Işıklar İçinde Yat Polis Kardeşim…

0
34

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Sanki son sözlerin söylendiği bir zaman dilimi içindeyiz. Kaç kez  yazıldı bu söz, kaç kez söylendi. Bazen gerçekten son oldu bazen dillere pelesenk. Ama dün kentimizde intihar ederek yaşamına son veren polis memuru arkadaş… Kalbine sıkarken son kurşunu, son sözünü de söylemiş hayata, bir kez daha söylenmeyecek. O da bir “an” avcısı mıydı acaba? Bir anda kendine yenilip silaha sarıldı? Yoksa anları biriktirip altında ezilenlerden miydi? Nasıl anlar biriktirmişti ki daha bu yaşında onu ezecek sevdiklerinden koparacak? Ahh sevgili kardeşim, ahh..

Keşke son sözünü söylemeseydin, keşke daha çok söylenecek sözlerim var. Yaşanacak çokkk sevgilerim  var diyebilseydin, dimdik dikilebilseydin hayatın karşısına!! Yeniden uyanabilseydin pişmanım keşke yapmasaydım der miydin? Eminim derdin. Keşke son sözünü söylemeseydin be kardeşim keşke! Ama madem söyledin, madem ölümü yaşamaya tercih ettin kararına saygımız büyük. Gittiğin yerde bul inşallah mutluluğu. Sevdiklerinden ayrılmayı göze alacak kadar büyükmüş sıkıntıların madem, rahat uyu inşallah, son istirahat garında seni  sevdiklerinden ayıran düşünceler ne kadar zalimmiş!

Ah sevgili kardeşim ah… Kardeş acısı çok kötü bilir misin? Artık bilemezsin tabi… Ancak geride kalanlar bunu bilecekler sayende. Ama kimse sana kızmayacak. Neden bize yaşattın bu acıyı diye? Çünkü herkes seni seviyor ve kararına saygı duyacak, belki şimdi değil, şimdi acıdan bunu düşünemezleler bile. Ama inan saygı duyacaklar herkesin acısı sevdiği kadar olacak.

Herkes kendisi için üzülecek ayrılık kolay değil be kardeşim. Madem gittin, sevdiklerini  bırakıp, en büyük sevgiliye, bizde seni ona emanet ediyoruz. O sevgili sana rahmet etsin, huzur versin ve affetsin. Geride kalanlara, ailen ve sevdiklerin ve polis arkadaşlarının başı sağ olsun.

Aydınlık içinde yat sevgili kardeşim.

& & & & &

Bu sabah böyle bir yazı yazacağım aklıma gelmezdi, çok derin düşünüyordum. Çok acayip sözler takılmıştı kafama. Ve ağaç katliamını, orman yangınlarını, üçüncü köprünün adını ve çıldıran insanları… Ve 39 ülke arasında  en mutsuz ülke olma özeliğimizi. Ama gazeteyi bir açtım gencecik bir polis nöbette iken sıkıyor kurşunu kalbine. Kardeşim ölümse ölüm diyerek taptaze bir hayattan göçüp gidiyor!! Çok üzücü çok… Yazacaklarımın önemi kalmadı. Hiçbir şey bir insan hayatından önemli değil çünkü.

Ve ağaçlar aslında onlarda insan kadar değerli, ağaç kesen baş kesen demiş  atalarımız. Boşa değil bu söz. Ve son söz söyleniyor. Bu sabah 05’te eylemcilerin çadırları sökülüyor, düşünüyorum, ama boş ver ya ne düşünüyorsun?

Mutsuzmuşuz? Sokakta soruluyor insanlara “Mutlu musunuz” diye. “Neden olalım” diyorlar bir neden var mı? Şu insanlara bakın gülümseyen var mı? Oradan oraya koşturan insanlar trafik, sıcak  hava yoksulluk, faturalar, vergiler, yetmezmiş gibi komşumuzda pişer bize de düşer türünden yaşanan uğursuz günler keskin acılar, kuşkulu korkulu bekleyişler. Kimsede soluk alacak mecal bırakmıyor ki birde üzerine gülümsesin?

Ama her şeye rağmen tuzu kuru olanlar var. Hayatı pikniğe gider gibi yaşayanlar! Gözümüz yok güle, güle yaşasınlar.

