Vali Ağam Bilir

0
2

Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY…

Yıllar önce, Suriye Osmanlı devletine bağlı iken, Hatay’ın küçük bir bölge ve kasabasında yaşayan fakir, garip ve çalışkan insanları varmış. Bu bölge halkı çalışır üretir ve ürünlerini satarak geçinirlermiş.

Bu bölgede hiç çalışmayan, üretmeyen, zalim mi zalim gaddar mı gaddar, adaletten yoksun bir haydut varmış. Bu haydut kendine bağlı ve kendi gibi çalışmadan geçinen insanları etrafına toplayıp bir çete grubu kurmuş. İnsanlara, adamlarını gönderip yiyecek, hayvan, para yani haraçlar alır adamları ile yermiş.

Bu haydudun zalimliği ve acımazlığı o kadar çok artmış ki, insanlar canından bezmiş ve ne yapacaklarını şaşırıp düşünmeye başlamışlar. Zalimlik öyle bir hal almış ki istenileni vermeyenlere büyük eziyetler yapıyormuş.

Köylüler hayduttan kurtulmak için akşamları gizli-gizli toplanıp çareler arıyor, yakın çevredeki bilgin kişilere gidip görüşmeler yapıyorlarmış.

‘…Bu işin içinden çıkılacak gibi değil, biz bu haraçları vermeye devam edeceğiz…’ diye konuşanlarda varken ‘…vermeyelim, direnelim!’ diyen insanlar da varmış. Bu hal karşısında köy ve bölge halkı iki gruba ayrılmış.

Bir akşam toplantısında biri çıkıp ‘yahu arkadaşlar bugüne kadar hiçbir sonuca varamadık, aklıma bir düşünce geldi. Bilmem kabul eder misiniz?’ deyince diğerleri ‘söyle haydi söyle’ diye bağırmaya başlamışlar.

‘…Bakın bizim köyün en yaşlısı, sizin bunak dediğiniz şu dedemiz var ya, onun fikrini hiç sormadık, bir gidip konuşalım’ deyince bazıları kabul etmiş bazıları da itiraz etmişler.

Sonunda ihtiyarın evine gitmeye karar vermişler ve birkaç kişi yola çıkmış. Yaşlı adamın evine varınca kapıyı çalıp ses vermişler, içeriden oğlu ve gelini buyurun demişler.

İhtiyar yaşlı ama tarlaya gidip ufak tefek işlerde yardımcı oluyor, ata binip diğer çocuklarının yanına da gidebiliyormuş. İçeri giren gruba yaşlı dede ‘hoş geldiniz evlatlar, hayırdır neler oluyor?’ diye sorunca içlerinden biri ‘Dede şu hayduttan bıktık, usandık, çaresiz kaldık’ diyerek olanları anlatmaya başlamış. Dede ‘çocuklar bizde usandık, sizler her akşam toplantıda neler konuşuyorsunuz? Hiçbir hal çaresini bulamadınız mı?’ demiş.

‘…Yok dede yok, ocağına düştük, bu işi ne yap-yap sen çöz, senden başka gidecek kimsemiz yok’ demişler, dede de ‘Neden bugüne kadar gelmediniz? Ben bu işi çözerim!’ deyince köylüler birbirine bakmışlar, kimi gülmüş kimisi de havaya zıplamış. ‘Eeee dede anlat bakalım, nasıl olacak bu iş?’ demişler.

Yaşlı ihtiyar ‘evlatlar bana iyi bir at birkaç da eski altın verin, biraz da yiyecek, bu işi bana bırakın’ demiş. Yaşlı ihtiyarın isteklerini sabah hazırlamışlar, ihtiyar altınları almış orasını, burasını eğmiş, bükmüş ve bazı yerlerini çizmiş kırmış. Ata binen ihtiyar yola çıkmış, az gitmiş, uz gitmiş ve Şam iline varmış. Önüne çıkanlara ‘Vali ağamın evi nerede?’ diye sormuş ve sorduğu insanlar ihtiyara mecnun gözü ile baksalar da birisi tarif etmiş ve valinin evini bulmuş.

Ağa; ülkemizin bazı kırsal bölgelerinde zengin olanlara, bazı bölgelerde de büyük erkek kardeşe denir. “Ağam geldi, ağam söyledi” diye konuşulur.

Valinin evindeki korumalar, atlı yaşlıyı görünce ‘Dur bakalım, nereye böyle? Niçin geldin?’ gibi sorularla durdurmuşlar, ihtiyar da ‘Ben vali ağamı görmek istiyorum, çok önemli!’ diye söylenip durmuş.

Derken, uzun uğraşlar sonunda valinin karşısına çıkmış. ‘Hayrola ihtiyar nedir isteğin?’ deyince, yaşlı adam tam da sırası deyip ‘Vali ağam, vali ağam; bak ben bunları bizim köyde buldum, bunlar bir işe yarar mı?’ diye cebindeki kırık, dökük altınları göstermiş, ‘Bunları bilse-bilse Vali ağam bilir’ diye de eklemiş. Vali altınları hemen elinden almış ve ‘bunlar altın yahu’ deyince, yaşlı adam gülmeye başlamış ‘Gerçekten mi vali ağam!’ demiş ama vali ‘ben bunları bir inceleteyim’ deyince ihtiyarı bir korku almış ve beklemeye başlamış.

Görevli içeri girip ‘Efendim bunlar gerçek altın’ demiş. Vali köylüye ‘başka var mı bunlardan’ deyince de ihtiyar ‘çok bulduk ama haydut hepsini elimizden aldı, birde kimseye söylemeyin dedi…’

Vali, ‘Kimmiş bu haydut?’ diye sorar ve zaptiyelere hemen getirilmesini emreder. Köylü de ‘şu vali ağama da bak, o buraya gelir mi? Seni yanına ister!’ deyince vali hiddetlenir ve ‘o kim oluyor, onu hemen tutup getirin!’ diye emirler verir.

Aslında haydut altın falan almamıştır, bu bir oyundur. Köylü birkaç gün orada misafir edilir ve haydutta konağa getirilir. Haydut böyle bir şeyden haberinin olmadığını, altınları almadığını söylese de vali onu zindana attırır ve ölünceye kadar orada kalır.

İşte böylece bölge ve köy halkı hayduttan kurtulur ve ihtiyar kahraman ilan edilir. Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz. Kuran-ı Kerim’in Nuh Suresi 28. ayetinde ‘Allah’ım zalimlerin helâkını arttır’ diye Nuh Peygamberin dua etmiş olduğu yazılır. Zalimler bir gün elbette helak olacaktır. Sağlıklı mutlu günler dileklerimle hoşça kalınız.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here