Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’…
Kim Demiş?
Orhan Veli diyor ya, “Kim demiş beni? Süheyla’ya vurulmuşum diye?..” İşte o cümle, her şeyi anlatıyor: İnsanların kulak ardı ettiği gerçekler, gözden kaçan gizli oyunlar ve sessiz çarpışmalar… Hepsi ortada, ama çoğu zaman görmezden geliyoruz. Orhan Veli, basit bir dille bile bizlere aynayı tutuyor: “Kim neyi, nasıl biliyor, neye dayanarak konuşuyor?”
Bu şiir aklıma, milletvekili seçimleri yaklaşırken gelen görüntülerle geldi. Sosyal medyada, yerel paylaşımlarda sürekli adaylar vitrine çıkarılıyor. “İşte doğru kişi, işte en iyi aday” deniyor. Ama kim demiş ki konuşulanlar toplum ve ülke için en doğru adaylar? Neye göre vitrine çıkarıyorsunuz bu isimleri? Dayanağınız ne?
Artık dar bakış açısını bırakmanın zamanı. Sıkı çalışmış, başarı hikayesi olan, vatanını seven, işini bilen çok insan var. Ama çoğu, koşullar gereği sahnede görünemiyor. Biz hâlâ dar bir açıyla bakıyoruz. O yüzden söylüyorum: Seçim yaklaşırken sadece parti içinde aktif olan isimlere değil, gerçek başarı hikayeleri olan, çalışkan ve vatansever kişilere de şans verin. Daha geniş bakın, farklı bakın. Çünkü ülke için asıl doğru olanlar, çoğu zaman gözümüzün önünde ama fark etmediğimiz isimlerdir.
Unutmayın; yaşadığımız her an zaten siyasetin bir parçası. Siyaset, sadece parti bünyesinde yapılmakla sınırlı değildir. Gerçek değişim, gözümüzün önündeki görünmeyeni fark etmekle başlar. Top artık sende! Durup izlemek yok. Gör, sorgula, seç ve fark yarat. Yoksa değişim sadece hayal olarak kalır. Şimdi hareket zamanı!
Kaç Kişi?
Bazen bir soru vardır… Cevabı rakamlarda değil, insanın kendi vicdanında gizlidir. Bugün size çok basit görünen ama cevabı pek de kolay olmayan bir soru soracağım: Kaç kişi?
Sanal platformlara bir bakın… Özellikle sosyal medya ortamlarına… Aynı siyasi görüşte olanlar, aynı düşünce dünyasında dolaşanlar, sürekli birbirlerine mesaj gönderir. Bir eleştiri… Bir yorum… Bir alıntı… Ve çoğu zaman aynı fikirler, aynı insanlar arasında dolaşıp durur. Bir süre sonra insan şunu fark eder: Aslında konuştuğumuz yer geniş bir meydan değildir. Bir yankı odasıdır. Herkes birbirini onaylar. Herkes birbirine hak verir. Herkes zaten bildiğini bir kez daha duyar.
Siyasette de böyle… Meslek hayatında da çoğu zaman böyle… Elektrik mühendisi mühendisle konuşur. Akademisyen akademisyenle… Siyasetle ilgilenen siyasetle ilgilenenle… Herkes kendi mahallesinde konuşur. Ama gerçek değişim her zaman mahallenin dışında başlar. Çünkü kalabalık görünmek kolaydır… Etki bırakmak zordur.
Peki, ama asıl soru şu: Bu mahallenin dışına kaç kişi çıktık? Kaç kişiye gerçekten yeni bir şey anlatabildik? Kaç kişiye farklı bir pencere açabildik? Kaç kişiyi düşünmeye sevk edebildik? Sadece paylaşmak kolaydır. Sadece konuşmak da kolaydır. Asıl mesele, karşınızdaki insanın zihninde küçük de olsa bir kıvılcım yakabilmektir. Meslek hayatında da durum farklı değildir. Kaç genç meslektaşın elinden tuttuk? Kaç kişiye yol gösterdik? Kaç kişinin ufkunu biraz olsun genişletebildik? Bilgi paylaşmak güzeldir. Ama bilgiyle insan güçlendirmek çok daha kıymetlidir. Çünkü konuşan çoktur. Paylaşan da çoktur. Ama insana dokunan çok azdır.
İnsan bazen bütün bu soruların cevabını başkalarında arar. Oysa cevap çoğu zaman çok yakındadır. Bir aynanın karşısında… İnsanın kendisine soracağı en zor soru şudur: Ben kaç kişinin hayatına dokundum? Kaç kişiye gerçekten faydam oldu? Kaç kişinin ufkuna küçük de olsa bir pencere açabildim? Cevap çoğu zaman yüksek sesle söylenmez. Sessizce verilir.
İnsan aynaya bakar… Ve o an şunu anlar: Paylaşmak başka şeydir. Konuşmak başka şeydir. Ama etki bırakmak bambaşka bir şeydir. Çünkü dünyayı değiştirenler çok konuşanlar değildir… Bir insanın hayatına dokunabilenlerdir.







