Son Dakikalar..!

0
79

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bu sabah erkenciyim son dakika işleri ile uğraşıyoruz hala. İlyas davetiyeleri ve afişleri bastı, Zeki kesti düzeltti, Semir bey davetiyeleri yazdı. Bendeniz afişleri bir yerde ektim ya da kaybettim her zaman ki savrukluğum ile. Semir bey bu işler on gün önceden yapılmalıydı diyerek yazdı davetiyelere adresi. İlyas zamanlama kötü dedi. Bendeniz zaten bir hafta önce karar vermişim yani her şeye baştan geç kalmışım. Davetiyeleri dağıtırken ter kan içinde kaldım son gün davetiye verilir mi söz konusu bendeniz ise verilir. Ve sonuçlarına katlanmak zorunda kalınca ağlamaz.

Ve ağlamadım ama yorgunluktan üşüyorum. Akşama doğru arkadaşımla tabloları sergi salonuna getirdik. İkimiz sakin, sakin telaşsız, dizdik tabloları hepsini yeni görmüş gibi baka, baka biz onları yerleştirirken iki genç insan bize yardım teklif etti ancak biz fikir vermelerini istedik. Çünkü ağır bir iş yoktu ama tekliflerine bayıldık. Aslında bugün bendeniz birçok kişiye bayıldım. İşimiz bitince oturup bir fincan çay içtik ve saatin 20 olmasını bekledik. Çünkü birde konser vardı sırada gidilecek. Fazıl Say konseri. Yani bu günlerde sanatsal faaliyetler hayatımızın odak noktası. Ve içinde bulunduğumuz deprem vari olayları çok güzel tolere ediyoruz. Ve şimdilik, sağlık ve sevgiyle hep birlikte kalalım sevgili okuyucularım. Yase

Şubat Güneşi

Sen Çok Özelsin…

Zeynep gülmeye başladı hata katıla, katıla gülüyordu, gecenin bir yarısı buz kesmiş karanlık mutfakta elleri böğrün de. “Komik olan ne?” “Sen” diye gülmeye devam etti Zeynep. “Benim gibi konuşmaya başladın. Her zaman uykudan uyandığında bu kadar aksimi oluyorsun Allah aşkına”

Ahmet kendini toparlamakta güçlük çekiyordu. “Soğuk” dedi. “Sen üşümüyor musun?” Hala gülmekte olan kız “hayır” dedi “sende gül sende ısınırsın.”

Karabasanın etkisinden kurtulamayan Ahmet “Gülecek bir şey bulsam güleceğimde ama bulamıyorum” dedi yine aksi bir sesle. “Hımm özür dilerim o zaman.” Ahmet’in yaktığı mumlar etrafı aydınlatmaya başlamıştı. Kız Ahmet’e baktı gerçekten iyi görünmüyordu. Yanına gidip uslu, uslu oturdu. “Özür dilerim bana anlatmak istediğin bir şey var mı, örneğin rüyanı, ya da karabasanı, bağırdığına göre öyleydi.”

Ahmet kolunu kızın omzuna atıp yanına çekti. Yüzüne, gözlerin ta içine bakarak… “Bana yalan söylemezsin değil mi?” “Bilmem ki” dedi. Kız “belki söylerim.” Ahmet öfkeyle kızın yüzünü avuçların arasına alıp yüzünü yüzüne yaklaştırdı. “Lütfen Zeynep şaka kaldıracak halim yok görüyorsun. Bana yalan söylemezsin değil mi? En azından şimdi soracağım soruya, doğru cevap verirsin değil mi?” “Haydi, haydi sor bakalım acaba nedir, nedir” diye tekerledi sözleri dilinde Zeynep. Tatlı nahifti  sesi. Afacan, afacan bakıp “Bakarız artık soruna bağlı” dedi.

“Gerçekten herhangi bir madde kullanmıyorsun değil mi?” Zeynep birden afacanlıktan sıyrılıp ciddileşti.  “Of sıkıldım ama bu sorudan. Yok dedik ya abi, yok işte. Ama böyle sormaya devam edersen  bir gün başlarım artık valla?”  Kızın yüzü hala Ahmet’in avuçları arasındaydı. Ahmet ellerinin basıncını artırdı. “Şimdi ciddi ol ve bana söz ver. Asla böyle bir şey yapmayacaksın.” Zeynep sinirleniyordu ama hiç belli etmedi. “Söz” dedi “ama sana değil kendime bu söz, tamamı koca adam?” Şimdi artık yüzümü geri alabilir miyim? Canımı acıtıyorsun da.” “Ah özür dilerim” diyerek kızın hala avuçlarının arasındaki ince narin yüzünü iyice kendi  yüzüne yaklaştırıp yanaklarından sevgiyle öptü. Sonra ansızın bıraktı. “Valla öpmeyi alışkanlık yaptınız beyefendi hayırdır!” diye yine afacanlığa döktü işi Zeynep. “Kız sen hala konuşuyor musun? Sus, sus biraz sus düşünmek istiyorum azıcık” diyerek kızı yeniden kendine doğru çekti. “Her tarafın buz kesmiş geveze. Dur hemen içerden battaniye alıp geleyim.” “Sen uyumayacak mıydın?” Ahmet onu dinlemeden kalkınca, “bardak kırıkları var yerde unutma” diye bağırdı ardından.

Ahmet iki battaniye ile döndü geldi. Kızı iyice sarıp sarmaladı. İkinci battaniyeyi ikiye katlayıp omuzlarına attı. “O ben de çok üşüdüm şimdi, azıcık ısınayım şömineye bakarım. Annemin şarjlı süpürgesi nerede acaba, bu kırkları toplamak lazım yoksa unutup birimiz basacak.”

