
Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’…
Hedef ve Önceliklendirme
28 Mart 2026 tarihli, 2026/35 sayılı karar… 298 sayılı kanunun 14 ve 20. maddeleri gereğince seçimlere katılma yeterliliği belirlenen siyasi partiler… Sayısı kaç biliyor musunuz? Yaşadığım şehrin plaka kodu “KOCAELİ” Ne diyelim… 41 kere maşallah.
Ancak işin ilginç tarafı şu: Listeyi incelediğimde, bu partilerin en az 6 tanesinin varlığını ilk kez öğrendim. Bir an durup düşünmek gerekiyor… Bu kadar çok yapı, bu kadar çok iddia, bu kadar çok hedef… Peki ya sonuç?
Evet… Konumuz: Hedef ve Önceliklendirme. Hayatın her alanında olduğu gibi; yönetimde de, siyasette de, meslek hayatında da asıl mesele; çok şey yapmak değil, doğru şeyi, doğru zamanda yapabilmektir. Öğrencilerime her fırsatta şunu söylerim: Kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerinizi mutlaka belirleyin. Ama bu yetmez… Bu hedeflere ulaşmak için; günlük, haftalık, aylık yapılacaklarınızı yazın. Sonra o listeye bir kez daha bakın. Ve en önemlisi… öncelik sırasını doğru kurun.
Çünkü önceliklendirme; sadece zaman yönetimi değildir, hayatın kendisini yönetebilmektir. Hedefi olan ama önceliği olmayan kişi, yolda çok yorulur. Önceliği olan ama hedefi olmayan kişi ise çok çalışır ama bir yere varamaz. Oysa gerçek başarı; bu ikisini birlikte, doğru kurabilmektir.
Hele ki hedefiniz; bir şehri yönetmek, bir kurumu ileri taşımak, ya da insanlara yön verecek bir sorumluluk almak ise o zaman her gününüz, her kararınız, her tercihiniz; bu hedefe hizmet etmek zorundadır. Unutmamak gerekir ki; kalabalıklar içinde kaybolanlar değil, önceliklerini bilenler yön verir. Gürültü yapanlar değil, odaklananlar iz bırakır.
Belki de asıl soru şudur: Biz gerçekten hedeflerimizin peşinden mi gidiyoruz, yoksa sadece gündemin peşinde mi sürükleniyoruz? Cevap… yazdığımız hedeflerde değil, verdiğimiz önceliklerde saklıdır. Çünkü yönü hedef belirler ama yolu, öncelikler çizer.
Bence Yetmez
Bir kurum düşünün… Zor bir süreçten geçmiş. Sınanmış. Yorulmuş. Ve o sürecin sonunda ortaya çıkan tablo… Kimsenin inkâr edemeyeceği kadar net! Ama buna rağmen bazıları hâlâ aynı cümleyi kuruyor: “Devam edelim…” Sahadan sesler geliyor. Fısıltı değil artık… Açık, net, doğrudan: “Değişim…”
Ama masa başında başka bir gerçeklik var. Orada hâlâ, “Bu isim olmazsa kaybederiz” cümlesi dolaşıyor. Israr var… Hatta ısrarın ötesinde bir inat… Sonra karar veriliyor. Ve karar sahaya göre değil, alışkanlıklara göre alınıyor. Peki sonuç? Aslında herkesin bildiği ama kimsenin söylemek istemediği sonuç…
Ve asıl mesele bundan sonra başlıyor. Çünkü her başarısızlığın ardından bir “sorumlu” aranır. Ve genelde en kolay yol seçilir. Bir kişi… Bir isim… Bir koltuk… Ve denir ki: “Sebep bu…” Ama hayır… BENCE YETMEZ.
Çünkü bir karar, tek bir kişinin cümlesiyle şekillenmez. Bir yanlış, tek başına yapılmaz. Eğer bir hata varsa o hatada, ısrar edenler de vardır, Sessiz kalanlar da… Hatta en çok, “Bu iş böyle yürür” diyenler vardır. Sorumluluk… Paylaşılmadıkça adalet olmaz. Hesap… Eksik kesilirse ders olmaz. Ve ders alınmayan yerde aynı hikâye tekrar yazılır.
Asıl cesaret… bir kişiyi değiştirmek değil, bir anlayışı değiştirmektir. Çünkü isimler gider ama zihniyet kalırsa, sonuç değişmez. Bugün yapılması gereken şey çok açık: Aynaya bakmak… Ama gerçekten… Sadece görünene değil, görmekten kaçınılana da bakmak. Çünkü insanlar artık sadece sonucu değil, süreci de tartıyor. Sadece kim kazandı diye değil, nasıl yönetildi diye bakıyor.
Ve unutulmamalı: Görevler emanettir. Ama kararların yükü kalıcıdır. Eğer bir yerde gerçekten yeni bir başlangıç yapılacaksa bu, sadece isim değiştirerek olmaz. Gerçek değişim… “Bu kadarı yeter” denilen yerde değil, “BENCE YETMEZ” diyebilenlerle başlar.
Ve asıl mesele şudur: Yetmediğini kabul edemeyenler yeteni de kaybeder. Yetmediğini söyleyebilenler ise yeni bir yol açar. Çünkü… Yetmediğini söyleyemeyenler, yetenle yönetmeye mahkûm olur.







