Sahi Biz Kimdik?

0
88

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Şehit haberleri gelmeye devam ediyor, ciğerlerimizi söke söke. Yurdun bir bölümü yangın yeri, her yer yıkık dökük, sokağa çıkma yasağı var. Dün acıdığımız ülkelerin başına gelen bizim de başımızda dolanıyor. Gelecek korkutucu görünüyor. Karamsar olmak istemiyoruz kuşkusuz ancak iyimser olmak içinde bir neden bulamıyoruz. İşletmeler kapanıyor, işçiler sokaklara döküldü. Nedeni hala bilinmeyen yangınlar kocaman bir pazar yerini yuttu yok etti, 250’den çok dükkan bir anda  kül oldu. Ortalıkta kocaman yüreğe lök diye oturmuş bir acı, kan ve yoksulluk hüküm sürüyor. Bu ortamdan medet umanlar zenginleşiyor, imar ömründe artmadığı kadar çoğaldı. Bizim İskenderun bile canım güzelliğini o aptal, devasa ultra binalara  sattı. Kendini bir şey sananlarda sürekli konuşup dursunlar. Herkes birbirini suçluyor, gerçek suçlular bundan muaf, Nasrettin hocanın fıkrasındaki gibi suçluyu  dışarıda arıyor.

Ve bir keşmekeştir almış başını gidiyor. Kör oldu gözlerimiz sanki ileriyi göremiyoruz. İçinde bulunduğumuz ortamı doğru algılayamıyoruz. Çok rahat bir şekilde birbirimizi en ağır suçlarla yargılayabiliyoruz! Din, mezhep, laiklik kavramları darmadağın. Konunun uzmanı olması lazım gelen insanlar laikliği tarif ederken kendilerine göre yorumlayarak tarif ediyor ve suçluyor. Mezhep ayrımı, milliyetçilik körüklenmiş nerdeyse amacına ulaşacak seviye gelmiş ve bütün bunlar sadece birileri daha zengin olsun diye planlanmış! Ve biz bunu biliriz ama bilmeyiz ve daha dün komşumuz Suriye’den kaçan halkı, kendini kışkırtmalara karşı koruyamadığı sağduyuya sarılıp vatandaşlar el ele vermediği için suçluyorduk. Ama şimdi biz aynı durumdayız ne yazık ki. Ve en acısı bütün bu olup biten birkaç baronun cebi biraz daha dolsun diye yapılıyor ne yazık ki bu kadar basit!

Ve bu neden  bütün dünyanın kaderini değiştiriyor? Para, para, para diyen  Napolyon’u şimdi daha iyi anlıyorum. Ne kadar  doğru söylemiş meğer? Güç parada. Adalet onda, vicdan onda, kafa onda… Her şeyi kendi kurallarına göre  uyguluyor. İster beğen, ister beğenme, sağduyu, kan bağı,  havayla cıva, kutsal değerler paran varsa onlarda var korkma! Ama ya  hesap günü? O gün para ve bütün bağlantıları havayla cıva olacak! Mendil satan ayağı çıplak, pantolonu delik deşik, saçları pislikten kirden yapış, yapış minik çocukların soğukta titreşmelerinin, kıyıya vuran Aylan bebeklerin vebalini birileri muhakkak bir gün  ödeyecek. Bu kadar basit olmamalı her şey!

Ve sevgili okuyucularım kara tablolar çizmek hiç hoşuma gitmiyor ancak gerçek bu.  Hatta çok daha kötü! Yazmak hoşuma gitmiyor ancak yazıyorum artık uyanalım rahat uykumuzdan diye. Dizilerden, ne giyineceğim, kiminle evleneceğim, kiminle boğuşacağım saçmalığı ile dolu büyük uyuşturucu tv’nin egemenliğinden ve o aptal akılı telefonların bağımlığından. Kendimizi kuşanmalıyız artık. Biz kimdik sahi?

Ve kendimizi yeniden güncellemenin zamanı geldi geçiyor sevgili okuyucularım, sağlık ve sevgiyi ilerde bulamayacağız yoksa. Ancak biz her zaman bunu dileyeceğiz, sağlık ve sevgiyle kalalım birlik beraberlik içinde  sağduyu ve en önemlisi artık kendimizle. Yase

& & & & &

Mısır ülkesinde İslamiyet’in ilk dönemlerine ünlü sufi bilge Dhu Nun yaşarmış. Dhu Nun ve diğer bilge sufiler hakkında genç cahil bir adam bilip bilmeden ileri geri konuşuyormuş. Dhu Nun adama küçük bir ders vermek için genç adamı yanına çağırmış. Parmağındaki yüzüğü çıkarıp adama vermiş ve demiş ki; “Al bu yüzüğü pazara git ve 1 dirheme (gümüş sikke) sat!”

Genç adam sufinin dediğini yapmış. Pazara gitmiş yüzüğü 1 akçeye satmaya çalışmış gel gör ki kimse yüzüğe 1 dirhem dahi vermemiş. Genç adam üzgün bir şeklide Dhu Nun’un yanına geri dönmüş ve pazarda olanları anlatmış. Bunun üzerine Dhu Nun ona şöyle demiş: “Şimdi bir de kuyumcuya git ve yüzüğün değerinin aslında ne kadar olduğunu sor!”