Ve yine ve Allah rahmet eylesin gani gani İsmail Cem hocaya diyorum. O önce üslup diyen. Bir türlü onu unutturacak kimse çıkmıyor. Ve üslup bozukluğu sürüp gidiyor. Her tarafta. Amasya ruh ve sinir hastanesinde hasta sayısı geçen yıllara oranla beş misli ararmış? Neden acaba? Mutsuz bir nesil büyüyor ondan olabilir mi? Ve insanlar gerçekten vahşileşti kelimenin gerçek anlamı ile. Onları bu kadar vahşileştiren yoksulluk ve geri kalmışlık mı aslında?

Adam ablasını bıçaklayıp öldürüyor! Tamam öldürdün yetmiyor mu başını gövdesinden ayırıyorsun ve hiç yaptığından dehşete düşmeden orada duruyorsun bu nasıl bir şey? Nasıl bir kin nasıl bir öfke bir zihniyet… Ve bu tür olaylar bütün dünyada hızla artıyor. Bir tez değil bin bir tez konusu aslında.

Ve sevgili okuyucularım. Önemli olan her şeye rağmen yaşayabilmek, dimdik  durabilmek… Ağlanacak yerde ağlayabilmek, kızılacak yerde yeri göğü inletebilmek ama gülünecek yerde kahkaha atabilmek yoksa hayat  bizi daha onu yaşayamadan alır altına  gözümüzün yaşına bakmadan. Mutsuz olmak için nedenlerimiz olabilir ancak mutlu olmak içinde nedenlerimiz var. Beden ve ruh sağlığımız yerinde çok şükür. İyiyi kötüyü ayırt edebiliyoruz. Komşumuz açken biz tok yatmıyoruz. Kuşların börtü böceklerin ve çiçeklerin kokusunu alabiliyoruz güzel  kitaplar okuyabiliyoruz, çocuklarımızın doğum anlarını düşünüp hayatımıza katıkları güzellikleri anımsıyoruz  ve bir sürü yazı yazabiliyoruz ve acıktığımızda bir lokma bir bardak su ile doyabiliyoruz gözümüz başkasında, gönlümüz çorak yaşamıyoruz ohhh daha saysam mutluluk veren şeyler mutsuzluğun  örtebilir valla.  Hepimiz bunlardan bir kaçını düşünebilsek her gün, inanın, toplumsal mutsuzluklarımızı  yenecek gücümüzde olur. Öyle kendi kendimize “kalbime vurur giderim” olmayız.

Ve sevgili okuyucularım valla eski kendimi özlüyorum. Nasıl kahkahalar atardım yeri geldiğinde.  Şimdi artık ancak bir Madonna gülümsemesi yapıştı dudaklarıma. Kaygısız olmadım hiçbir zaman, ama kaygılıda olmadım hiç şimdi gibi.

Hayatı savruk  yaşamadım hep saygı duydum zamana, onunla yürüdüm. Ama şimdi zamandan önceyim acelem var bilinmeyene.

Eski bahçemizde kedilerimiz köpeklerimiz ve çiçeklerimizle taze sulanmış toprağın kokusu buram buram  ailece içtiğimiz beş çaylarını özledim. Fırından yeni çıkan zencefilli kurabiyeleri sımsıcak simitleri…

Ve özlemelerim mutsuzluk vermiyor gelecekte anımsamak için biriktirdiklerim yetiyor. İstediğimde “dön” geriye desem yeter. Ya geçmişimde onlar olmasaydı?

Demek özlemek için güzel  anları biriktirmek gerekiyormuş. Çok duygusalız gibi bu sabah gibi, gibi… Eh işte an avcısı olunca hep med-cezirler yaşanır bizde. Böyle gibi…

Ve şimdi İlyas’ı kızdırmadan noktayı koyalım yazımıza… Sağlık, sevgi, birlik ve beraberlik içinde kalalım sevgili okuyucularım her zaman hep birlikte. Yase

Günün Şiiri

EĞER

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde ‘onca ayrılığın birinci dereceden failidir’ denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse…

Evet Sevgili,

Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!

Can Yücel

 

Günün Sözü

Yetişen Zekâları Kitaplarla Beslemeyen Milletler Acı Çekmeye Mahkûmdurlar.

Flet CHER

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here