Şiir ve Şarkıyla Bir Saat, Ömre Bedel

0
57

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Dün gece müthiş bir müzikli gösteri vardı MKÜ Mustafa Yazıcı Konservatuarı Salonunda, Asi Medya Organizasyonu ile. Asi Medya sayesinde yılda en az on tiyatro ve müzikli gösteri değişik sanatçıların konserlerini izleme olanağı bulduk. Doğrusu çok güzel bir hizmet yapıyorlar sanat adına ve İskenderun adına. Onları canı gönülden kutluyorum. Ancak gönül istiyor ki katılım çok daha fazla olsun. Dün salon doluydu ancak bundan önceki oyun Belediye kültür merkezinde sahnelendi. -Terzinin Türküsü.- Çok güzel bir oyundu ancak katılım azdı neden dersiniz? Çünkü salon ne yazık ki doğru düzgün tasarlanmamış. Bunu çoktan beri yazacaktım da, zemin eğimi çok az. Öndekiler sahneyi rahat görebiliyorken arkadakiler ne yazık ki göremiyor. Birde önünüze uzun boylu birileri oturuyorsa hiçbir şey göremiyorsunuz. İlk bölüm uzun boylular için idare ederde ikinci bölümde hiç eğim yok sanki düz bir alan koltuklar art-arda dizilmiş gibi.

Ve doğal olarak bir dolu para verip gelen insanlar sahneyi görmek oyunu ilgiyi dağıtacak bir şey olmadan izlemek istiyorlar. Orada oyun izlediğimizde eğer önde değilsek sürekli boynumuzu germek zorunda önümüzdekileri de, -bir sağ bir sol lütfen kaykılın göremiyoruz- diye uyarmak ve aslında rahatsız etmek zorunda kalıyoruz. Ve oyun güme gidiyor böylece. Yazıcı konservatuarında salon büyük, koltuklar rahat amfi güzel, sahne geniş ancak bir türlü ısıtıcılar çalışmaz. Ne zaman orada da bir şey izlesem soğuktan kesiliyor ellerim ayaklarım ve dün hemen herkes oyundan çok üşüdüğünden söz etti. Belediye kültür merkezinde sıcaktan bunaldık ısıtıcılar ful çalışıyor. Gerçi bendenize göreydi sıcaklık hiç şikâyet etmedim. Ama katılım az olunca salonun durumu yüzünden; artık bunu ertelemeden yazmak farz oldu. Aslında hepimiz belediye kültür salonunu tercih ederiz oyun izlemek için.

Zaten belediye tiyatrosu da yılda en az on kez perdelerini acıyor iki üç oyunla bedava olarak bu harika bir şey. Yani orası sürekli kullanılıyor bu yüzden en kısa zamanda yeniden gözden geçirilmesi  gerekir değil mi? Aynı zamanda belediye sergi salonu da en kısa zamanda galeri haline getirilmeli diyorum. Bu günlerde, yol su elektrik çalışmalarından zaman kalırsa diyeceğim ama kültür ve sanat bölümünün sorumluluğu bu, oraya kaynak aktarılırsa neden olmasın ki? Eminim belediye hemen kazanca girecektir. Maddi manevi. Koltukların döşemelerine dokunulmaması gerekiyor diye de uyaralım onlar yeni ve güzel yani yeni masraf çıkarmaya gerek yok.

Ve dünkü oyuna gelelim. Nazım Hikmet’in Bursa cezaevinde yazdığı mektupların sahneye uyarlanmış hali “Yaşmaya dair”. Müzikli gösteriyi uyarlayan Genco Erkal, Tülay Günal. Nasıl anlatılır bilmiyorum izlemek gerekir. Tek kelime ile mest oldum gözlerimden yaşlar aka aka izledim oyunu. Nazım’la cezaevindeydim sanki yaşadıklarını yaşıyordum. Genco Erkal’ın eşsiz şiir okuması buna nedendi kuşkusuz. Ki o şiirleri defalarca okumuşuz hatta hatmetmişiz. Ancak dün sanki yeniden yepyeni duymuş gibi olduk. Ya Tülay Günal’ın, Zülfü Livaneli’den, Fazıl Say’dan, Cem Karaca’dan, Edip Akbayram’dan derlediği şarkıları seslendirişi yok mu? Tek kelime ile harikaydı. Çok üşümemize rağmen içimiz sımsıcaktı. Ve mest olmuştuk. Birçok kişi bendeniz gibi gözyaşları ile tamamladı oyunu.

Doğrusu gündemin, ülkenin, dünyanın ve hatta evin içindeki huzursuzluğun arasından insanın kendine böyle bir saat gibi zaman ayırması kendine ve çevresine yapacağı iyiliğin en büyüğüdür diye düşünüyorum. Ve Asi Medya adı altında sevgili Ali  bey ve ekibine teşekkür ediyorum.

Ve sevgili okuyucularım Atatürk’ün bir sözü ile noktalıyorum yazımı. “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından bir kopmuş demektir.” Ve biz hayat damarlarımızı her zaman açık tutmalıyız ki yaşadığımızın ayrımına varalım. Sağlık ve sevgiyle kalalım her zaman sevgili okuyucularım hep birlikte. Yase

Günün Şiiri

Ben Senden Önce Ölmek İsterim 

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
Iyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni gorebilesin
Fedakarliğimi anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşiyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar…
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacagız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
Içimden bir şey :
belki diyor.
Nazım Hikmet RAN

Nazım Hikmet Sözleri

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da, hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

O bensizliği göze aldıysa, ben onsuzluktan bir şey kaybetmem.

Gerçek şair kendi aşkı, kendi mutluluğu ve acısıyla uğraşmaz. Şiirlerinde halkının nabzı atmalıdır.

Günün Fıkrası

Bir İyi Bir Kötü Haber

Forsaların çektiği küreklerle mavi Akdeniz’de süzülerek yol alan o zamanın savaş gemisi kadırganın forsa başı öğle yemeğinden önce elindeki kırbacı şaklatarak forsalara; “-Bana bakın… Size bir iyi haberim birde kötü haberim var.” demiş. “-Önce iyi haberimle başlıyorum: Bugün öğle yemeğinde bol tatlı var. Kötü haberime gelince: Kaptan öğleden sonra su kayağı yapacak!!!”

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here