Gazipaşa’dan Sevgiler…

0
20

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Korona hanım çok kıskanç azıcık onu unutuyor gibi olsak ki bunun olanağı yok –maske, mesafe, hijyen artık alışkanlıklarımız arasına girdi bir defa-. Hemen kendini anımsatıyor. Aşılar tıkır tıkır yapılıyor, okullar açıldı, bütün önlemler alınmış diye düşünmek istiyoruz. Ona bütün kapıları kapatsak ta ki kapatabiliyor muyuz? O bacadan, pencereden illa bir yerlerden çıkıp kendini gösteriyor. Bu durumda yapacağımız en iyi şey, ona karşı durmaktansa, kendimizi ona karşı güçlendirmek. Doğru beslenme, spor, stresten uzak bir yaşam. Onun en korktuğu şeyler. Çok güzel söylüyorsun diyebilirsiniz, çünkü bendenizde kendime çok güzel söylüyorsun dedim. Çünkü doğru beslenme dedik değil mi? Çarşıya pazara bir çıkın bakalım doğru beslenebiliyor musunuz? Örneğin biz köyde oturuyoruz sağımız solumuz sera. Biber, Domates, Patlıcan, Börülce, Bamya, İncir, Üzüm, salkım saçak elma, badem ağaçları, elimizi uzatsak erişebileceğimiz uzaklıkta. Ama pazara bir gidiyoruz fiyatlar ateş pahası, domatesi yerinden alıyoruz kilo 5’ten aşağı değil, minik şeker domatesleri hatta 10 TL. Erik, şeftali, biber hep yerinden olduğu halde 12 TL’den aşağı düşmedi, ya araya birde aracı girseydi yol masrafı falan? Gazipaşa zengin bir ilçe gerçekten verimli toprakları, bol suyu ve en önemlisi çalışkan insanları ile ideal bir ilçe, bu yıla kadar hiç çöp toplayan görmedik, hiç eskici görmedik sokaklarda, avaz avaz essskkkiiiiiiciii diye bağıran. Türkiye’nin en büyük üretim merkezlerinden biri, Avakado ağaçları salkım saçak sokaklara dökülüyor, kimse elini uzatmıyor, çarşıda 10 TL’den aşağı düşmedi tanesi. Ejder meyvesi ve şu bu o tropikal meyveler hep burada yetişiyor ama cesaretin varsa elini uzat. Yani korona hanıma başkaldırmak için doğru beslenmenin anahtarı azıcık paralı olmak. Ve bu aralar parasızlıktan inim inim inliyor insanlar. Ve TV’lerden vitamin reklamları yapılıyor. Adamın o vitamini alacak parası olsaydı o vitamine de gerek kalmazdı, bazı istisnai durumlar dışında. Ve kredi kartları Allah’ım ya rabbim taciz durumları! -Al ertelemeli öde.- Nereye kadar ertelemeli kardeşim ve ne yazık ki çoğumuz bu tuzakları bile bile suya düşenin yılana sarıldığı gibi sarılıyoruz. Ve böylece korona hanımı gülümsetmemek için borçta boğuluyoruz.

Ve ikinci seçenek; spor olur, işte o. Yürüyüş en ucuz sporlardan biri; yüzmekte tabi denizi bulanlar için? Biz çok şükür denize, havuza yakınız bol bol yüzüyoruz, yürüyoruz ve evde spor yapıyoruz. Belki hayatımızda yaptığımız tek doğru şeylerden biri bu. Ancak bunu yapabilenlerin sayısı ne kadar? Bu da korona hanımın gülümsemesi için kocaman bir neden.

Ve stres vay canını sevdiğim; başımızın tacı, hayatımızın yoldaşı, onsuz olur mu, borç harç içinde yılana sarılmışız, çocuklarımız, üniversite bitirmiş, askerlik yapmış, işsiz güçsüz bunalım içinde biz spor yapmışız sevsinler. Ve stresten uzağız ha? Korona hanım bize valla bütün boynuzları ile gülüyordur.

Neyse kendimizi bari maske, mesafeyle koruyalım. Olur olur tıkış tıkış minibüslerde belki? Kardeşim nemize gerek korunma, biz Allah’a sığınırız. Ya Allah’a inanmayanlar ne yapsın? Onu da o düşünsün yani işimiz gücümüz yok birde onu mu düşüneceğiz. Sevgili diyanet işleri başkanımız. Her ne kadar “inanç sokakta olmasın, mahallede olmasın, insanın içinde olsun diye bir anlayış var. İnanç, insan ile Allah arasında olsun, evine yansımasın, ticaretine yansımasın, siyasetine yansımasın, adaletine, yargısına yansımasın. Diyenleri acayip buluyorsa da biz “evet evde kalsın herkesin inancı efendim” diyoruz. Vicdan, akıl, adalet, sokakta olsun. Onlar varsa zaten her şey vardır. Ama ne pazarda, ne ticarette, ne de adalette bunlar yoksa inançta yoktur ben denizce.

