. Hala küskündüm ona. Sonra sokakta yalnız kaldım, bir sürü arkadaşım vardı ama ben yalnızdım. Ve kızıyordum beni neden yalnız bıraktı diye. Ve çok korkuyordum motor gürültülerinden, beni korkudan koruyacak kimse yoktu, sürekli kaçacak yer arıyordum. Hani sana ilerde anlatırım dediğim korkular bunlar işte. Hatta geçen gün beni banyoda elimde makasla gördüğün sabah çocukluğumun karabasanlarından birini görmüştüm.”

Aniden sustu sonra “Sen reenkarnasyona inanır mısın Ahmet?” dedi. Ahmet beklemediği soru karşısında biraz düşündü şaşırmıştı aslında ama “Bilmiyorum inanmakla inanmamak arasındayım Zeynepçim” dedi. “Peki ya sen?” “Bende böyle düşünüyorum. Ama korkularımı ve onlara eşlik eden karabasanların bir nedeni olduğunu düşünüyorum. Yani  ben karanlıktan korkan bir çocuk değildim, hayvanlardan da korkmazdım, hatta yüksekten falanda korkmazdım. Evimizin balkon korkuluklarından yürürdüm üçüncü katta hem, hiç korkmazdım. Ama motor homurtusu güpegündüz hem  kalabalıkta  beni korkudan çıldıracak reddeye getirdi. Üç , dört ,beş yaşında bir çocuk neden korkar hiç görmediği bir şeyden? İşte o motor homurtuları karabasanın çıkış noktası ve olayı bir diğer zaman da yaşadığımın kanıtı gibi? Yani ben, başka açıklama bulamadım. Kendimce. Ağaçsız kıraç bir köy yolunda gidiyorum saçlarım atkuyruğu bağlanmış arkamda bir motor sesi duyuyorum, bu motor sesi güpegündüz korktuğum sesin aynısı. Ve rüyamda korkuyorum hem de çok. Motor gürültüsü hızla yaklaşıyor saklanacak bir yer arıyorum ama her yer o kadar tenha ve kurak ki gizlenecek saklanacak hiçbir yer yok. Gürültü yaklaştıkça benim korkum çılgınlık derecesine varıyor. Ve gürültü yaklaşıyor ve yanıma gelince!! Ve bu korkuyu çocukluğumda sokağa çıktığım her zaman aynen böyle yaşadım. Abimden başka kimse bilmedi nasıl korktuğumu annem bile.”

Zeynep korkuyla titriyordu. Yüzü kızarmış, alnında terler boncuklanmaya başlamıştı. Ahmet’e baktı. Ahmet hemen yerinden kalkıp yanına geldi, kızı kollarına aldı. Zeynep sıkı sıkıya Ahmet’e sarıldı. “Korkma bir tanem” dedi  “sadece rüya bu”

Kız, “Saçlarımdan tutup beni kaldırdılar ve römorköre fırlattılar! Kaç kişi vardı bilmiyorum hepsi üzerime çullandı! Kızın nefesi kesilmişti. Yüzünü Ahmet’in göğsüne gömdüğü başını aniden kaldırıp nefes almaya çalıştı. Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Ahmet onu sımsıkı kemiklerini incitecek kadar sıkı sarmıştı. Bir yandan da kızı avutacak kelime arıyordu.. Neden sonra Zeynep sakinleşti  sırılsıklam olmuştu, saçlarının arasından ter fışkırıyordu. Arkası Yarın

Günün Şiiri

Adem Oğlu

Miskin Adem oğlanı,nefse zebun olmuştur
Hayvan canavar gibi,otlamağa kalmıştır

Hergiz ölümün sanmaz,ölesi günin anmaz
Bu dünyadan usanmaz,gaflet önin almışdur

Oğlanlar öğüt almaz,yiğitler tevbe kılmaz
Kocalar taat kılmaz,sarp rüzigar olmuştur

Beğler azdı yolundan,bilmez yoksul halinden
Çıktı rahmet gölünden,nefs gölüne dalmışdur

Yunus sözi alimden,zinhar olma zalimden
Korkadurın ölümden,cümle doğan ölmüşdür.

Yunus Emre 

Sevelim Sevilelim

Hak cihana doludur, kimseler Hakkı bilmez
Onu sen senden iste, o senden ayrı olmaz
Dünyaya gelen geçer, bir bir şerbetin içer
Bu bir köprüdür geçer, Cahiller onu bilmez

Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım

Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz
Yunus sözün anlar isen, mani’sini dinler isen
Sana iyi dirlik gerek, bunda kimseler kalmaz

Mezar

Sabah mezarlığa vardım,
Baktım herkes ölmüş yatar,
Her biri çâresiz olup,
Ömrünü yitirmiş yatar.

Kimi yiğit, kimi koca,
Kimi vezir kimi hoca,
Gündüzleri olmuş gece,
Karanlığa girmiş yatar.

Vardım onların katına,
Baktım ecel heybetine,
Ne yiğitler muradına,
Daha ermemiş yatar.

Nicelerin bağrın deler,
Kurtlar üstünde gezeler,
Gepegencecik tâzeler,
Gül gibice solmuş yatar.

Yarı kalmış tüm işleri,
Dökülmüş inci dişleri,
Dağılmış sırma saçları,
Hep yerlere düşmüş yatar.

Çürüyüp durur tenleri,
Hakka ulaşmış canları,
Görmez misin sen bunları?
Nöbet bize gelmiş yatar.

Yunus Emre

Günün Sözü

Sevip de kaybetmek, sevmemiş olmaktan daha iyidir.

Seneca

Denizin dibinde incilerle taşlar karışık bulunurlar. Övülecek şeyler de kusur ve yanlışların arasında bulunur.

Mevlana 

Yaşayan hiçbir şey kendi başına sadece kendisi için yaşamaz.

William Blake

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here