Genç adam kuyumcuya gitmiş. Kuyumcu böyle değerli bir yüzüğü nerden buldun diye sormuş ve yüzüğe tam 10 dinar ( altın sikke) değer biçmiş. Genç adam şaşkınlık içinde Dhu Nun’un yanına geri dönmüş ve kuyumcuda olanları anlatmış. Dhu Nun genç adama son olarak şu sözleri söylemiş: “Senin sufiler hakkındaki bilgin pazardaki insanların bu yüzük hakkındaki bilgisi kadardır.”

Hayatın akışında bilginiz olmadığı konularda dahi fikir yürütüp gerçek değerini bilmeden önyargılarla insanları yanlış değerlendirebilirsiniz ya da siz ne kadar bilgili de olsanız cehaletin hakim olduğu bir toplulukta size hak ettiğiniz değer verilmeyebilir.

& & & & &

Papatyanın Hikâyesi

Koskoca bir bahçede harikulade çiçekler içinde bir papatya… Aşık olmuş, yanmış tutuşmuş ak sakallı bahçıvana… Bir ümit bekliyormuş… Yüzlerce çiçeğin arasından onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin, buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş. Sadece ona değsin makası, sadece ona gülsün dudakları…. Kıskanıyormuş bahçıvanı. Kırmızı güllerden, sarı lalelerden, mor menekşelerden, zambaklardan… Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş bembeyaz yapraklarını… Bir gün aşkı öyle büyümüş ki yapraklarını taşıyamaz olmuş… Eğilivermiş boynu… Toprağa bakıyormuş artık…. “Buna da şükür” diyormuş… Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek… Zaman akıp gidiyormuş… Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş. “Ne var sanki boynumu kaldırsa, bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş… Ve işte bir gün, bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış, incecik bedenini ellerinin arasına almış, elindeki sopayı köklerinin yanına toprağa sokmuş, bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya…

Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı…. Hala göremiyormuş onu ama bedeni kurtulmuş… Uzun bir müddet sonra bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye… Gelen giden yokmuş. Kahrından ölecekmiş papatya… Ama işte bir sabah hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış… Derin bir oh çekmiş… Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş. Birden kendisine doğru gelen iki ayak görmüş. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş… Başka birisiymiş… Adamın elinde bir de makas varmış… Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru…”Ne güzel açmışsın sen böyle” demiş…

Bu gencecik yakışıklı bir delikanlıymış… Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış… “Ama gövden seni taşımıyor” demiş… Elindeki makası papatyanın boynuna uzatmış ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış… Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini… O ak saçlı, ak sakallı yaşlı mı yaşlı bahçıvanı… Birde o gencecik yakışıklı delikanlıyı düşünmüş… Ve o an anlamış neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini. O herşeye rağmen, papatyaya emek vermiş. Ona hiçbir zaman güzel olduğunu, onu sevdiğini söylememiş ama, aslında onu hep sevmiş… Papatya anlamış artık. SEVGİ EMEK İSTERMİŞ… Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini…. Teşekkür etmiş ona içinden… Son yaprağı da kuruduğunda, Biliyormuş artık… GERÇEK SEVGİNİN, SÖYLEMEDEN, YAŞAMADAN VE ASLA KAVUŞMADAN VAROLABİLECEĞİNİ…

Günün Şiiri

Sen Ki Anlarsın

Kendini bir suyun akışında

Ve suları kendi bakışlarında

Bulabilenler bilir bu türküyü.

Sen ki anlarsın

Bir türkü uğruna

Çileler çektin yıllar boyu.

Soluğunda

Yaban menekşelerinin kokusu.

Gözlerinde

Serin pınarların uğultusu.

Dağlar seni yaşardı her gün

Ormanlar sıcak dostluğunu.

Ne zaman çatlasa bir kaya

Bir çığlık düşse sulara

Irmaklar

Adını çizer toprağa.

değil mi ki

Hep o yangınların adına

Adına belasına

Özlemi duyulunca özgürlüğün

Öfkesini göklere çalan

Bir şimşek gibi dalardın yaşama.

Sen ki anlarsın bu yaşamı

Aşklar şimdi hücrelerde tutsak

Düğünler kelepçeli

Doğumlar

Ve çocuklar zindanlarda.

Bunları nasıl anlatayım sana

Bu türküleri nasıl çağırayım

Bu ninnileri nasıl.

Ölüme

Kapkara bir kaygu değil artık

Bembeyaz

Bir kitap diyoruz koltuğumuzda.

Kitapların göğüslerinde kan

Bu kanı nasıl okuyayım sana.

Şimdi devleşen bir öfkenin

Ve sınırlar ötesi bir özlemin

Bildirisi okunurken her gün

Her saat, her dakika,

Can çekişen

Bir çağı yaşıyoruz dünyada.

Sen ki anlarsın bu yaşamı

Okul yolunda telaşlı bir öğrenci

Bir grev sözcüsü işyerinde

Okunan kitap

Yazılan defter

Yükselen bilinç

Ve eriyen cevher

Şimdi sabahın ala şafağında

Doludizgin

Bir at gibi giriyor sulara.

Adnan YÜCEL

Günün Sözü

Uyanık bir tek adam, uyuyan binlerce kişiden daha güçlüdür.

S. Carnot

Her yeni fikir, başlangıçta diğerleri arasında azınlıkta kalır.

Thomas Carlyle

Soyulduğu halde gülen adam hırsızdan bir şey çalmış demektir, boş yere üzülen ise kendi kendini soyar.

William Shakespeare

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here