Sağlıklı Ve Güçlü Olmalıyız Her Zaman

0
55

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bu sabah hava, sevgili hava doğal hali ile salına, salına ilerliyor. Kimseyi aldatmadan… Ama bizler sürekli aldanırız çünkü aldanmak isteriz. Güneş doğunca hava biraz ısınınca biliriz aslında bahara ermediğimizi, daha yağmur ve soğuk geleceğini, artık salt kış mevsiminde olamadığımızda. Buna rağmen seviniriz. Ve hayatı da böyle yaşıyoruz. Bir aldanarak  bir aldatarak… Güneş ve ısınan hava bizi hem aldatıyor, hem ilaç gibi geliyor, kendimizi dibe vurmuş hissederken… Umutlarımız çiçek açıyor. Bademler gibi, erik gibi, portakal limon çiçekleri gibi. Tutunuyoruz incecik dallarına ve diliyoruz ki rüzgâr savurmasın, yağmur dökmesin, incitmesin dolu taneleri tenimizi. Buna rağmen inciniyoruz, dökülüyoruz teker, teker toprağa. Ama umutlarımızı yeşili korumaya çalışıyoruz. Biliyoruz ki yeniden daha güçlü dönmemiz gerekecek. Çünkü hiçbir şey sonsuza dek sürmeyecek.

Ve sevgili okuyucularım bu günlerde herkes gripten perişan durumda. Ve hüzün? Her nedense yine gelmiş kurulmuş başköşeye! İnsan hem hasta hem hüzünlü olamaz ki aslında? Üstelik hüznün battaniyesi yumuşacık sımsıcak, siyahtır gece gibi. Ve hastaların battaniyesine benzemez hiç.   Hastalığın battaniyesi,  ateş kırmızısıdır, yer, yer havaları dökülmüştür. Sıkıntılıdır ve sinirlidir sık, sık çekiştirilmekten ve paylaşılmaktan aptal bir yorganla. Onun öfkesi zahir? Hüznü toplayan getiren  başköşeye oturtan! O, orada otursun dursun sessizce. Bizim işimiz var. Kendimize çok iyi bakmalıyız.

Çünkü sağlıklı olmak zorundayız. Sokaklar bizi bekliyor. Kendimizi, anlatacağız, savunduğumuz her şeyi, insanı, doğayı, hayvanı, havayı, doğruyu, eşitliği, adaleti, kardeşliği… Neydi o? Of, of gripten olmalı? Neydi  kardeşlik, adil olmak falan gerçekten  neydi? Artık bilmiyorum ya!  İşte tamda burada bu durumda bilmek için sağlıklı olmalıyız hep birlikte sevgili okuyucularım.  Ve şimdilik sağlıkla sevgiyle hep birlikte doğruluk ve önyargısız  olarak  el ele ayrımsız gayrımsız  kalalım diyorum… Yase

& & & & &

Üç Heykel

İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.

Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği; birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.

Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu.

Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: “Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver.”

yase-üç insan

Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler.

Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı.

Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi. Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı. İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı.

Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu. Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı: “Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir. Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir. En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır. Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim.”

Günün Şiiri

Hüzün Zaman-Zaman, Deli Dalgalarla Gelir

Hüzün zaman, zaman deli dalgalarla gelir

Gönlümün kıyısına vurur

Aşınan kayalar gibi ruhum

Suskun, yorgun öylece durur

Islak kumlara yazılmış hikâyeler

Ummâna karışır, silinir yavaş, yavaş

Her dalga ömrümden bir şeyler koparır

Ağır, ağır sönen gönlüm

Sakin koyları özler

Son kum tanesi olana kadar

Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir

Gönlümün kıyısına vurur

Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir

Son kum tanesini alana kadar

Beste: Prof. Dr. Selâhattin İçli- Güfte: Cansın Erol

Makam: Kürdîli hicazkâr-Usûl: Nim Sofyan-Semâî

KÜÇÜK PRENS

Küçük prens için
Başladı bu şölen
Küçük prens için
Lepiska saçlı.
Omuzlarına dalga dalga
Dağılıyor bukleleri…
Ve koyu renk gözleri
İki yıldız gibi oynuyorlar,
Kah sönüyor, kah parlıyorlar
Kah pasparlak tutuşarak.
O, yastıktır benim için,
Hem mahmuz, hem taç…
Kurnaz bir canavarla
Çarpışırken titremez elim,
Fakat bu el
Balmumu kesilir onun elceğizinde.
O kaşlarını çatmaya görsün
Bir kaygıyla dolar içim,
Gözünden bir damla yaş düşmeye görsün
Dehşetten sapsarı kesilirim…
Arınmıştır kalbim
Onun kızgın kanıyla,
Ve çarpmaktadır
Sadece onun buyruğuyla…
Küçük prens için
Başladı bu şölen.
Gel bana şövalyem
Yakarışların patikasından!
Gir, efendim benim
Kederin barınağına!
Karşımda
Doğar doğmaz imgen,
Sanki bir yıldız
Opal parıltısıyla
Kederli barınağımı
Baştan başa yeniler:
Gölgeler geri çekilir
Işıkla delinerek,
Güneşin önünde bulutların
Ölümcül yara alması gibi!
Hazırım artık
Yeniden savaşmaya,
Küçük prens için
Onun büyük mutluluğu için!
O, yastıktır benim için
Hem mahmuz hem taç…
Kara bulutlar
Nasıl delinirse güneşle,
Ve nasıl gökkuşagıyla
Yer değiştirirse karanlık;
İşte öyle
Delinir prensin kılıcıyla
Benim barınağımın karanlığı,
Ve leylak renkli bir şafakla
Aydınlanır o anda…
Küçük prensim, ister misin
Döneyim yeniden yaşama?
Gel bana, şövalyem
Yakarışların patikasından!
Gir, efendim benim
Kederin sığınağına!
Senin için ölümü
En yüce ödül sayarım ben!
Küçük prens için
Başladı bu şölen.

Jose MARTI-Çeviren: Ataol BEHRAMOĞLU

Günün Sözü

Bilgili bir ahmak, cahil bir ahmaktan daha çok ahmaktır.

Moliere

Çeneni çalıştırmadan önce, kafanın motorlarının çalışıp çalışmadığını kontrol et!

Dale Carnegie

Ah şu insanlar! Daha bir solucan yapamazken, nice nice ilahlar yarattılar!

Montaigne

İnsan konuşacağı şeyden kırk kat fazlasını bilmiyorsa, konuşmamalıdır.

Dale Carnegie

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here