Bir Soluk Alma Vakti Şimdi…

0
49

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Derin bir soluk almak istiyoruz bu sabah. Çünkü nefes almakta zorlandığımızın ayrımındayız artık

Bir Soluk Al!

Bir soluk al yaşamdan, ta ciğerlerine kadar çek nefesini, nasıl bir güzelliğe sebep olacaklarını o nefeslerin, anla. O nefesle, neler görebildiğine bir bakabilsen. Adet haline gelmiş bakışlarını o bakışların ardına bir çevirebilsen. Yaprağı tek görüp, yeşili ayırıp, fark edemediğini; o yaprağın oluşundaki dalları, kökleri, bilemediğini göremediğini, perde ardında olanları sezemediğini ne zaman anlayacaksın?

Bir soluk al mutluluktan; Mutluluk  donuk, anlık fotoğraflarda  değil; mutluluk, mutluluk oyunu oynamak da değil, onu yüreğinde, gözlerinde, içinde seyretmektir. Hiç sabahın ilk ışıklarıyla çiçeklerin üstündeki buğulu damlaları seyrettin mi? Ya toprağın ilk yağmura kavuştuğundaki saldığı kokuyu, o kokudaki vuslat sevincini duyamayan sen, içinde mutluluğu nasıl yakalayabileceksin? Aslında, ne kadar doğayla bir olduğunu, toprağında, suyunda senden olduğunu, o vuslatı senin yaşamanın gerekliliğini hiç düşünmedin mi? Aklını o soluklarda tekrar al kullan. Hiçbir şeyi anlamamışa benziyorsun. Saklıyorsun bir hazine gibi mutluluk kapısının kilidini. Aç onu. Vurma kilit. Yağma et. Göreceksin ki, fazlasıyla geriye dönecek. Gönül mahzeninde sakladığın, icap ederse kullanırım dediğin ve kendi belirlediğin mutlulukları yerlere, üstüne dök ve kendini de çevreni de tutuştur. Işık saç, bütün renkleri kullan. Zamana bak, binlerce yıl geriye, binlerce yıl ileriye bakabilirsen ve baktığın yerde de kendinin olduğunu  bilebilirsen…

Zaaflarınla, hilelerinle iyiliklerinle, güzelliklerinle, yoğunluğunla korkma. Örnek al. Derin bir soluk al tekrar, bak, o cesareti göster.  Tanımla kendini inancın; sınırsız, şüphesiz, özgür, bütün güçlükleri yenecek kapasitede olmalı korkak değil Kendini mutsuz sevgisiz bırakırsan ancak, karşındaki de mutsuz sevgisiz kalır. Aşılarsın ona beyninden geçen olumsuzlukları. Derin bir soluk al ciğerlerine çek bütün havayı tek bir nefeslikmiş  tek bir nefesin kalmış gibi. Ve sinirlenme, hiçbir yerden küçük rüzgarlar hissedilmez ama dağlardaki karlar görünür… O da sistemin ruhunun gösterisidir. İnsanın küçüklüğünün, büyüklüğünün göstergesidir.

Ruhundaki yaralarla giyinme; ömrünü, mutluluğu, üstüne. Elbiselerin kirlenmesin, yaşamın lekelerle dolmasın, Temizle onları sevgi antiseptiğiyle. İyileşsinler, temelden sil onları… Yaşamla alay edilmez, o hep galiptir, yaşamla dost olmaya bak. Kendine tanrılar efendiler yaratma. Özel tanrıların yerine, bir doğaya baksana. Yarattığın tanrıların; tabiatının, huylarının, hırslarının neticesi olduğunu anlayacaksın. Sonuçta tek başınasın kalabalıklar arasında. Diyebilirsen; kendi dünyandan çıkıp hakiki dünyaya, merhaba de… Karanlıkla yaşama.

Derin bir soluk al. Sevgiyi sana kimse bağışlayamaz. Yaşamını da asla geri veremezler. Sevgi, hayatla arandaki gerçek bağ, gerçek ilişkidir. Başka ağlara takılma. Yaşam mucizesini solukla. Var oluş hakkını kullan dünya planındaki. Cesaretle öfkesiz kuşkusuz basiretini özünü kalkan yap savun kendini, soluklarını kuvvetlice alarak. Kendini, mutluluğunu kemirtme etrafa. Bir çınarın kuvvetle tutunduğu gibi doğaya; sen de yaşama tutun sevinçle. O öyle bir mucize ki asla inkar edilemez.

