Çiçeklerin En Nazlısı Manolya…

0
508

Bir “Aşk” bir “Sevgi” diyarıdır İskenderun. Kendine özgü özleşmiş o kadar çok özelliklerini süsleyen değerleri var ki, onları tek-tek anlatmak ve yazmak ayrı hüner ve kalem ister. Kendi varlıklarıyla destanlaşmış kentimizde yaşamak; biz yaşayanlar için ayrıcalık dolu efsanedir.

Zaman içerisinde yayınlanan çeşitli makalelerim içerisinde öne çıkarttığım konuların başında şehrimin değer öğelerinden zevkle bahsederim. Toros Dağlarının akıllara durgunluk veren ihtişamlı uzantısı olan Amanos Dağlarının üzerinde yetişen bitki örtülerinin özelliklerinden, denizimizin ılımanlığından, yaylalarımızdan ve buna benzer kendine has özelliklerimizden yola çıkarak… Unutulmaya yüz tutmuş kültürel coşkuların keyfini yazarken, o anları sizlerle birlikte doyasıya yaşarım.

İskenderun öyle canlı bir coğrafyada yer almasına rağmen, yıllardır gözlerden ırak, kendi halinde doğa ile iç içe yaşamını sürdürmüş, meltem rüzgârlarının etkileriyle oluşan nemin yoğunluğunu narinciye ve tropikal meyvelerine yansıtmıştır. Bölgemize ait özel meyveler, Dünyada tanındığı halde bizler o meyveleri görmüş geçmişiz.

İskenderun havzasında yetişen her türlü sebze ve meyvelerin yanında, mevsimlere göre körfeze yumurta bırakmak için, binlerce kilometre ötelerdeki soğuk denizlerden sürülerle gelen deniz ürünlerinin yanında deniz kaplumbağaları da vazgeçemediğimiz değerlerimizdir.

Bölgemize has balık cinsleri ise bölge insanımıza ve bölgemize gelen misafirlerimize ayrı bir damak lezzeti sunar. Onların en başında İskenderun Karidesi ve Lagos gelir. Sibirya, Kafkaslar, Meksika, Bulgaristan ve Karadeniz bölgelerinin iklim kuşaklarını, Amanoslar üzerinde görmemizin tek nedeni; batıdan doğuya esen meltem rüzgârlarının Amanoslar üzerinde durmasında gizlidir.

Bugün de makalemde yüzyıllardır bizimle beraber yaşayan ”manolya ağacından” bahsetmek istiyorum. Çocukluğum, bu ağacın kendine mahsus çok özel tıpkı limon çiçeği kokusuna benzer egzotik kokuları altında geçti. Yaz ayının son günlerinde çiçek açan bu değerli bitki, sanki yaz hiç bitmesin diye İskenderun’u baştan sona yaydığı kokuları ile donatırdı. Ve özellikle sonbaharın habercisi sıfatıyla da insanlarımıza ayrı bir çağrışım yapmasıyla ünlüydü.

Çocukluk ve gençlik yıllarımda, her sahil dönüşümden evime gidinceye kadar, özellikle manolya ağaçlarının bulunduğu evleri takip eder, onların açtığı çiçeklere hayranlıkla bakar dururdum. Çok makbul bir süs ağacı olduklarından dolayı, onları evlerinin bahçesine eken şehir sakinleri, genelde üst düzey varlıklı ailelerden oluşurdu. Şimdilerde o bahçeleri çok arayıp duruyorum ama o bahçelerin artık çoktan kaybolmuş olduklarını görüyor ve üzülüyorum. Çünkü yerlerine taştan apartmanlar dikilmiş ve o güzelim manolya ağaçlarının efsanevi güzellikleri bir-bir ortadan kaybolmuş ve adeta tarih olmuş halleriyle üzülüp duruyorum.

Kışın yapraklarını dökmeyen iri beyaz çiçekli, parlak yeşil yapraklı bu süs bitkisinin yüksekliği 30 metreye kadar ulaşır. Bazı çeşitleri erguvana ya da kırmızıya yakın renkte çiçek açar. Çok nazik bir bitkidir. Çiçeğini yanlışlıkla burnunuza değirip koklayınca tıpkı bölgemize mahsup fulya çiçeği gibi sararır ve solar. Kökleri yayvan toprağın yüzüne yakın olduğu için bellerken, zedelenmemesine dikkat edilir. Dökülen yaprakları dibindeki toprağa karışıp çürümesi onun için doğal gübre haline gelir. En sevmediği ortam kışın esen sert poyraz rüzgârlarıdır.

Memleketimizde yaşamımızı sürdürürken, kendimize ve kentimize mal olmuş olan değerlerimizin zamanla ortadan kaybolduğunu görmek, biz yaşlarda bulunan insanları gerçekten üzüyor ve kahrediyor. Manolya çiçeği ve ağacı bölge kültürümüze ilham kaynağı olmuş bir bitkidir. Onun ismi bir bayanda, şairlerin şiirlerinde, öykü ve romanlarda olduğu gibi doğum günlerine özleşmiş çiçeklerin içerisinde de yer alırlar. Böyle güzellikler dolu bu bitkinin bölgemizde yeniden canlandırıldığına bir ara şahit olmam bende ayrı bir sevinç kaynağı oluşturdu.

Mete Aslan’ın son dönemiydi galiba, bir gün sahil kenarında dalgın şekilde geziniyordum. Aklıma birden gençliğim geldi. Kız Enstitüsü yakınında her daim önünden geçtiğim ve manolya ağaçlarını izlediğim yerde durdum. Etrafımda o güzide çiçek açan ağaçları aradım ama onları görememenin hoşnutsuzluğuyla doğum evine doğru yürürken, sahil kaldırımları boyunca birer metrelik manolya ağaçlarının sırasıyla dikildiğini görmüştüm. İnanın o an gözlerime inanamadım desem yeridir. Düşünün ben İskenderun’un geçmişinde var olan bir nostaljiyi ararken, manolyaların onlarcasını bir anda karşımda buluverdim. Şimdi çoğu yıpranmış ya da yerlerinde yeller esiyor. Onları oraya diken ve yaşatandan Allah razı olsun derken bu konunun yeniden gündemde tutulmasını arzu ediyorum. Bu sayede İskenderun sahilinden en ücra mahallelerine kadar manolya kokusunu belki biz kuşaklardan sonra gelecek olanlar içlerine sindirerek koklayacak. Bu kokunun aşinası olacaklar. Geçmişimizde var olan Manolya kültürünü kuşaklar boyu devam ettirecekler.

Çiçeklerin en nazlısı manolya… Sevgilerin en gizlisi manolya… Ben seni el sürmeden gözümle de severim. Sen üzülme, sakın solma. Yeter ki mahzun olma manolyam! İskenderun seni asla unutmayacak. Sana sonsuza dek kucak açmış bekliyor manolyam…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here