Salih (Suphi ULUSOY Yazdı…)

0
9

Arada Sırada Muhabbet
Suphi ULUSOY / Emekli Öğretmen

Değerli okuyucularım, bugün sizlere Salih’i anlatacağım.

Salih küçük bir kasabanın sakin ve huzurlu mahallesinde tek başına yaşayan, kimi kimsesi olmayan, mahalle halkının sevdiği, yoksul, insanlara küçük yük ve Pazar eşyalarını taşımada yardımcı olan, gururlu; gün çalışır, gün yiyen, tek gözlü odasında yaşayan, söylediği sözleri ile insanları düşündüren, düşündürdükçe de zaman-zaman güldüren garip bir insandır.

Salih insanlara güler yüz gösterir, mahalle halkından hiç kimseyi fakir-garip diye ayırmaz. Her inançtan insana saygı gösterir, çocukların oynadığı oyunları uzaktan seyredermiş. En çokta bisiklete binen çocukları seyredermiş. Çünkü hiç bisiklete binmemiş.

Mahallenin yaşlı insanlarına pazardan ihtiyaçlarını almak için sipariş alır, onların verdiği parayı kaybetmemek için sıkıca tutar ve istenilen sebze-meyveyi alır getirir dualarını alırmış. Mahalleli Salih’i seviyor ve zaman-zaman ona giysi, yiyecek veriyormuş.

Salih bu, her işe koşar da cenazelere katılmaz mı? Katılır tabi, bu arada zaman zamanda camiye gider ellerini açar Allah’a dualar edermiş.

Yine bir Cuma günü mahalledeki camiye gider ve oturup namaz vaktinin gelmesini beklermiş. Artık vakit gelmiş ve imam hutbe okumak için minbere çıkmış, tam okumaya başlayacağı sırada Salih ani bir hareketle ayağa kalkarak yüksek sesle “Hocam bugün hutbeyi ben okuyayım” demiş.

Hoca akıllı, bu sırada Salih ile tartışmaya girer mi, girmez! Ve ortamın bozulmasını istemeyen hoca “Salih, bugün ben okuyayım, gelecek hafta sen okursun” deyince Salih kabul eder ve yerine oturur.

Aradan birkaç hafta geçer ve Salih ortalarda görünmez, hoca da merak edip araştırmaz. İşte bu arada mahallede bir cenaze olur. Kimdir bu? Salih’in de tanıdığı ve amca dediği kişi vefat eder. Salih duyar duymaz eve koşar ve cenaze camiye getirilir. Artık namaz sonrası cenaze mezarlığa götürülecektir ama Salih ortalarda yoktur.

Cenaze mezar başına getirilir ve Hoca bir bakar Salih karşısında duruyor. Hoca ile göz göze gelirler, hoca başını öne eğer ama Salih’ten kurtulamaz. Salih “Hocam hutbe okuyacaktım, unuttum sanma der” ve mezara indirilen cenazenin başucuna eğilerek “Ey amca, eğer yetimin, yoksulun, fakir fukaranın, milletin malını, anlayacağın kul hakkını yedinse, insanlara iftira attınsa, insanlar arasında ayrım yaptınsa işin çok zor. Yok; kul hakkı yemedinse işin kolay” der ve mezardan çıkıp uzaklaşır.

Hepimizin bildiği gibi Rabbimiz “Ey kulum bana Kul hakkıyla gelme” diyerek, kul hakkını affetmeyeceğini bildiriyor.

Bu fani dünyada göklerin ve yerin sahibinin ancak Allah olduğunu; Kuran-ı Kerim’de Nisa suresi 131-132, Bakara suresi 284, Yunus suresi 55 ayette belirtmesine rağmen neden mevki makam peşinde, mal-mülk hırsıyla yaşıyoruz. Ayrıca Hucuret suresi 11 ayette Allah “…Ey müminler bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar kendilerinden daha iyidirler…” der.

Her insanın veya topluluğun bizim gibi düşünmesini, yaşamasını isteyemeyiz. Allah, hepimizi çok daha iyi bilir. Bizler de bir gün bu fani dünyadan ayrılacağımızı düşünmüyoruz.

Kul hakkının olmadığı bir yaşam sürerek fani dünya’dan ayrılmayı Allah nasip etsin. Sağlıklı ve kul hakkının olmadığı günler dileklerimle hoşça kalınız.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here