Pazarlar deli ediyor, adaletsizlik, yandaşlık, din sömürüsü, çığırından çıkmış, Afganistan’da adamlar kadınları kesiyor, yakıyor, 13’ünde evlendiriyor, pazarda eşya gibi satıyor ve hepsini din adına yapıyor, akıl, vicdan, adalet nerde? Kaldı ki kitabımızın bize sık sık anımsattığı bu üçlü neden anılmıyor? Hangi kitaptan, hangi dinden, söz ediyoruz? Ve biz din evde kalmasın diyenleri acayipleştiriyoruz.

Valla biz tümden acayipleştik. Korona bizim yanımızda şaşkın kaldı garibim? Ama tabi o bıyık altından gülüyor, el çırpıyor.

Ve sevgili okuyucularım Gazipaşa’da hayat sakin geçiyor, bizde sakin olmaya çalışıyoruz, özellikle bendeniz  elimde kitap, görenleri gülümsetiyorum. Çünkü elimde Don Kamillo adlı kitap serisi var. Aranızda Don Kamillo ile tanışmayan var mı bilmiyorum. Tanımıyorsanız azıcık anımsatayım.

Kitabın ünlü İtalyan yazarı Giovanni Guareschi 1908 yılında doğmuş olan yazar. 1945 yıllarında yazdığı ve büyük beğeni alan II. Dünya Savaşı öncesi Corriere Emiliano ve Bertoldo dergilerinde editörlük yaptı. 1943’te, topçu sınıfında askerlik görevine başladı. Aynı yıl İtalya’nın yaptığı ateşkes anlaşmasından sonra Polonya’da yakalanıp, diğer İtalyan askerleriyle birlikte üç yıl esir tutuldu. Bu günlerini Diario Clandestino isimli günlüklerinde anlatmıştır. Savaştan sonra ülkesine döndüğünde Candido isimli bir hiciv dergisi kurdu. Daha sonraki yıllarda önce Komünistleri, sonra da Democrazia Cristiana’yı (Hristiyan Demokrat Partisi) eleştirdi.

1954’te yayımladığı oldukça tartışmalı düzmece bir savaş dönemi mektubu yüzünden hapis cezasıyla cezalandırıldı. 1956’da kötüleşmeye başlayan sağlığı giderek daha da kötüleşti ve 1957’de Candido dergisinin editörlüğünden emekli oldu.

1968’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Ben deniz okumaya başladığım yaşlarda evimizdeki kitaplığımızda Don Kamillo vardı. Sonradan unutulur gibi oldu geçenlerde Gazipaşa’ya gelirken bir karıştırayım dedim ne var yolda okunacak diye birden karşımda Don Kamilo’nun Cehennem Meleği adlı paramparça olmuş kitabı çıktı, Emre hemen onu düzene soktu, sayfalarını yerleştirdi falan kitap okunacak hale geldi. Ve bendeniz yol boyu minik minik kahkahalarla milleti kendime baktırdığımın ayrımına sonradan vardım. Eve gelince internetten sahaflarda var bilgi olarak sunayım, Nadir kitaptan sipariş verebilirsiniz. Şimdi elimde Don Kamillo’nun küçük dünyası var ve herkes bana bakıyor, okurken ve ne zaman bitireceğim diye bekliyor!

Şiddetle öneriyorum muhakkak okuyun gülmek, düşünmek için!  Özellikle düşünmek için, korona hanımdan korunmak için de çok işe yarar.

Yazar diyor ki; Eğer Don Kamillo yüzünden bana kırılan rahipler olursa, kafamda bir şamdan kırabilir; Peppone yüzünden bana kırılan komünistler olursa sırtımda bir sopa paralayabilir, ama İsa’nın konuşmaları yüzünden bana kırılan olursa yapacak hiçbir şey yok. Çünkü hikâyelerimde konuşan Hz. İsa değil, benim aklımdaki İsa’dır ve vicdanımdır.

Vicdan işte akıldaki tanrı ve herkesinki başkadır. Bu yüzden laiklik çok önemlidir.

