Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’
Unutmak mümkün mü? Ne 17 Ağustos’u… Ne de çok daha kötüsü, 6 Şubat’ı. Takvim yaprakları düşer. Anmalar yapılır. Cümleler kurulur. Ama acı, takvime bağlı yaşamaz.
6 Şubat bize sadece binaların değil; alışkanlıkların, ihmallerin, “bize bir şey olmaz” kolaycılığının nasıl çöktüğünü gösterdi.
Geçen hafta, işini gerçekten bilen bir inşaat mühendisiyle uzun bir sohbet ettik. Ezber konuşanlardan değil. Hesapla, saha tecrübesiyle ve vicdanla konuşanlardan… Hep içimden geçen düşünceyi, yüksek sesle dile getirdi: “İstanbul’un yüzölçümünün yalnızca yüzde 30’unda yaşıyoruz” dedi. Yani kenti sıkıştırıyoruz. Yukarı doğru zorluyoruz. Yan yana, üst üste, aceleyle…
Oysa yaygın, kısa katlı, planlı yapılarla; başta depremler olmak üzere doğal afetlere karşı çok daha güvenli, çok daha insani, çok daha huzurlu bir hayat mümkün. Ve ekledi: “Bunu başka kentlerde başarmak çok daha kolay…”
Katılmamak mümkün mü?
Az önce haberlerde… Son beş yıldır “en mutlu yaşanacak şehir” olarak anılan Sinop. Bartın… Bugün emlak değeri en yüksek şehirler arasında… Ankara değil. Mega kentler değil. Göğe meydan okuyan beton ormanları değil. Demek ki mesele sadece iş, güç, merkez meselesi değil. Demek ki yaşam kalitesi, güven, ölçek ve insan ölçüsü yeniden değer kazanıyor.
6 Şubat bize bir şeyi daha öğretti. Yardımın da bir adabı olduğunu… Yardım bağırarak yapılmaz. Sağır sultanın duyacağı şekilde hiç yapılmaz. Veren elin, alan eli görmediği; kameraların değil, vicdanların şahit olduğu bir dil gerekir. Eğer destek illa duyulacaksa, bu bir koli fotoğrafıyla değil; ayakta kalmaya çalışan kadınların emeğini görünür kılarak, bir kooperatifin ürününü paylaşarak, “yeniden ayağa kalkıyoruz” demenin zarif bir yolu olmalıdır.
Yardım gösteri değildir. Sürekliliktir. Afet anında değil, hayat yeniden kurulurken anlam kazanır. 6 Şubat bize şunu açıkça söyledi: Şehirlerimizi yeniden düşünmezsek, biz bu acıları sadece anarız; önlemiş olmayız. Gün gelir de… “Keşke” demek istemiyorsak, gün gelir de… aynı fotoğraflara bir daha bakmak istemiyorsak, gün gelir de… aynı cümleleri bir daha kurmak istemiyorsak; şehirleri büyüklükle değil, dayanıklılıkla; kat sayısıyla değil, akıl ve vicdanla ölçmek zorundayız.
Deprem kader değildir. İhmal tercihtir. Bizim hedefimiz nettir: Anmakla yetinenlerden değil, sorumluluk alanlardan olmak. 6 Şubat’ı unutmak mümkün değil. Ama doğru dersleri alırsak, aynı acıları tekrar yaşamak zorunda da değiliz.