Zeynep kendini garip hissediyordu Ahmet kendini ne sanıyordu ya? Onu tanıdığı ilk andan başlayarak onu sarıp sarmalıyor, çekiştirip duruyordu!! Oda itiraz etmiyordu? “Sen beni niçin böyle çekiştirip duruyorsun Allah aşkına” diye baktı Ahmet’e. “Kendimi garip hissediyorum, çekiyorsun geliyorum, bırakıyorsun gidiyorum. Ben senin çocuğun muyum, yoksa oyuncağın mı? Yoksa benden iri olduğun için mi beni hop kaldırılacak hop koşturulacak bir şey mi sanıyorsun, daha benim yalnız adımı biliyorsun oysa. Ve biz tanışalı kaç saat oldu daha.”

Ahmet kızı kanatlarının altına almaya çalışarak “Tanışmaya taktın” dedi yavaşça. “Ben seni yüzyıllardır tanıyor gibiyim bir defa. İkincisi. Seni gerçekten çekiştirdiğimin ayrımında değildim özür dilerim. Ama o kadar ince ve savunmasız duruyorsun ki, seni hep koruyup kollamak istiyorum aptal kız” diye kollarının arasına almaya çalıştı kızı. Kız ondan uzaklaşıp söylendi. “Aslında ben atom karıca gibiyim, korunmaya kollanmaya ihtiyacım yok ki. Zayıf falanda değilim. Kocaman bir insanım, içimde kocaman fırtınalar barındıran…”

“Aman sevsinler bu kocaman hanım efendiyi. İçinde fırtınalar barındırdığın belli oluyor, hatta tayfunlarda var, depremler, tsunamiler bile, senden büyük hepsi. Ama bana sökmez, sen benim konuğum ve küçük hanımefendimsin ben seni üşütmek istemiyorum şimdi bu yüzden sus ve mümkünse kanatlarımın altına tüne artık. Ya da bırakacağım soğuktan titre.”

“Bir şartla tünerim bana bu akşam yaşadığın karabasanı anlatacaksın.” “Gel baş belası, gel anlatacağım ama sakın ağlama, şikâyet etme hatta mümkünse konuşma tamamı? Duyacaklarından sonra.”

“Gerçekten beni susturmak istediğini düşüneceğim artık, ikide bir sus diyorsun ama ya!!” “Alınganlık saatin mi geldi yoksa? Susma sakın şaka yapıyorum kendimi senin yanında rahat algılıyorum. Bu yüzden böyle konuşuyorum. Sen özel bir kızsın çünkü tanıdığım kimselere benzemiyorsun.” Arkası Yarın

Günün Şiiri

Sanat ve Halk

I

Kıvançtır sanat, sevinç kaynağıdır,

Fırtınada alev alev tutuşur,

Işığı, aydınlatır mavi göğü,

Sanat görkemidir tüm insanlığın

Gözlerindeki kıvılcımdır halkın,

Tanrının alnındaki yıldız gibi.

Bir şarkıdır sanat, eşsiz bir ezgi!

Gönendirir barışçı yürekleri,

Erkekler kadınlarına fısıldar,

Ağaçlara doğru yükselir kentten,

Bütün insanlar hep bir ağızdan,

Uyum içinde o şarkıyı söyler.

Sanat; insanlığın düşüncesi!

Kırar prangaları, zincirleri,

O tatlı diliyle ele geçirir,

Onundur Tibet, onundur Ren nehri.

Sanat özgür kılar köle halkları,

Özgür halkları ise devleştirir.

II

Ey güzel ülkem, yenilmez Fransa!

O güzel ezgili şarkını söyle!

Şarkını söyle ve gökyüzüne bak!

Sevinç dolu, derinden gelen sesin,

Umududur bütün bu yeryüzünün

Kardeşliğin halkı, ey soylu halk!

Güzel halkım şarkını sabaha söyle!

Akşam olunca bir daha söyle!

Bilirsin ışıldar işleyen demir,

Aldırma geçmekte olan yüzyıla,

Aşkın şarkısını söyle yüksek sesle,

Ve özgürlüğün şarkısını haykır!

Şarkısını söyle kutsal İtalya’nın,

Toprağa gömülen şu Polonya’nın,

Yüreği kan ağlıyor Napoli’nin,

Macaristan can çekişiyor bak!

Dinleyin zorbalar, şarkı söylüyor halk

Aslanın kükreyişini dinleyin!

Victor HUGO-Çeviren: Tozan ALKAN

Günün Fıkrası

Kaza yerinin etrafını polis kordonu ve meraklı bir kalabalık çevirmiştir. Gazetesine iyi bir haber yetiştirmek isteyen muhabir, çemberleri aşamayınca bir kurnazlık düşünerek seslenir: “-Yol verin! Yol verin! Ben kaza kurbanının oğluyum!” Yol verirler, muhabir yaklaşır. Bir de bakar ki; arabanın önünde bir eşek cansız yatmaktadır.

Günün Sözü

Beğendiğimiz bedenlere hayallerimizdeki ruhları koyarak AŞK sanıyoruz…

Shakespeare

Sadece aptalların ciddiye alındığı bir dünyada yaşıyoruz o halde beni anlamıyorlar diye üzülmek niye…

Oscar WILDE

Eğer yürüdüğünüz yolda güçlük ve engel yoksa bilin ki o yol sizi bir yere ulaştırmaz…

Bernard SHAW

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here