Soluklan derin derin. İçinden bak, gözbebeklerinle bak. Yaşamla işbirliği yap, barış imzala. Bak kuşlar yine aynı ötüyorlar. Kimi baş şişirdiğini düşünür kimi, serenat yaptığını, kimi de çiçeklere olan aşkını. Sen sonuncuyu bul kulaklarınla. Kuş yuvasındaki minik kuş yavruları gibi teslimiyetle yaşama sarıl. Verilenleri kabul et. Ömür anne seni besler. Yeter ki sen ağzını aç, iste. Yaşam bir şiirdir. Sen insanca bestele onu. Besten buram buram sevgi, insan koksun. Bilmeseler de fark eder yürekler sevgi tınısını. Bahar bahçelerinin kokusunu…

Derin bir soluk al. Her an yeniden başla sevgiye, sevince; yaşadığını hisset güneşte, suda. Onlar yaşarsan var, görürsen var. Hepsi de soluklarında. Neticede yaşam ilk aldığın solukla son verdiğin soluk arasında. Bu iki soluk arasında insan insanca bakmalı, insanca yaşamalı, insanca kokmalı, bütün ritimleri. Müziği yaşamına sokmalı.

Derin bir soluk al sabahları, Yaşama atıl cesurca. Olumsuzlukların; olumlu olayların habercisi olduğunu, gerçeğe giden yol olduğunu bil. Ruh kabızlığının sıkıntısını çekme. O zaman mutluluk hırsızı olursun. Coşkuyla yaşamın kucağına atıl, onu beşik olarak kabul et. İnsanlığı yetiştiren bir beşik… Yaşamın çığlıklarını duymazsan, çağrısını doğadan algılayamazsan, tek yere, tek yöne takılırsan, çözebilir misin yaşamın gizemlerini? Bir bütünün parçasısın, bu bütünde sen varsın… Bu bütüne, tümel akla erişmeye çalış.

Bir soluk al… Derince… İçinden yaşamaya bak, dışına özünü vur…

& & & & &

Ve sevgili okuyucularım sağlık ve sevgiyle hep birlikte kalalım her zaman ön yargısız sağduyu ile. Yase

Şubat Güneşi

Çaycıya su koydu. Çay demlenirken mutfak penceresini açtı oradan da deniz görüyordu. Bir anda etraf canlanmış hayat bulmuş gibi oldu. Ürpererek  buzdolabını açtı. Kahvaltılıkları çıkardı masaya özenle tabakları bardakları peçeteleri dizdi. İşi  bitince  ocağa kahve cezvesini koydu. İki bardaklık suyu ve kahveyi katıp ateşi iyice kıstı. Kahve olana dek Ahmet’te ortaya çıkar diye düşünüyordu. O gelene dek bir tek hareket  yapabilirdi. Hemen yere sırt üstü uzandı üzerindeki ceketi çıkarmıştı.

Sırt üstü olduğu halde ellerinin  üzerine abanarak ayaklarından da destek  alarak köprü yaptı. Başı aşağı sarkmış bedeni yay gibi gerilmiş, yerden yirmi santim yukarda sırt üstü ellerinin ve ayaklarının  üzerinde  yatıyordu. Ahmet, sokak kapısını açtığı an yüzüne soğuk  temiz bir hava çarptı  ve nefis  kahve  kokusu. Kapıyı yavaşça  arkasından örtmeye çalışırken  hava cereyan yaptı  kapı büyük bir  gürültüyle kapandı. Ahmet “eyvah” dedi. Ama kimseden ses seda çıkmayınca da merak etti. Hemen mutfağa doğru yürüdü. Karşılaştığı manzara karşısında ne yapacağını bilemeden bir an  durdu. Zeynep üzerinde kolsuz iç fanila sırt üstü  ellerinin ve ayakların üzerinde  yerden yirmi santim yüksekte yatıyordu. Üzerinden dökülen  pantolonu gerilince aşağı doğru kayıp göbeğini açıkta bırakmıştı.

