Otoyollar ve köprüler bir ülkenin sadece ulaşım hatları olmakla kalmaz aynı zamanda ekonomik dolaşım sisteminin atardamarlarını oluşturlar. İnsanlar işe gider, ürünler pazara ulaşır, şehirler birbirine bağlanır. Bu kadar hayati bir altyapının “özelleştirilmesi” ise yıllardır tartışma konusu. Bana göre otoyol ve köprülerin özelleştirilmesi sakıncalıdır. Böylesi bir adımın ekonomik, sosyal ve kamusal açıdan ciddi yansımaları olur.
Öncelikle mesele sadece “işletme verimliliği” değildir. Özel sektörün temel amacı kâr etmektir. Bu doğal ve meşrudur. Ancak söz konusu olan kamuya ait, alternatifi sınırlı ya da hiç olmayan geçiş yollarıysa, kâr amacı doğrudan vatandaşın cebine yansır. Geçiş ücretlerinin artması, özellikle dar ve orta gelirli kesimler için ciddi bir yük oluşturur. Üstelik çoğu zaman bu yolları kullanmak tercih olmaktan çıkar zorunluluk haline gelir. Alternatif güzergâhların ya çok daha uzun ya da yetersiz olması, vatandaşı fiilen “mecburi müşteri” haline getirir.
*Fark Vatandaşın Vergilerine Yansır…
Bir diğer sakınca, kamusal denetimin zayıflamasıdır. Devletin doğrudan işlettiği bir altyapıda karar alma süreçleri en azından teorik olarak kamu yararı üzerinden şekillenir. Ancak özelleştirme sonrası sözleşmeler, garanti geçiş sayıları ve uzun vadeli imtiyazlar gündeme gelir. Bu tür düzenlemeler, kamu bütçesini yıllarca bağlayabilir. Beklenen trafik gerçekleşmediğinde ise fark çoğu zaman hazineden, yani yine vatandaşın vergilerinden karşılanır. Kısacası risk özelleşmez; kamuda kalır.
Meselenin bir de milli güvenlik boyutu vardır ki bu çoğu zaman yeterince tartışılmaz. Otoyollar ve köprüler, afet anlarında tahliye güzergâhı, askeri sevkıyat yolu ve kriz zamanlarında stratejik geçiş hatlarıdır. Bu altyapıların işletme ve veri yönetiminin özel şirketlerin kontrolünde olması, özellikle de söz konusu şirketlerin yabancı ortaklık yapıları bulunuyorsa, güvenlik açısından ciddi soru işaretleri doğurur. Trafik verileri, lojistik hareketlilik ve kritik geçiş noktalarına dair bilgiler, günümüz dünyasında başlı başına stratejik değere sahiptir. Bu alanlarda kamu otoritesinin zayıflaması, ulusal egemenlik tartışmalarını da beraberinde getirebilir.

*Yabancı Sermayenin Kök Salması
Ayrıca özelleştirme süreçlerinde yabancı sermayenin uzun vadeli imtiyazlarla bu altyapılarda kök salması, ekonomik bağımlılık riskini artırabilir. On yıllar süren işletme hakları, sadece ticari değil, siyasi ve ekonomik etki alanı da oluşturur. Kritik ulaşım hatlarının gelir akışının yurtdışına transfer edilmesi, ülke kaynaklarının dışarıya sürekli bir finansal çıkışına yol açabilir. Stratejik sektörlerde yerli ve kamusal ağırlığın azalması ise karar alma süreçlerinde dış etkilerin güçlenmesi anlamına gelebilir. Bu durum, kısa vadeli finansman kazançlarına karşılık uzun vadeli egemenlik ve bağımsızlık tartışmalarını derinleştirebilir.

Savunulan görüş genellikle şudur: “Devlet işletmecilik yapmasın, denetlesin…” Elbette kamu kaynaklarının verimli kullanımı önemlidir. Ancak çözüm, doğrudan özelleştirme olmak zorunda değildir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve etkin kamu yönetimi sağlandığında devlet de bu hizmetleri başarıyla yürütebilir. Üstelik elde edilen gelir yine kamu yatırımlarına aktarılabilir.
Sona gelirsek otoyol ve köprülerin özelleştirilmesi kısa vadede bütçeye gelir sağlayan bir yöntem gibi görünse de uzun vadede sosyal adalet, kamusal denetim, milli güvenlik ve ekonomik bağımsızlık açısından ciddi soru işaretleri barındırır. Ulaşım hakkı, temel bir kamusal hizmettir. Bu hizmetin kâr maksimizasyonu mantığına bırakılması, toplum yararından çok şirket bilançolarını gözeten bir anlayışı güçlendirebilir. Kamuya ait yolların, gerçekten kamunun yararına işletilmesi gerektiğini unutmamak gerekir.





