Dördüncü Cemre Gönlümüze…

0
107

Bugün 6 Mart.. “Üçüncü cemre toprağa düşüyor” diye yazıyor, Miladi geçmişle, Hicri gelecek arasında asılı duran ömür takvimimizin bugünkü yaprağında..

Baharın hemen öncesinde, havada, suda, toprakta birer hafta aralıklarla gözlemlediğimiz sıcaklık yükselişlerinin  oluşumuna düşürdüğümüz mecazın adı; cemre..

Bir özün yangınından, “yakmayacak kadar ısı verme veya alma” gerçek anlamı yanında, “dostça olan, sevgi dolu” mecaz tanımıyla da kayıtlıdır duyusal içeriğimizde sıcak sözcüğü.. Her ne kadar farklı algılasak da sıcaklığını, duyusal içerikte kayıtlı özün kaybolmaz anlamı.. Güneşi örnekleyebiliriz bu anlamda.. Düşünelim dağın taşından toprağın yüzüne, denizin tuzundan yağmurun izine doğanın güneşten aldığı ısıyı.. İşte algıladığımız o güneşli sıcaklıklardan biridir cemre..

Sessizce düşer cemreler, sımsıcak gülümseyişlerle  müjdeler baharı.. Resim diliyle haberler havayı, suyu, toprağı.. Doğrular haberi resim diliyle mevsimler..

İlk cemre havaya düşer 20 Şubatta.. Yükselir sıcaklığı mevsimdeki resimlerin.. Yükselir sıcaklığı bulutların, ayın, güneşin, yıldızların.. Göçmen kuşlar iz bulur cemreli göklerden.. Düşer İsmet Özel’in “mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok / uzak yola çıkmaya hüküm giydim / bir hayatı, ısmarlama bir hayatı bırakıyorum” dizeleriyle yollara..

Suya düşer ikinci cemre 27 Şubatta.. Akar sımsıcak hayata nehirler, kucaklar sımsıkı kollarında.. Ayrılığın erir buzları, kavuşur hasretine denizler.. Ve düşer üçüncü cemre  6 Martta toprağa.. Kırılır kolu kanadı soğuğun.. Isınır dağ taş.. Sevinir kurt kuş, börtü böcek..

Baharda su yürür dallara.. Taşır köklerinden tuzlu mineralleri.. Sentezler, güneşli baharlarda, yeşerir dallar..  Sürgünler uç verir bir o yanında bir bu yanında.. Işkınlar açar çiçekli mevsimler ufkunda.. Eser rüzgar, tozlaşır çiçekler.. Gülümseyerek korur yapraklar meyveli düşünceler sevinciyle.. Kahkaha atar yeşil yapraklar arasında bin bir renk mutluluğunda çiçekler.. Ve fakat “çiçekli mevsimler ufkunda” yeşeren yapraklardan bazıları kıskanır bin bir renk kuşağı içinde meyveye yürüyen çiçekleri.. Onları korumak bir yana, varlığına bile dayanamaz.. Kıskançlık kurdu “hasede” dönüşür içinde.. İçten içe kemirir yaprağı, emer tüm suyunu, kurutur yeşilliğini.. Bundan olsa gerek meyveli ağaçların önce çiçeklenmesi sonra yapraklanması..

Peki, henüz çiçekli mevsimler ufkundayken niçin “gazele” dönüşür bazı yapraklar? Yoksa acaba cemrelerden habersizler mi? Öyle ya, haberli olsalar kıskanırlar mı hiç meyveye koşan çiçekleri.. Cemrelerin müjdelediği çiçekli baharlardan habersiz gazelleşen yapraklar ne olur? Ne olacak, göremeden meyveleri düşer dalından..

Cemreler yönlü düşer mevsimin doğasına.. Müjdeler havayı, suyu, toprağı.. Haberle yönelir bahara dağ taş, kurt kuş, börtü böcek.. Ya, gazelleşen yapraklar? Ah, bir kez “gazel” olup dalından “düşerek” yönsüz “düşmeye görsün” yaprak.. Çok sürmez, sürer taşır onu rüzgar hazan mevsimlerine..

“Henüz yeşerme sevincini duyumsarken ağaçlar, hazandan, güzden,  sarışın yapraklar hüznünden söz etmenin zamanı değil” denilebilir belki.. Ve fakat ben yine de sormak istiyorum: Nereye düşer hüznümüzün cemresi? Ayrılığın tenha istasyonlarında, sulara eğilen söğüt dallarına mı? Mermerli merdivenlerine mi düşer sayrılığın giderilmez çıkmazında beklerken hastane önlerinde? Yoksa çığlık sonrası suskunluğun maviliğinde çırpınan martılı yönlerine mi düşer cemresi hüznümüzün?

Ayrılığa düşen hasret yangını hüzün cemrelerini hatırlamadan, nasıl duyumsayabiliriz ki kavuştuğumuz anda yüreğimize düşen sevgimizin sıcaklık yükselişlerini..

Baharın neşesi, güzün hüznü.. Hayat bu tür diyalektik med cezirlerle geçmiyor mu zaten? Neşe, Arapça, “canlının büyümesi, yeniden meydana gelmesi anlamlı  ‘neşve’  sözcüğünden geliyor.. Bu tanımdan hareketle ben, duyumsayabilirsek şayet hazan mevsimlerinin hüznünü, üçüncü cemrenin toprağa düştüğü bugünde yeniden meydana geliş anlamında baharın neşesini fotoğraflayan bir yeşermenin oluştuğunu görebiliriz diye düşünüyorum gönlümüzde.. Bu bağlamda duyumsayabilmek ne güzel gönül toprağımıza cemreleyin düşen Yunus’u.. “Yaratılanı severim, Yaratandan ötürü”  dizeleriyle dağı taşı baharlayan, kurdu kuşu, börtü böceği sevindiren Yunus’u..

Tüm insanlığın gönlüne “barışın, sevginin” cemresi Yunus’un düşeceği umudumuz hep sıcak kalsın..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here