3 Aralık Dünya Engelliler Günü

0
52

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılsınız bu sabah? Yılın son ayına girmiş bulunuyoruz. Bugün de 3 Aralık Dünya Engelliler Günü… Bakalım bugün nereden çıkmış… Bu günü kutluyoruz ama engelli insanlarımızı ne kadar anlayabiliyoruz? Bugün sayfamızın konuğu engelli insanlarımız. Sevgi ve sağlıkla kalın sevgili okuyucularım… Yase

3 Aralık Engelliler Günü’nün Tarihçesi…

1992 yılında Birleşmiş Milletler aldığı bir kararla, 3 Aralık gününü “Uluslararası Engelliler Günü” olarak ilan etti. Bu kararın ardından BM İnsan Hakları Komisyonu 5 Mart 1993 tarihli ve 1993/29 sayılı bildirisi ile üye ülkelerce 3 Aralık gününün “engellilerin topluma kazandırılması ve insan haklarının tam ve eşit ölçüde sağlanması” amacıyla tanınmasını istedi.

Ve o günden beri, 3 Aralık “engelliler günü” olarak bilinmektedir.

Türkiye’de Engellilerin Durumu…

Türkiye’de nüfusun yüzde 12.29′u yani 8.5 milyon kişi engelli.. Erkeklerde bu oran 11.10, kadınlarda yüzde 13.45.

Ve Bir Engelli Hikayesi

Japonya’da bir çocuk 10 yaşlarındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş. Oysa çocuğun büyük bir ideali varmış. Büyüyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş.

Sol kolunu kaybetmekle birlikte, bu hayali de yıkılan çocuğunun büyük bir depresyona girdiğini gören babası, Japonya’nın ünlü bir Judo ustasına gidip yapılacak bir şeyin olup olmadığını sormuş..

Hoca: Getir çocuğu bir bakalım, demiş.

Ertesi gün baba-oğul varmışlar hocanın yanına.. Hoca çocuğu süzmüş ve: Tamam demiş.. Yarın eşyalarını getir, Çalışmalara başlıyoruz.

Ertesi gün çocuk geldiğinde hocası ona bir hareket göstermiş ve “bu hareketi çalış” demiş.

Çocuk bir hafta aynı hareketi çalışmış.. Sonra hocasının yanına gitmiş. Bu hareketi öğrendim başka hareket göstermeyecek misiniz?” diye sormuş.

Hocanın cevabı: Çalışmaya devam et olmuş…

2 ay, 3 ay, 6 ay derken çocuk okuldaki bir yılını doldurmuş.. Çocuk bu bir yıl boyunca hep o aynı hareketi tekrarlamış. Hocanın yanına tekrar gitmiş: Hocam bir yıldır aynı hareketi yapıyorum bana başka hareket göstermeyecek misiniz?

Sen aynı hareketi çalış oğlum. Zamanı gelince yeni harekete geçeriz..

2 yıl, 3 yıl, 5 yıl derken çocuk judodaki 10. yılını doldurmuş.

Bir gün hocası yanına gelip… “Hazır ol!” demiş.. “Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın!”

Delikanlı şok olmuş.. Hem sol kolu yok hem de judo da bildiği tek hareket var. Ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş; ama hocasına saygısından ses çıkarmamış.

Turnuvanın ilk günü delikanlı ilk müsabakasına çıkmış. Rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmış. Derken.. ikinci, üçüncü maç…. Çeyrek, yarı final ve final…

Finalde Delikanlının karşısına ülkenin son on yılın yenilmeyen şampiyonu çıkmış… Tam bir üstat, delikanlı dayanamayıp hocasının yanına koşmuş… “Hocam hasbelkader buraya kadar geldik ama rakibime bir bakın hele.. Bende ise bir kol eksik ve bildiğim tek bir hareket var… Bu kadar bana yeter… Bari çıkıp ta rezil olmayayım izin verin turnuvadan çekileyim…”

Olmaz demiş hocası. Kendine güven, çık dövüş. Yenilirsen de şerefinle yenil.

Çaresiz çıkmış müsabakaya. Maç başlamış. Delikanlı yine bildiği o tek hareketi yapmış ve tak.! Yenmiş rakibini şampiyon olmuş. Kupayı aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş: “-Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var. Nasıl oldu da ben kazandım?”

-Bak oğlum 10 yıldır o hareketi çalışıyordun. O kadar çok çalıştın ki, artık yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok.  Bu bir… İkincisi de o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir!”

Bunu anlatan kişi bir de şunu ekledi: “İnsanların eksiklikleri bazen, aynı zamanda en güçlü tarafları olabilir: Ama yeter ki bu eksiklik kafalarında olmasın!!”

Günün Sözü

MİRÈİO’DAN

Provence’lı bir kız anıyorum.

Gençliğimin aşklarında.

Crau ovasında, denize doğru buğdaylarda,

Büyük Homeros’un alçak gönüllü öğrencisi olarak,

Onu izleme istiyorum. Sadece

Köylü bir kız olduğundan

Crau’nun dışında çok az bahsetmişler ondan.

Alnı,yalnız gençliği ile göz kamaştırıcı

Ne altın tacı, ne Şam kaftanı vardı,

Fakat istiyorum ki onun şanı yükselsin

Tıpkı bir kraliçeninki gibi

Ve hor görülen güzel dilimiz onu okşasın

Ey çobanlar ve çiftçiler, çünkü şiirimi yalnız size söylüyorum.

Sen, vatanımın yüce Tanrısı,

Ki çobanlar arasında doğmuşsun,

Sözümü ateşle doldur, güç ver bana!

Biliyorsun: Yeşillik içinde

Güneşte ve jalede

İncirler olgunlaşınca

Tamamını toplamak için meyvelerin

Kurt gibi aç olan gelir.

Fakat budaklarını kestiği ağaçta

Hırslı insana elini atmak fırsatı vermeyen

Sen mutlaka yükseklere bir dal koydun.

Körpe güzel bir filizdir o

Misk kokan ve bakire bir fidedir.

Altın sikke gibi olgun bir meyvedir,

Göklerin kuşları doymak için ona konar.

Ben şu küçücük dalı görürüm

İçimi kıpırdatır onu tazeliği!

Görürüm: Sabah rüzgârında

Gökte sallanmakta olduğunu ölümsüz yapraklarının ve meyvelerinin….

Ey, Güzel Allah’ım, ey Dost.

Provence dilimizin kanatlarının üstünde

Kuşların dalını koparmak fırsatı ver bana!

Frederic MISTRAL

Günün Fıkrası

Bir öğretmen kan dolaşımı üzerine ders anlatıyordu. Konuyu daha iyi açıklamaya çalışarak şöyle dedi: -“Şimdi, sınıf, eğer başımın üzerinde durursam, bildiğiniz gibi, kan başıma iner ve yüzüm kıpkırmızı olur” “Evet” dedi sınıf. -“O zaman, neden ben olağan pozisyonda ayakta dururken kan ayaklarıma gitmiyor?” Küçük bir oğlan bağırdı: -“Çünkü ayaklarınız boş değil”

Günün Sözü

En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ama bunun en büyük budalalığımız olduğunu da söyleyebiliriz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez.

Arthur Schopenhauer

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here