Ve sevgili okuyucularım elimdeki kitap bitti, yenisini aldım elime ve şimdilik sağlıkla, sevgiyle kalalım tabi, maske, mesafe, hijyen üçlüsü ve Don Kamillo ile  ayrımsız gayrımsız. Yase

& & & & &

Don Camillo Kitapları

Mondo piccolo ’Don Camillo’ (1948)., Don Camillo’nun Küçük Âlemi, çev. Burhan Felek (İstanbul: Remzi, 1957)., Don Camillo’nun Küçük Dünyası, çev. Özcan Yalım (Ankara: Bilgi, 1982)., Il marito in collogio (1952)., Acele Koca Aranıyor, çev. Osman Canberk (İstanbul: Mizah, 1983)., Il compoyno Don Camillo (1964)., Don Camillo Moskova’da (Don Camillo Yoldaş), çev. Burhan Felek (İstanbul: Altın Kitaplar, 1965)., Don Camillo Moskova’da, çev. Özcan Yalım (Ankara: Bilgi, 1973)., Don Camillo Öykülerinden Seçmeler, Katır İnadı, çev. Adnan Benk (İstanbul: Akbaba, 1957)., Don Camillo ve Cehennem Meleği, çev. Özcan Yalım (Ankara: Bilgi, 1982)., Don Camillo ve Hayırsız Oğul, çev. Özcan Yalım (Ankara: Bilgi, 1971)., Don Camillo Çıkmazda, çev. Özcan Yalım (Ankara: Bilgi, 1972).

Ayrıca; Patates Şövalyeleri, çev. Vedat Üretürk/Gülşen Üretürk (İstanbul: May, 1967)., Oğlum Kızım Hele Karım, çev. Özcan Yalım (Ankara: Bilgi, 1983)., Don Camillo ve Şeytan, çev. Yurdakul Fincancı (Ankara: Bilgi, 1965)., Basın Hürriyeti, çev. ? (İstanbul: Düşün, 1957)., Acele Koca Aranıyor, çev. Osman Canberk (İstanbul: Mizah, Eylül 1983)

Günün Şiiri

Tufandan Sonra

Tufan anısı yatışır yatışmaz,

Bir tavşan, evliya otları, kıpır kıpır çan çiçekleri içinde

durdu, gökkuşağına yakardı örümceğin ağları arasından.

O güzelim taşlar, saklanan – bakıp duran çiçekleri daha şimdiden.

Pis ana sokakta kasap tezgâhları kuruldu; bakır oymaları gibi

yukarıya kat kat yığılmış denize çektiler kayıkları.

Kan aktı. Mavi Sakal’ın orda, – Tanrının mührüyle camları sararttığı

cambazhanelerde, mezbahalarda, Süt ve kan aktılar.

Kunduzlar yuva kurdu hep. “Fincanlar” tüttü kahvehanelerde.

Daha suları damlayan büyük cam evde eşsiz görüntülere baktı

yaslı çocuklar.

Bir kapı çarptı; köy alanında çocuk savurdu kollarını şakır

şakır sağanak altında, – fırıldaklar ve çan kuleleri tepesinde

bütün yel horozları oyunu anladılar.

Bayan Alplere bir piyano yerleştirdi. Ayin ve ilk “bağlaşım”lar

yüz binlerce sunağında kutlandı katedral’in.

Kervanlar yola düzüldü. Allak bullak olmuş kutup gecesiyle

buzlar içinde kuruldu Splandid- Otel.

O günden beri, keki çöllerinde cıvıldaşan çakalları işitti

ay – ve tahta kunduralı çoban şiirlerini, meyve bahçelerinde

gıcırdayan. Sonra tomurcuklanmış mor ulu ormanda Eucharis

baharın geldiğini söyledi bana.

Fışkır ey göl; köpük, köprülerden ak, ormanlar üzerinden aş;

-karaçuhalar, erganunlar, şimşekler, gök gürültüleri, yükselin,

yürüyün; -sular ve hüzünler, yükselin, getirin tufanları yeniden.

Çünkü onlar dağılan bir can sıkıntısı ki… -Ah güzelim taşlar,

gömülen; o açılmış çiçekler! – Ve Ece, gömleği içinde korları

ateşleyen Büyücü Kadın bildiğini hiçbir zaman anlatmak

istemeyecek bize.

Arthur RIMBAUD

Günün Sözü

Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
KONFİÇYUS 

İnsanların yapabileceği en büyük fenalık kendisine olan güvenini kaybetmesidir.
Richard BERNEDİCİ

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here