Ahmet gördüğü manzara karşısında şaşırmıştı ama hemen  kendini toplayıp pencereye koştu. “Sonra donacaksın” diyerek kapattı. “Etraf buz gibi olmuş” ocağın üzerindeki kahve kaynamak üzereydi. Elindeki paketi tezgaha bırakıp kahveye baktı. Zeynep  o arada yavaşça doğrulup yere oturdu. Bir saniye yerde öylece durdu sonra dikkatle kalktı. Üzerini düzelti  düğmelerini açmadan çıkardığı ceketi yine düğmelerini açmadan başından geçirerek hemen giyindi. Ahmet mutfak tezgahına dayanmış kızı izliyordu. Gülümseyerek; “Süper” dedi. “Düğmelerle hiç uğraşmadın.” Oya olsa en azından beş dakikasını harcardı bu iş için. “Ama annem çok kızardı” diye yanıt verdi Zeynep dimdik  ocakta kaynayan kahveyi ocaktan alırken. “Büyük ihtimalle Annem de kızardı hanım efendilere yakışmaz derdi herhalde” dedi Ahmet. “Ben kızıma kızmayacağım böyle giymek isterse” diyerek Zeynep önceden tezgaha koyduğu çay  bardaklarına dikkatle paylaştırdı. Sonra kahve bardağını alıp koltuğa ayaklarını altına alarak  oturdu. Ahmet “Ooo mis gibi  kokuyor ve nihayet günaydın prenses güne hızlı başlamışsınız bugün” dedi. “Evet size de kocaman bir günaydın Ahmet bey. Nerelerdeydiniz?” “Size çikolata almaya gittim Zeynep hanım” dedi.

Ve  mutfak tezgahına bıraktığı kese kağıdından Zeynep’in dün kapıcıdan istediği çikolatayı çıkardı. Dolaptan küçük kenarları bahar çiçekleri ile süslenmiş porselen bir tabak aldı. Çikolataları açıp tabağın tam ortasına yerleştirdi. Zeynep’in hazırladı kahvaltı masasındaki yeşillik tabağından bir dal nane aldı tabağın kenarına yerleştirdi. Zeynep’e uzattı. Zeynep “Teşekkür ederim Ahmetçim çok zarifsiniz” diyerek tabağı aldı. Yanındaki sehpanın üzerine bıraktı. “Sonra yesem olur mu?” dedi. “Ne zaman istersen prenses”

Zeynep kaynamış kahveden, geniş bir yudum çekti ağzı yandı, hemen yuttu  içi kavruldu adeta. “İçini yaktın yine değil mi?” dedi Ahmet kahve bardağını alıp Zeynep’in tam karşısındaki koltuğa yerleşirken. “Yok canım ne münasebet ben böyle seviyorum” dedi. Sonra arka arakaya içtiği  yudumlarla bardağındaki kahveyi sonuna  dek içti. Ahmet hayretle onu izliyordu. Kız bakışlardan rahatsız olmayarak dimdik Ahmet’in gözlerine baktı. “Ve sevgili dostum bazıları sıcak sever” dedi. Ahmet “bazıları da içlerini yakar” diye yanıt verdi. Zeynep solgun ve gözleri mor çukurlara kaçmış olmasına rağmen kır çiçeği gibi taze ve güzel görünüyordu. Başına taç yaptığı saçları doğal olarak çözülmüş omuzlarından beline doğru dökülüyordu. Ahmet ona hayranlıkla bakıyordu, içinden yine ona sarılmak geldi. “Ahmet bey bugün çok yakışıklısınız” diyerek Zeynep düşünceleri ile arasına girdi. “Aslında sizi ilk kez bu sabah net olarak görüyorum gerçekten yakışıklısınız ve kocaman” dedi gülerek. Arkası Yarın

Günün Şiiri

Başsağlığı 

Ben uzaklarda olmalıyım, çok uzaklarda

Acılar unutulduktan sonra

Dönmeliyim.

Ölümlerin karşısında şaşırıyorum

Ne desem ki

Düşünüyorum.

Kalanları ağlıyor gidenin

Benim gözlerim kuru

Herkes bana bakıyor, biliyorum

İçlerinden geçenleri.

Başsağlığı dilemek

Garibime gidiyor

Ölen öldü, sen yaşa

Küçültmeye benziyor.

Beni böyle kitaplar mı yaptı ne

Kağıtlarda gidenlere içlenip ağlayan ben

Hayattaki ölümlerde put gibi duruyorum.

Ben canavar ruhlu muyum?

Bir ölü evinde tek söz söylenmeden

Put gibi duruyorum

Kimse anlamaz derdimi

Ben uzaklarda olmalıyım, çok uzaklarda

Bir yakınım öldü mü?

Behçet NECATİGİL

Günün Sözü

İnsanlar, kötülüğü  arzuları güçlü olduğu için değil, vicdanları zayıf olduğu için yaparlar.

J. S. MİLL

Hayatta gözyaşlarımı hak edecek bir insan görmedim. Ya benim gözyaşlarım gereksiz ya da uğruna gözyaşı döktüğüm insanlar değersiz.

Cemal SÜREYA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here