1-Aynı Mutfak, Farklı Zamanlar… 2-Rüzgâr Bahane, Yelken Şarttır…

0
8

Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’

Aynı Mutfak, Farklı Zamanlar

1995 yılı… Mirkelam “Her Gece” ile sahnede. Şarkı hit oluyor, ritim tutuyor, dillerden düşmüyor. Ama mutfağın bir köşesinde biri daha var. Henüz bugünkü TARKAN değil. Geri vokalde, destekçi, sessiz ama işin içinde. Üstelik bu hikâye uzak sahnelerin değil, Kocaeli’nin içinden geçen bir yolun hikâyesi. Biri Karamürsel’den… Diğeri İzmit’ten, Kocaeli Üniversitesi mezunu…

Aynı dönem, aynı mutfak, farklı zamanlar. O yıllarda popçular iç içeydi. Kim önde, kim arkada hesabı yapılmazdı. Birinin şarkısı, diğerinin sahnesi olabiliyordu. Rekabetten çok üretim konuşulurdu. Aynı mutfaktan çıkanlar, aynı tencereden kaşık sallıyordu. Sonra zaman aktı. Tarkan kendi yolunu yürüdü, zirveye çıktı. Mirkelam hafızamızda kaldı.

Bugün Tarkan’ın konserleri yine hit. Mirkelam’ı ise “özler olduk…” Bu tablo bize ne söylüyor? Süreklilik mi? Sürdürülebilirlik mi? Yoksa zamanın adaletsizliği mi? Bilemiyorum. Ama şunu biliyorum: Üretmek; üretirken engelleri bahane etmeden, “artık olmaz” diyenleri kenara koyarak, işe ve değere odaklanarak yol almak her alanda kıymetli.

Sanatta böyle… Hayatta böyle… Siyasette de böyle. Bugün siyasette en kolay cümle şu: “O eskidi.” “Yaşlandı.” “Devri geçti.” Oysa mesele yaş değil. Mesele; ne yaptığı ve ne yapmayı önerdiği… Bir insan; kentine ne kattıysa, ülkesi için ne ürettiyse, hangi krizlerde nasıl durduysa oradan okunmalı.

Yeni olmak tek başına meziyet değildir. Eski olmak da başlı başına kusur değildir. Asıl mesele; aynı mutfakta hâlâ üretip üretemediğin, aynı sofraya hâlâ katkı koyup koyamadığındır.

Mirkelam-Tarkan hikâyesi bize şunu fısıldar: İlk gün nerede durduğun değil, yolda nasıl yürüdüğün belirleyicidir. Kentler de, ülkeler de hafızayla ilerler. Hafızasını çöpe atanların geleceği de zayıf olur. Aynı mutfaktan çıkanları aynı terazide tartmak gerekir. Yaşla değil, üretimle.

Rüzgâr Bahane, Yelken Şarttır

Aristo yüzyıllar önce tek bir cümle kurdu. Ne slogan attı, ne suçlu aradı: “Rüzgârları değiştiremezseniz, yelkenleri doğru açın.” Hayatın en gerçek cümlelerinden biridir bu. Çünkü rüzgâr çoğu zaman bizim dışımızdadır. Ekonomi, coğrafya, afetler, krizler, insanlar… Hepsi birer rüzgâr…

Ama yelken… İşte o bize aittir. Bugün en çok yapılan hata şudur: Rüzgârı suçlamak. Oysa denizcilik şunu öğretir: Yanlış yelkenle, en iyi rüzgâr bile gemiyi hedefe götürmez. Şehirler de böyledir. Kurumlar da. İnsanlar da. Kaynağınız olabilir ama aklınız yoksa; niyetiniz iyi olabilir ama planınız yoksa; çok konuşabilir ama yön tayin edemiyorsanız; o rüzgâr sizi ilerletmez, savurur.

Bir deprem olur, “kader” deriz. Bir kriz çıkar, “şartlar” deriz. Bir iş yürümez, “zamanı değil” deriz. Oysa asıl soru artık şudur: Nereye gidiyoruz? Çünkü yelken yalnızca açılmaz, aynı zamanda istikamete göre ayarlanır. Bugünü kurtaran açılar değil, yarını taşıyan rotalar lazımdır.

Biz rüzgârın yönünü tartışmakla vakit kaybedemeyiz. Önümüzde; daha güvenli şehirler, daha dayanıklı yapılar, daha akıllı sistemler, daha ehil kadrolar vardır. Hedefi olmayan yelken savrulur. Rotası olmayan gemi yorulur.

Bizim derdimiz rüzgârla kavga etmek değil; bu şehir için, bu ülke için, yarını taşıyacak yelkeni bugünden hazırlamaktır. Çünkü rüzgâr hep esecek. Ama biz, yelkeni nereye çevireceğimizi biliyorsak, yarın da orada olacaktır.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here